24) KASTAMONU LAHİKASINDAN DERS -2

24) KASTAMONU LAHİKASINDAN DERS -2

ADAD

Hulusi Bey 

KASTAMONU LAHİKASINDAN DERS -2

Hulusi Bey: Hacı Ahmet Ağa yok mu?

-: Bugün yok, bugün yok.

-: Plan çıkmadı..

-: Hem iştirak-i a’mal-i uhreviye düsturuyla, herbir şakirdine, her bir günde binler hâlis lisanlar ile edilen makbul duaları ve binler ehl-i salahatın işledikleri a’mal-i sâlihanın misil sevablarını kazandırıp, herbir hakikî, sadık ve sebatkâr şakirdini amelce binler adam hükmüne getirdiğini; kerametkârane ve takdirkârane İmam-ı Ali’nin (Radıyallahü Anhü) üç ihbarı ve keramet-i gaybiye-i Gavs-ı A’zam’daki (K.S.) tahsinkârane ve teşvikkârane beşareti ve Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın kuvvetli işaretiyle, o hâlis şakirdler ehl-i saadet ve ashab-ı Cennet olacaklarına müjdesi pek kat’î isbat ederler. Elbette böyle bir kazanç, öyle bir fiat ister. Madem hakikat budur. Risale-i Nur dairesinin yakınında bulunan ehl-i ilim ve ehl-i tarîkat ve sofi-meşreb zâtlar, onun cereyanına girmek ve ilim ve tarîkattan gelen eski sermayeleriyle ona kuvvet vermek ve genişlemesine çalışmak ve şakirdlerini teşvik etmek ve bir buz parçası olan enaniyetini, tam bir havuzu kazanmak için, o dairedeki âb-ı hayat havuzuna atıp eritmek gerektir ve elzemdir.

Hulusi Bey: O dairedeki

-: o dairedeki âb-ı hayat havuzuna atıp eritmek gerektir.

Hulusi Bey: Bahtiyar odur ki, var ya bir yerde, “şahsiyetini enaniyetini”

-: Bir buz parçası nev’indeki şahsiyetini ve enaniyetini o havuz içine atıp eritendir.

Hulusi Bey: Hangi havuz?

-: Kevser-i Kur’anî’den süzülen tatlı büyük bir havuzu kazanmak için.

Hulusi Bey: Kazanmak için şahsiyetini, enaniyetini atıp eritmek, onu yok etmek lazım. O enaniyet, enaniyet hem lazım hem de şahsiyetini, enaniyetini hayırda, hayrat-ı hasenatta enaniyeti bırakmamak lazım. Fakat rotayı değiştirir, kötüye doğru giderse Nemrut’laşır, Firavun’laşırsa Allah korusun o enaniyeti hemen ilk yerde bir çukura it, üstüne de toprağı at. Daha kalkmasın.

-: Yoksa Risale-i Nur’a karşı rakibane başka bir çığır açmak ile hem o zarar eder, hem bu müstakim ve metin cadde-i Kur’aniyeye bilmeyerek zarar verir;

Hulusi Bey: İnşaallah dışarıya da ses gidiyor galiba? Pehlivan iki tarafı da idare ediyor.

-: Makine çalışıyor efendim.

Hulusi Bey: Çalışıyor. Çayını iç. Yola çıktığın zaman bir buçuk ton, üç ton, beş ton azami. Şimdi o büyük, büyük vasıtalar sonradan oldu. Fakat bir tonluk, iki tonluk neyse bir buçuk tonluk bir araba eline geçti mi ona elinden gelse on ton yükleyecek. Tabi biz o zaman öyle diyorduk “Eğer fabrika sahibi bilseydi ki bu adam, yani sattığım memleketin halkı buna bu hududu geçerek bu kadar yük yükleyecek, der ki ben satmıyorum. Ben satmıyorum diyecek” Sonra bir de bizim memleketin yolları. Tabi o zaman çıtkırılır fasulye nev’indendi. Şimdi bir parça var. Şimdikiler evvelkilere göre rahmetlik olmuş. Fakat şimdi o yıllarda, Birinci Cihan Harbi’nden sonra Almanlar’ın demir tekerlekli, Birinci Cihan Harbi’nde Almanlar demir tekerlekli kamyonlar filan verdiler. Yani olan yollarımızı da harap ettiler. Çünkü yolların mukavemeti yok. Onlar da bizim yolumuza bu lazım dediler. Bize göre gönderdiler. Yalnız demir tekerlek. Geçtikleri yerin iki tarafını hendek yapıyorlardı. E bu vaziyetten sonra lastik tekerlekli vasıtalar geldi. E yol yok? Neyse şimdiki vaziyetimize şükür. Isparta vilayet-i dahili geldiğimiz yerler inşaallah asfalt, geniş. Neyse bizim gideceğimizi bildiler de onun için. Öyle diyeyim de başka türlü mana akla gelmesin. E bal tutan parmağını yalar. E kendi memleketine hizmet etmesin mi? E bizim de milletvekillerimiz var Allah’a şükür. Ne ediyorlar?

-: Maaş alıyorlar.

Hulusi Bey: Maalesef. Yok bu vasfımız ölsün fakat adamlık vasfımız gözünü açsın, insaf ile baksın. Buyur.

-: Yoksa Risale-i Nur’a karşı rakibane başka bir çığır açmak ile hem o zarar eder, hem bu müstakim ve metin cadde-i Kur’aniyeye bilmeyerek zarar verir; zındıkaya bir nevi yardım olur. Sakın, sakın! Dünya cereyanları, hususan siyaset cereyanları ve bilhassa harice bakan cereyanlar sizi tefrikaya atmasın.

Hulusi Bey: Yani, bilhassa?

-: Harice bakan cereyanlar.

Hulusi Bey: Harice bakan cereyanlar.

-: Bilhassa harice bakan cereyanlar sizi tefrikaya atmasın. Karşınızda ittihad etmiş dalalet fırkalarına karşı perişan etmesin!

اَلْحُبُّ فِى اللّٰهِ وَ الْبُغْضُ فِى اللّٰهِ

düstur-u Rahmanî yerine, el’iyazü billah

اَلْحُبُّ فِى السِّيَاسَةِ وَ الْبُغْضُ لِلسِّيَا

düstur-u şeytanî hükmedip, melek gibi bir hakikat kardeşine adavet ve el-hannas gibi bir siyaset arkadaşına muhabbet ve tarafdarlık ile zulmüne rıza gösterip, cinayetine manen şerik eylemesin.

Hulusi Bey: Orasını bir daha söyle

-: Sakın, sakın! Dünya cereyanları, hususan siyaset cereyanları ve bilhâssa harice bakan cereyanlar sizi tefrikaya atmasın. Karşınızda ittihad etmiş dalalet fırkalarına karşı perişan etmesin!

اَلْحُبُّ فِى اللّٰهِ وَ الْبُغْضُ فِى اللّٰهِ

düstur-u Rahmanî yerine, el’iyazü billah

اَلْحُبُّ فِى السِّيَاسَةِ وَ الْبُغْضُ لِلسِّيَا

düstur-u şeytanî hükmedip, melek gibi bir hakikat kardeşine adavet ve el-hannas gibi bir siyaset arkadaşına muhabbet ve tarafdarlık ile zulmüne rıza gösterip, cinayetine manen şerik eylemesin.

Hulusi Bey: Böyle bu gezişim esnasında bizim şahsımıza karşı bir birleşme oldu. Şahsımıza karşı. Fakat alttan alta duyduğuma göre kurtlar girmiş içeriye. Kurtlar girmiş efkâr dağılmış. Teşettüt-ü efkâr var. Yalnız bizim eskidiğimizin bir faidesi oldu. Hürmet gösterdiler, bir araya geldiler. Sanki ben başka bir cevher varmış gibi. Onlara aynen burada nasıl okutuyorsam orada da okutuyordum. Bir şey olursa, bir varidat gelirse ondanda istifade ettirmeye çalışıyordum bundan başka bir şey yapmıyordum. Fakat ne olursa olsun bir tesanüd vaziyeti hâsıl oluyordu. Ama Allah vere bu araya giren kurtlar çıka da O safiyet avdet ede.

-: İnşaallah. Âmin

Hulusi Bey: Risale-i nurun istediği bu. Safiyet, ihlas, tertemizlik, hiç ğıllu ğış olmaya. Neyse ben bu seyahatimde birşeyi düstur ittihaz ettim. Bunda açıklayayım “Kötüyü görmeyeceğim, kötüyü duymak istemeyeceğim, kötü şeyler beni hiç meşgul etmeyecek” Lillahilhamd gittiğim yerlerde birleşmeler falan oluyordu artık o söylentiler pek kulağıma girmiyordu. Fakat böyle olmak ihitmali de beni endişeye düşürmüyor değildi. Çünkü bazı emarelerle onu da anladım. Fakat inşallah bu ufak temaslarımız bu aradaki pürüzlerin tamamı olmazsa bir kısmen olsun izalesine vesile olmuştur.

-: İnşallah

-: Evet, bu zamanda siyaset, kalbleri ifsad eder ve asabî ruhları azab içinde bırakır. Selâmet-i kalb ve istirahat-ı ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı.

Hulusi Bey: İşte buyurun.

-: Selâmet-i kalb ve istirahat-ı ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı.

Hulusi Bey: Şeyde acib, burda yok o zatı gören. Ankara’ya ilk gittiğim zamanda bir zat güya çalışıyor. Hutbe-i Şamiye’den bir fıkracık almış. Sanki Risale-i Nur o fıkradan ibaret. Ona göre kendisine bir program çizmiş. Baktım ki bir tarafı kötülemek ama ne kadar kötülemek ta yerin dibine sokmak, diğer tarafı da zemzemle yıkayıp rafa koymak vaziyetini temel kaide olarak almış. Neyse oturduk. İsmail’in evinde de beraber … artık benimde sabır şeyi taştı. Dedim ki; “Yahu kırksekiz senedir ben bu işin içerisindeyim. Yani sen mi Risale-i Nurdan anlıyorsun yoksa ben mi? Buna kat’i cevap istiyorum” dedim. “ Daha bir şey söyleyemedi. Risale-i Nur, Hutbe-i Şamiyedeki bir fıkradan mı ibarettir? Risale-i Nur hakkında

وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍ

ayet-i kerimesi olan Kur’an-ı Mübinden tereşşuh etmiştir. Onun için O’ndan tereşşuh eden bu eserlerde de bütün ihtiyaçlarımız, maddi manevi bütün dileklerimizin cevabı vardır Risale-i Nurda. Risale-i Nur Hutbe-i Şamiyedeki bir fıkradan mı ibarettir? Ya sen anlıyorsun, Ya ben. Bu sualime cevap ver.” Ha deseydi ki ben anlıyorum bu kere belki tokat yiyecekti. Ama hiç münasebeti yok. Artık başından büyük halt etmektir.  Ben ne kadar gabi olsam bu kırksekiz senelik bir ömür bu işin içerisinde geçmiş. Ben anlamıyorum da hakikati sen mi anlıyorsun. Hangi zekânla, hangi bilginle neye dayanıyorsun. Yani bir defa Allah muhafaza etti o sesini kesti. Fakat maalesef şimdi çalışması bu. Hizmet ediyor. Bir tane onların o zümreden Van’lı imiş,  bir çocukla görüştüm. On, onbeş dakika biraz görüştüm. İsmail’de yanımda dedi; yumuşadı ha, hiçbir şeyle temas etmiyorlar. Yalnız orada o kaideye bağlı, onunla temas ediyorlar. Yani fesad çok. İfsad edenler, fesada sa’y edenler çok maalesef. Fakat bunlarla durmadığım için daha o kapıyı da kapadım. Ondan sonrada bir daha görmedim. Var, ifsada sa’y edenler var. Fakat maalesef kendi yanlış fikirlerini en doğru fikir olarak ortaya yere koyuyor. Hâlbuki gaye başka. Gaye doğrudan doğruya bir siyasi tesir altında. Onu da başaramazlar. Neyse onuda örtelim. Hem söylersin hem açarsın olmaz.

-: Efendim şöyle diyorlar, bende söylemek istemiyorum ama onlar söylüyorlar bende bunu öğrenmek için soruyorum. Siyasete girmeyelim siyaseti bırakalım da kâfirler mi siyaset ellerine alsınlar.

Hulusi Bey: Ne?

-: Siyasete girmeyelim, siyaseti bırakalım da kâfirler mi siyaseti ellerine alsınlar, biz her zaman mahkûm olalım. Bizim siyasete girmememiz, siyasetten uzak durmamız, tecrid olmamız nasıl olmalıdır efendim? Ne şekilde olmalıdır siyasete karışmamamız?

-: Efendim şey diyorlar “Biz siyasete girmezsek o halde siyasiler hep bu işle kafirler uğraşacak. Dolayısıyla,

Hulusi Bey: Kâfirler meselesi mevzu bahis değil canım.

-: Yani bizim siyasete karışmamamız ne şekilde olmalıdır?

-: Efendim oy vermek siyaset değil herhalde?

Hulusi Bey: Onlarınki siyaset değil. Şimdi tefrika var mı bir şeyde, İslam’ı bölmek var mı? İslam’ı bölmek var, efkarı dağıtmak var mı? O siyaset değildir. Bu siyasetten biz herkesten daha ziyade uzak kaçmalıyız. Efkarı bir araya getirmek, Bozukluğu aramızda tatlılıkla konuşup tashih etmek. Yanlış şeylerimizi düzeltmek için eğer konuşacaksak, aklı erenler bir araya gelsin görüşsünler öyle tashih etsinler. Yoksa fesada sa’y etmekle siyaset yapıyorum diyenler yanlış yapıyorlar. Kanaatım bu. Yani “ihtilaf-ı ümmeti”yi Üstad demiş canım bize söz bırakmamış. “İhtilaf-ı ümmeti”yi yanlış anlıyoruz biz. Ümmette ihtilaf olursa zaifler bir tarafa iltihak ederler bu kere bir adalet olur. Halbuki bizim ihtilafımız ana meselelerde oluyor. Yani bugün ihtilaf etse baba ile oğul, ikisi de beş vakit namazını kılan. Baba oğul arasında fikir ihtilafı olsa onlar ikinci gün kendi tarafında olmayınca babasına dirsek çeviriyor. Ne oldu, tarafgirlik oldu. Babasını reddeder kendi fikrini şey eden bir keşişi iltizam eder. Ne oldu bu? Yani bizde tarafgirlik oluyor, tarafgirlik. İltizam oluyor. Bizden değildir, öteki de diyor ki bizdendir. Bu bizden değildir bizden değildir diyenden şu memleket ondan sonra söze gelirse, bu memleketin %90’ı 99’u bırak hele %90’ı de Müslüman’dır, e işe gelince madem ki efendim gâvurlarda böyle ihtilaf olmuş partiler olmuş. Bundan dolayı terakki etmişler. Memleketlerini gül gibi idare ediyorlar dersen, bilmiyorum gül gibi mi başka bir şey gibi mi idare ediyorlar, o da neticeleri görünüyor. Şimdi biz siyasetle iştigalimizin manası bölünmekse bu bölünmek iyi değil. Bakın netice gösterdi, netice gösterdi. Eğer bölünme devam etseydi yine bölünme devam ediyordu.. Bu kışın değil geçen kışın sonuna doğru üç zat gelmişti bana şeyden, biliyorsunuz herhalde. Onları ben yani memleketin yeniden bir kötü vaziyete düşmemesi için “Madem ki bana itimat ediyorsunuz, öyle ise bölünmeyin” dedim. Benden sordukları şu, biz de dersimizi aldık dediler, Allah selamet versin gittiler, bölünmediler. Bölünmedikleri için ondan sonra o birleşmeyle hasım, zahir hasım tarafına bir birleşme oldu. İşte pamuk ipliği. Yine bundan bir buçuk ay evvel filan yine bir dağılma oluyormuş, fakat o sırada bizim oraya gidişimiz onların yine o bağlarını kopmaktan kurtardı. Zahiri sebep. 

-: Allah razı olsun.

-: Evet, bu zamanda siyaset, kalbleri ifsad eder ve asabî ruhları azab içinde bırakır. Selâmet-i kalb ve istirahat-ı ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı.

Hulusi Bey: Evet bu şahsi düşüncedir. Biz şeye yazmışız iki sene var değil mi o yazıyı yazdığımız. Ferde göre başka. Ferde göre herkesin kendi vicdani bir özgürlüğü var ya, özgüzlük. Özgürlüğün manası bizim anladığımıza göre yani hürriyet, hürriyet-i fikir, hürriyet-i vicdan; onun şeysini sandık başında gösterirsin. “Risale-i Nur şakirdliğini esas gaye tutan adam siyasete girsin mi girmesin mi?”. Sual eğer bu tarzda olursa bu zat siyasetin hiç yanından uğramasın. Siyaseti yalnız sandık başına saklasın. Bizim bununla uğraşacak vaktimiz yok. İştahlılar ise pek çok. Kandırılmaya müsait olanlar pek çok. Onlar varsın seğirsinler, onlar varsın seğirsinler. Bu işle uğraşanlar var. Şimdi bizim burdan, şu okunan derslerden bihakkın istifade etmemiz, ancak bu gibi şeyleri düşünmemekle oluyor. Çünkü görüyorsunuz okunduğu zaman bazen böyle durmak mecburiyetinde kalıyorum. Biraz fikrim meşgul ise istifade edemiyorum ve ettiremiyoruz. Dünyevi bir mesele kafamızı meşgul ederse, hadi siyaset şurada kalsın, dünyevi bir mesele bizi ziyade meşgul ediyorsa hakkıyla istifade edemiyoruz. Ne zamanki ondan sıyrıldık o zaman oradaki manalar bize safi olarak intikal edebiliyor. Hülasa o orda değil ha. Madem ki Kur’andan tereşşuh eden bu zülali, efendim bu da bir havuz olmuş, enaniyeti bırakmakla bundan hakkıyla istifade edilebilir. İşte akil odur ki şahsiyetini, enaniyetini bu kevseri kazanmak için oraya atsın eritsin. Bununla beraber benim siyasetle iştigal etmemem olmuyor diyene karşı “Peki kardaşım öyle ise sen siyasetle iştigal et fakat dikkat et tefrikaya vesile olma, kulubu bir araya getir”. Peygamber (A.S.M.) evet ayat-ı Kur’aniye ile sabit. Ne diyor?   Estaizubillah

إِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَأُنْثَىٰ وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا ۚ إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ ٌ

(Hucurat:13)

Öyle ise Kur’an madem ki bu hakikate işaret ediyor. Derslerimizde bu mevzuda ders var.  Öyle ise biz bunun aksine Peygamber (A.S.M.) “Fitne fesat uykudadır. Uyandırana Allah lanet etsin” bedduasına kendimizi hedef tutmayalım. Fesat da bu işlerden çıkıyor. Yani siz açtınız da bizzarure buna bir parçacık temas ediyorum. Yoksa hiç böyle şeye niyetim yok. Bir tarafta siyasetle iştigal etme diyor, bir tarafta böyle. Eğer te’lif-i kuluba çalışıyorsak, kalpleri bir araya getirmek, ülfete, ünsiyete çevirmek, bürudeti izale etmek, düşmanlığa değil dostluğa hizmet etmek gayesi ile gidiyorsak bölünmeyelim. Çünkü bölünürsek aç kurtlar bekliyor. Aç kurtlar bekliyor. Bölünenler bir kuvvet olamazlar, zaafa düşerler, lokma olurlar lokma. Biz zannediyoruz memleketimiz sükunette. Halbuki harici tesirlerle zehirlenmiş fikirler var, o işin farkında değiller. Onlar muhtelif ajanlarla memleketimize giriyorlar. Kim ne anlar, bu dinden anlar. Onun için yetiştirilmiş adamlar var. Dindarlara bu surette gelip siz bu dinsizlerin şeyine bakmayın. Birine dindar, birine münafık, birine kafir diyerek üç zümreye ayırıyorlar. Yanlış mı? Onun için kafire gidiyorlar “Bunlar sizi küfürle ittiham ediyorlar, halbuki siz Müslümansınız; namaz kılarsınız, oruç tutarsınız, hacca da gidersiniz”, bunlar güya onlara suret-i haktan görünüyorlar. Onun için, bunun için size kafir diyenler kendileri kafirdir. Hadi tırnak. Bunlara karşı düşmanlığı devam ettir. Ötekine geliyor diyor “Size münafık diyorlar.”. “Ne münafığı yahu biz elhamdülillah Müslümanız, namazda kılarız, oruçta tutarız, Allah’ı da birleriz”. Berikine diyorlar da sen de busun. Müslümanlığı esas tutuyorsun. Peygamber (A.S.M.) zamanındaki şeyi giyiyorsun. Halbuki bak bu karşındaki bu münafıktır, bu da kafirdir. Bunların hepsine karşı, e sen o zaman ezilirsin, bunlar arada. Hülasa iyilik taraftarı değiller. Herkes hasımdan gelecek şeyi hangi yönden geleceğini, gayelerinin ne olduğunu keşfetmek lazım. Bu bize rahmet okur mu? Fakat maskelidir bilinmiyor. Bu ecnebi efkar bize müstaid olanların şeysiyle aktarılıyor. Efkar zaten bir şeyden haberi yok. Hangisini dışarıda görse bunu tutuyor. Halbuki tuttuğu şey elmas değil buz parçası. Düşmanlarımız bize rahmet okur mu efendiler?

Elcevap:

-: Okumaz.

PDF Dosyasını İndir Oku

Bir önceki yazımız olan 23) KASTAMONU LAHİKASINDAN DERS-1 başlıklı makalemizde kastamonulahikası hakkında bilgiler verilmektedir.