42) 16. SÖZÜN KÜÇÜK BİR ZEYLİ DERS 3 VE DUA

ADAD

Hulusi Bey

16. SÖZÜN KÜÇÜK BİR ZEYLİ DERS 3 VE DUA

-: zuhur ve nüzul zamanının tebeddülüyle meşietini, iradetini, fâil-i muhtar olduğunu ve ihtiyarını ve hiçbir kayıd altında olmadığını..

Hulusi Bey: Şimdi biz Hacı mesela mayıs ayı rahmet ayı.. ma-i nisan, mah-ı nisa, ma-i nisê. Evet, fakat nisan geçiyor. Yağmurun katresi de düşmüyor. Böyle kuraklıktan korkan halk ne yapıyorlar camilerde dua istiska denilen şeye, belde haricine çıkıp yalvarmaya bir ihtiyaç hissediyorlar. İstiska namazı var. Yağmursuzluk vakti onun zamanıdır diye derste geçiyor. O namazın vaktidir, o duanın vaktidir.  Husuf küsuf namazları, husuf küsuf olmadan o namaz kılınır mı? Onun zamanında kılınacak. Şimdi demek ki bazen adetullah tebeddül eder. Hikmetle ama değiştiren de kendisi, biraz sıkayım, bakayım Allah mı diyorlar, yoksa eyvah rızıksızlıktan öleceğiz mahvolduk gittik. Allah’tan ümidini kesiyorlar. Dar-ı imtihan ya. Böyle de yapar.

-: Amenna ve saddekna..

Hulusi Bey: Bol da verir, bol da verirse oynuyoruz babam. Dar verdi mi şekva, yüzümüzde tebessüm eseri kalmıyor. Duvarlara şikâyet ederek geziyoruz. Mesele burda. Demek ki adetullahın tağayyür ve tebeddülü de vardır. Bu da kulları imtihandır denemedir. Bakayım ne yapıyorlar. E kaht olur ona da vesileler bulunur. Fakat her şeyden evvel fail var. Mutasarrıf-ı Hakiki var. Her şey O’nun yed-i tasarrufunda yed’i kudretinde öyle görmemiz lazım. Her şey vücudundan evvel vücudundan sonra yazılmıştır, mektuptur, diye dersimizde var mı yok mu? Var. Fakat bizim hoşumuza gitmeyen vaziyet oldu mu onu kendi kusurumuzda görmekliğimiz. Ee efendim biz hacet namazı kıldık, yağmur namazına çıktık. Onun için Allah’ın rahmeti de cûş-u huruşa geldi, yüzümüz gülmeye başladı. Bu mu? Bu mu? O namaz yağmuru getirmek için midir? Yine derslerde geçer. Husuf küsuf namazı, ayın yahut güneşin yüzündeki karanlığının, lekenin, perdenin kalkması için midir?

-: Değil

Hulusi Bey: Değil. Peki, orda mı kalsın. Biz yolunda bulunacağız. Şimdi yolculuğa çıkmazdan evvel geçen de okuduk hadislerden birinde iki rekât namaz kıl diyor tavsiye ediyor. İki rekât namaz kıl. Cenab-ı Hakk’ın kaderini inkâr mıdır bu? Ne yapacaksa, nasıl olacaksa, o kader-i ilahi yerini bulacak fakat sana bu tavsiye geldi. Yola çıkacağın zaman iki rekât namaz kıl onunla ne istiyorsun netice? Ya Rabbi senin rızan için ibadet ettim fakat bir yolculuğa da çıkıyorum. Bunda bir şey yani ruhumu rahatlatacak bir sebep ver ya Rabbi, bir endişem var yola çıkıyorum. Yoluculuğumu elemsiz, kedersiz geçireceksen Sensin. Eğer bu da Senin ne takdir etmişsen öyle olur amma ben seni Rahim, Kerim, Ğafur, Mün’im öyle biliyorum. Onun için müracaat ettim. Hem sana ibadet hem hacetimin kazasını senden diledim bu kadar. Bir ümittir def-i bab. Rahmet ümidiyle gidiyoruz. Şimdi burada yapıyoruz bir dua diyoruz ki; ya Rabbi ehl-i imanın bütün hastalarına acil şifa ihsan eyle. Evet, bunların içerisinde bizim zihnimizi işgal edenler de var. Bunlar da dâhildir. Biz yüzümüzü görmediğimiz halde mü’min kardeşlerimizin hepsi bu duaya dâhil mi?

-: Evet!  

Hulusi Bey: Mesela dua ediyoruz.- Min evveli yevmi Hz. Âdem ila yevmine haza-  bütün mü’minlerin ahirete intikal edenlerin ruhları için rahmet diliyoruz. Bunların bir kısmını bir zümresini Cenab-ı Hakk bu rahmetten gayrı mı tutar?

-: Hayır, hayır.

Hulusi Bey: Biz bilmiyoruz ama rahmet-i ilahiye bilir. O da nerden geldiğini bilmez, bir zümre-i muvahhidin demek bana dua etti rahmet-i ilahiye onun için ben mesela azapta isem azabımı hafifletti, belki ref’ etti.  Rahmette isem o rahimane muamele değişti daha vüs’at peyda etti daha şümullendi. Biz ümitle o kapıya müracaat ediyoruz.  Hani eskilerin bize miras kalan şeyi –beyne’l havf ve’r reca- olmalı, – ne oldum dememeli ne olacağım demeli-

لاَتَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ

var. Ye’se düşmek yok. Ümitle o kapıda sebat edeceğiz. Ha!

-:  zuhur ve nüzul zamanının tebeddülüyle meşietini, iradetini, fâil-i muhtar olduğunu ve ihtiyarını ve hiçbir kayıd altında olmadığını izhar edip, yeknesak perdesini yırtarak ve her şey, her anda, her şe’nde, her şeyinde ona muhtaç ve rububiyetine münkad olduğunu i’lam etmekle gafleti dağıtıp, ins ve cinnin nazarlarını esbabdan Müsebbib-ül Esbab’a çevirir. Kur’an’ın beyanatı şu esasa bakıyor.

Meselâ: Ekser yerlerde bir kısım meyvedar ağaçlar bir sene meyve verir, yani rahmet hazinesinden ellerine verilir, o da verir.

Hulusi Bey: Rahmet hazinesinden ellerine verilir, o da verir. Şimdi Hacı öyle bir akıllı gördün mü ki mesela ağaç meyve vermiş, mesela kökünden başlamış paçke, paçke, paçke böyle hep yukarıya doğru, dallarına doğru hep öpe öpe çıkıyor. Öyle olur mu?

-: Yok, olmaz.

Hulusi Bey: Yani minnettar, pıçke pıçke pıçke taaa dala doğru git. Ağaca değil, o odun olmak istidadında olan ağacın elleri demek dallarını, böyle güzel meyvelerle, sana ikram eden in’am eden, ihsan eden Allah var. Şükür O’na hamd O’na. O cahiliyyet şeysi. İman perdeyi kaldırdı, evet fail-i hakikiyi, fail-i muhtarı gösterdi, kim olduğunu bildirdi. Tasarrufata esbabtır onlar perdedir. Hasta iyi olur, doktoru tabib-i müdavi velvele ile gazeteye ilan, teşekkür. Hiçbir tanesini de görmedik ki Allah’a teşekkür etsin. Doktorun da beklediği öyle bir şey bir şöhrettir. Bir kere şöhret oldun mu artık bu çeşit hastası oldu, tamam gazetede ilanı da vardı. Doğru o hastalık için git birebirdir. Üfürüğü öyle tesir eder ki Hacı Ağa sorma. Ee peki o kadar adamı topladılar başına birinin. Hani biri vardı ya birinin. Birinin başına toplandılar fakat ne yaptılarsa, bir tanesini götürdüler bilmem dünyanın öbür.. Altımızdaki memlekete götürdüler. Oranın adı nedir?

-: Amerika..

Hulusi Bey: Amerika’ya..

-: Cehennemin dibine gömünüz..

Hulusi Bey: Yo yoo öyle deme, öyle deme! Fakat götürenler şeylerdi. Esbab bir perde işte oraya götürüyor ki iyi ola. Fakat deseler ki sebebin kıymeti yok. Eğer bunu yaşatacaksa Allah yaşatır. Bu niyyetle götürseler hem sevap kazanırlar, hem sevap kazanırlar hem ağleb-i ihtimal, o hastaya da Cenab-ı Hak, şifaya mazhar eder. Çünkü vasıtaya değil vasıtaları da halkeden her şeyin halikı olan Allah’a müracaat ediliyor. O da o müracaatı, o saili geri çevirmez, ona şifayı eksik etmez, ihsan eder. Hülasa sözden söze fark var. Doktor yetişti kurtardı. Doktor gelmedi yahut yanlış teşhis etti de verdiği ilaç hastayı büsbütün kuvvetten düşürdü onun için gitti. Ee yav ecel! Eğer mütehassıssa mütehassısları da getirdin. Dört beş altı hatta beyne-l milel şöhret olanlar da geliyor, halına vaktına.. Bazısı gidiyor böyle dünyaca itibarlı o kâfiristanın en meşhur yerinde ameliyat oluyor, geliyor. Bazısı sıhhati buluyor, bazısı ömür boyu çekiyor ondan sonra gidiyor. Bunlar gösteriyor ki bize her halükârda biz ehl-i imanız elhamdülillah. İmanlı bilir ki hastalık da kendi kendine gelmez. Belalar da öyle kendi kendine selleme selam gelmez. Bunları bir gönderen var. Bunlara bizim kitabımız, bizim dersimiz hani hususi dersimiz var ya o dersimiz; bunlar memurin-i ilahiyedir, diyor. Onlara ne diyeceğiz merhaba hoş geldin safa geldin, eğer maksadın beni denemek ise bizi denemek ise biz biliyoruz ki bu dünya rahatlık dünyası değil, bu dünya ölümsüz bir dünya değil, buraya gelenler elbette çok şeylere maruz kalırlar. Çok musibetlere, çok hastalıklara uğrarlar. Gözümüzün önünde bunların misalleri pek çok. Benim şahsıma gelen bize de isabet eden bu şeyi gönderen var. Eğer o bizi inim inim inletecekse –

وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلاَ كَاشِفَ لَهُٓ اِلاَّ هُوَۜ

onu bizden defedecek – hu- dan başka var mı? İlla hu.. Ancak O keşfeder, O kaldırır.

Bize Cenab-ı Hak bir lütuf yapacaksa, rahmetiyle tecelli edecekse ona da bir engel var mı? Yok. Hiç kimse ona kadir olamaz ki o nimet bize gelmesin o rahmet bize tecelli etmesin. Perde çekerler mi, Allah’ın rahmetine dur diyebilirler mi? Ha biz öyleyse söz buraya gelince deriz;

     Yâ Rabbi biz her halukârımızda senden rahmet umarız, her halukârımızda senden rahmet umarız, diğer vasıtaların ehemmiyeti yoktur nazarımızda, ancak senin rızanı bekleriz, amelimiz senin rızan için, korkumuz senin rızanı kaybetmektir, senin hakkımızdaki rahmet muameleni değiştirmenizle kötü fiillerimiz sebep olmaktadır. Bizi amel-i hasaneye muvaffak eyle, kalplerimizi Nur-u iman ile pür nur eyle, ahir-u akıbetimizi hayır eyle, tahammül edemeyeceğimiz surette bizi terbiye etme, biz istidadımız icabı çarçabuk şükürden şekvaya geçecek vaziyetteyiz, imtihana kalkarsan, seni başlarız, haddimizi aşarak herkese, her şeye şekva etmeye Allah böyle etti Allah böyle etti. Bu kadar zamandır hastayım, ben nettim ki böyle etti? Kusurumuzu görmemek, senin icraatını anlamamak gibi gaflete düşeriz. Ya Rabb bizi böyle yapamayacağımız, çekemeyeceğimiz şekvaya girmeye müsait olduğumuzu bilirsin, bizi şekva ettirecek vaziyette bulundurma, bizi rahmetine daima layık gör, işlerimizi kolay et, başımıza gelecek belaları kudretinle ref’eyle, gerek memleketimize gerek sair İslam memleketlerine müteveccih her türlü bela ve kazayı rahmetinle tebdil eyle, onları kaldır, tahammülsüzlüğe şekva etmeye bizi mecbur etme, daima sana muti eyle, rahmetinden uzak eyleme, halimiz sana malum bizden kusur muhakkak, senden afuv mutlaktır. Bizim kusurumuzu affetmeye sen kadirsin, lütfunu esirgeme kapınıza gelmişiz nereye gidelim? Sen kapından reddedersen biz sairleri kime yalvaralım?

İşte yalvarıyoruz, ama ifademiz belki bunu canlandırmıyor amma hakikaten ciddi olarak başka var mı kardeşler, yoktur ondan başka müracaat edilecek bir yer yok.

O Erhamurrahimindir, kusurları affedicidir, İnşallah bizi de affeder, bize hak ettiğimiz te’dibi yapmaz da lutfu ile muamelesine layık görür. Geçmiş kusurlarımızı affeder, bundan sonra amal-i hasene için bize bir şevk ve gayret ihsan eder, hayatımız bu suretle pürnur olur, tâ vademiz tamam oluncaya kadar bizi emanette emin kılar, bizi hainlerden eylemez, hain damgasını vurup da bizi yüzümüzü yevmi haşirde inşallah kara etmez.

Orası يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ  tur.

Bizi, Ya Rabbi senin nihayetsiz rahmetinden niyaz ediyoruz ki o iki yüz zamanında bizim yüzümüzü ak eyle, kitaplarımızı sağımızdan verdir.

Amalimizin kabihini يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ sırrınca hasaneye tebdil eyle. Yalnız affına değil aynı zamanda affedilmek icabeden suçlarımızın mağfurîin zümresine ilhak etmek için o günahlar ile geçen zamanımızı amel-i saliha ile geçirmiş gibi bizim hakkımızda, değil biz ona müstahak değiliz fakat senin nihayetsiz lütfundan hiçbir şeyi uzak görmüyoruz bizi bu surette mağfiretine de nail eyle, geçmişlerimize de rahmet eyle, şu mübarek eserleriyle şevke geldiğimiz gayrete geldiğimiz o mübarek Zattan da ebeden razı ol, Haşirde de yine dünyada olduğu gibi ey Ahiret kardeşlerim, ey Risale-i Nur şakirtleri, Kur’an’ın tilmizleri kardeşlerim hepiniz benim bulunduğum tarafa gelin, böyle hepimizi etrafına toplayarak inşallah Habib-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin livası altında haşr u cem’e muvaffak eyle, rahmet-i ilahisinden bunu bekleriz.

Bil-istihkak değil yine tekrar ediyor. İlahi lütfun hudutsuz olduğuna güvenerek bu temennide bulunuyoruz. Ümitvarız, ümitvarız, ümitvar olunuz kardeşlerim! Hakkımızda inayet ve rahmet-i ilahiye devam ediyor.

İşte bu zamanda bile o rahmeti ilahiye – gözle görülür derecede canım daha ne olsun – onun için şekvayı bırakalım şükre girelim şükrün hakkını da inşallah yerine getirmeye muvaffak olalım.

اَشْكُوا بَثّىِ وَ حُزْنِى اِلَى اللّٰهِ

Allah’ım Allah’ım kusurumuzu affet, bizi kendine kul kabul eyle, vademizin hitamına kadar bizi emanette emin kıl, hainlik damgasını vurup yüzümüzü kara eyleme, bütün kardeşlerimizi sıhhat ve afiyette daim eyle, hastalarımıza, dertlilerimize acil şifa ve derman ihsan eyle, yolcularımıza selametler tevfik eyle, ticaretle iştigal eden kardeşlerimizi meşru dairede hoş hoş rızıklandır ve bol bol rızıklandır, hayra müteşebbis kardaşlarımızı o hayırlı teşebbüslerinde bütün engelleri bertaraf ederek -muvaffak-un bilhayr- eyle.  Amin amin..

وَسَلاَمٌ عَلَى الْمُرْسَلينَ وَسَلاَمَةٌ عَلَى الْحَاضِرينَ اِلى يَوْمِ الدّينِ

٭وَالْحَمْدُلِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ اَلْفَاتِحَة مَعَ الصَّلَوَاةُ

PDF Dosyasını İndirmek İçin Tıklayınız.

Bir önceki yazımız olan 41) 16. SÖZÜN KÜÇÜK BİR ZEYLİ DERS 2 başlıklı makalemizde küçük bir zeyl hakkında bilgiler verilmektedir.