46) 10. SÖZÜN 6. HAKİKATİNDEN 4. 5. 6. ESAS DERS 2

ADAD

Hulusi Bey

Hulusi Bey: Bizi akıllılardan sayıyorlar mı? Valla istersen bir kolayını bul, bizi akıldan çıkarın. Akıldan çıksak, mesuliyetten de çıkarız. Mükellefiyet dâhiline girende mutlaka akıl olacak. Mecnun mükellef midir? Deli deli! Sinn-i temyize girmemiş, bebek denecek vaziyetteki çocuk mükellef midir? Değil mi? Öyleise, ya bizler mükellef miyiz? Memur muyuz? Hem mükellef hem memur. Öyleyse bir memur vazifesini ya iyi yapar ya kötüye kullanır. Kötüye kullanan memura mesuliyet var mı yok mu? Dünyada numunesi var mı? En büyük zannettiğini de bir yere götürüyorlar, orada ifadesini alıyorlar. Gözümüzle görüyoruz. Kral iken bir gün bohçasını koltuğuna vurup kalkıp başka bir memlekete gidiyor. Kral efendi nereye? Memleketim işgale uğradı. Kime gidiyorsun? Benden daha büyük krala. E şimdi, biz kime gidelim? O akıllı kral, kendisini himaye edecek bir daha büyük dünyaca daha büyük bir kralı bulup onun himayesine sığınmak, yine ümitle belki lütfeder bir fırsat gelirse bana yine gasb edilen krallığımı verir ümidiyle oraya gidiyor. Bizim himayesine iltica edeceğimiz bir Zat-ı Ecellü ala var mı yok mu?

-: Var. Amenna ve saddakna.

Hulusi Bey: Biz ondan başkasına muhtaç değiliz. Her halükarda ona muhtacız. Eğer ak yüz, kara yüz vaziyeti tahakkuk eder, يَوْمَ تُبْلَى السَّرَائِرُ  denilen şey, gizli şeyler aşikâre olur da kaçacak delik ararsak, yine kime gideceğiz. O yevm-i nedamettir, yevm-i kıyamettir. Yevm-i nedametteki pişmanlığın faydası var mıdır?

-: Yoktur

Hulusi Bey: Var mı? Varsa siz hocasınız herhalde siz bilirsiniz. Şeyh efendi var mı? Belki Diyarbekir’de vardır ya. Hepsini yok ettin gitti. Allah muinimiz olsun Allah. Allah, yalnız dilimizin söylediği ile bırakmasın. Bizi nurumuzu itmam ederek, kusurumuzu affederek huzur-u kibriyasına layık bir yüzle, huzuruna çıkarsın. “Ey kulum! Ey kulum” desin ha bu da yeter bize. Sen benim kulumsun. Çünkü sıkıştığın zaman ya Rab! Bana ciddi bir surette teveccüh edip dönüyordun, ya Rab beni affet, kusur ettim, beni bağışla, diyebiliyordun. İşte şimdi iş meydana çıktı. Benden başka senin kusuruna bağışlayacak, seni beklediğin nimetlerin, en ciddi, en hakikatli asıllarına yetiştirecek, var mı başka bir ilah? Yok, öyleyse inandığına, inandığın gibi muamele göreceğine muhakkak nazarı ile bakabilirsin. Buyur.

 -: Eşya beka için yaratıldığını,

Hulusi Bey: Ne için?

-: Beka..

Hulusi Bey: Eşya beka için yaratıldığını..

-: Fena için olmadığını; belki sureten fena ise de tamam-ı vazife ve terhis olduğu bununla anlaşılıyor ki: Fâni bir şey bir cihetle fenaya gider, çok cihetlerle bâki kalır. Meselâ kudret kelimelerinden olan şu çiçeğe bak ki; kısa bir zamanda o çiçek tebessüm edip bize bakar, derakab fena perdesinde saklanır. Fakat senin ağzından çıkan kelime gibi o gider, fakat binler misallerini kulaklara tevdi’ eder. Dinleyen akıllar adedince, manalarını akıllarda ibka eder. Çünkü vazifesi olan ifade-i mana bittikten sonra kendisi gider, fakat onu gören her şeyin hâfızasında zahirî suretini ve her bir tohumunda manevî mahiyetini bırakıp öyle gidiyor. Güya her hâfıza ile her tohum; hıfz-ı zîneti için birer fotoğraf ve devam-ı bekası için birer menzildirler. En basit mertebe-i hayatta olan masnu böyle ise, en yüksek tabaka-i hayatta ve ervah-ı bâkiye sahibi olan insan; ne kadar beka ile alâkadar olduğu anlaşılır.

Hulusi Bey: Bak ha insanı tarif ederken ne diyor. Ervah-ı bakiye. İnsanlar fenaya gidecek mi? İnsanlar da fenaya gidecek mi? Gidecekler, amma

اَيَحْسَبُ اْلاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًىۜ

bir daha uyandırılmak üzere yatacaklar. Allah’ın borazan başısı olan İsrafil aleyhisselamın borusuyla uyandırılacaklar, uyandırılacaklar.

Sure-i Nebe sonunda en sonunda ne geliyor,  يَا لَيْتَنِي كُنتُ تُرَابًا  bunu böyle diyen kimdir? Tefsirlerin dediğine göre iblis! İblis Âdem aleyhisselama onu balçıktan halk ettin benim gözümün önünde. Ben buna secde etmem. Beni ateşten halk ettin. Ben onun üzerinde yanıyorum diyor. Ben ondan daha efdalim, kanaatinde idi. Fakat ne oldu sonunda baktı ki bütün hayvanlar hepsi mahşerde toplanıp aralarındaki muhakemeleri de yapıldıktan sonra ebedi olarak cennette kalacak bazı numuneler müstesna üst tarafı toprak olacak. Ruhları Baki kalacak, ruhları Baki kalacak. O zaman müfessirler böyle diyorlar.

İblis diyecek ki يَا لَيْتَنِي كُنتُ تُرَابًا  ne olaydı ben de toprak olaydım. O zaman Âdem aleyhisselam’ın topraktan yaratıldığını beğenmeyen o iblis orada pişman. O pişmanlık fayda verir mi? O zaman hakikati anlamak kendisini kurtarmaya yeter mi? Yetmez. Yâ hac kum.

-:  Fiyatını verelim.

Hulusi Bey: Vallahi yorgun olursa hacı hiç dinlemez hele yer de sıcak olursa.

-: Yer çok sıcak Efendi.

Hulusi Bey:  Yer çok sıcak Hacı Ağa! O emanetlerini çıkar üstünde otur. Yani bir yere as demiyorum. Hah öyle çıkar rahat et giderken götürürsün. İtimadın yoksa dışarı asma da üzerine otur. Şimdi vakti başında biraz geçirdik. Vakti biraz başından geçirdik.  Şimdi Çay geldi, pehlivan da fiyatını verdirdi, herkes iştahlandı, çayı içecek. Çay da içmesinler mi? İçsinler fiyatını verdikten sonra içsinler. Fiyatı da kolay canım. Bismillahirrahmanirrahim, yani nimet kimindir?

 -: Allah’ın 

Hulusi Bey:  O’nun namıyla başlamak, onun olduğunu bilmek. Ondan sonra tefekkür deryasına dalmak. Bu çay mahsulü nerede oldu? Kimler bu işte çalıştı? Nihayet o kutucukların içerisine kim koydu? Şuraya kadar gelen o çayın hangi efendiye ait hangi ağaya ait. Fakat daha onu eken de bilmediği halde Halık biliyor ki o çay içerisinden biri de şu cemaat-i İslamiyenin her ferdine bir gün sıcak, sulu, kırmızımsı renkli bir çay olarak verilecek, içerisine şeker atılacak. Şeker nereden gelecek, şeker pancarı kimin? Canım işte falanın filanın, filanı milanı bırak. Fakat o filanında falanın da, şekerin de, pancarın da sahib-i hakikisi mülkün sahib-i hakikisi olan Zattan başkası değildir? Bunu tefekkür ederek, ben Bismillahı şimdi diyorum bir daha Bismillah diyorum. Benim bir yudum hissem var. Elhamdülillah. Ders başladı mı?

-: Timsal-i sureti; zerrecikler gibi tohumlarda kemal-i intizamla, dağdağalı inkılablar içinde ibka ve muhafaza edilmesiyle, gayet cem’iyetli ve yüksek bir mahiyete mâlik, haricî bir vücud giydirilmiş, zîşuur nuranî bir kanun-u emrî olan ruh-u beşer;

Hulusi Bey: Kanun-u emri olan..

-: Kanun-u emrî olan ruh-u beşer; ne derece beka ile merbut ve alâkadar olduğu anlaşılır.

Hulusi Bey: Şimdi şurada söylediği şeyi kısaca tekrar edeyim. Şu içerisindeki mahlûkat masnuat görünüp kaybolmak için mi halk olunmuş? Halık, onu görecek gözleri halk etmiştir. Onlar görüp diyebiliyorlar, şurada bahar mevsiminde şöyle çiçekli bir ot var idi. Renkleri de ayrı ayrı idi. Kendilerine göre kokuları da vardı. Bunları sarmaşıklar gibi sarmaşık denilen şey güneş doğar, güneş doğmazdan evvel açılmış vaziyettedir. Güneş doğduktan sonra az bir zaman geçince, ne yapıyor? Solup bitiyor. Bu kadar mıdır hayatı? Şimdi onu gören her zevat, bahusus bu seyircilerin en mükemmeli, en mükerremi olan insan, gördüğü şeyleri manzaraları unutmaz. Cenab-ı Hak ona ebedi bir cihaz vermiş, hafıza cihazı. Gördüklerini muhafaza edecek bir cihaz vermiş. Ona unutturmamak için veriyor onu. E peki çiçeği unutturmazsa çiçeği ya o çiçek olarak ona göstereni unutmak mı lazım. Ha şu işe bak sarmaşığı halkeden sarmaşığın gelip geçtiğini o bekaya  gidiyor. Senin hafızanda kaydetti. Peki, beyefendi senin Rabbın o çiçeklerin hepsini halketmedi mi? O kadar irili ufaklı karada denizde yaşayan hayvanları, havada uçanları, halkeden hepsinin Halıkı da O değil mi? Ee onları halkedene hepsini aklın eriyor. Bunların hepsinin halıkını bildiğin halde bunların içerisinde seni en mükerrem olarak seçmiş  وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ    buyurmuş. Biz insanoğlunu mükerrem, kerametli halk ettik. İtibarlı bir mahlûktur. Onu her surette bezedik, süsledik. Bütün masnuat içerisinde bir ustabaşı vaziyetine getirdik. Bir fabrika gibi âlemi ona açtık. Herkes bir dille konuşuyor. Bir mesai içerisinde, fırıl fırıl dönüyorlar. Ama döndükleri biri var. Bir pervaneninde döndüğü vardır, onun da bir maşuku vardır. Bir Aşk-ı ilahi istiyor muhabbetullah istiyor, muhabbetullah istiyor “re’sul hikmeti mehafetullah.”

Ya muhabbetullah. Allah muhabbeti olmazsa ne sevmiş? Çiçek sevilir mi böceğin de sevilecek ciheti kalır mı Allahsız? Allah’ı hatırlatan sarı sarı kanatları var, ufak ufak elleri var bir böceği görsek, bunu neye halk etti değil de fakat bunu da böyle acayip bir surette halkeden, buna solmaz bir boyayı vuran var mı? Bu işte senin Halıkın Ma’budundur. Bu sanatların sana gösteriyor. Ben her şeye muktedirim diyor ha. Ne yapman lazım? Böyle bir Allah’a kulluk vazifeni ihmal etmeden, ertelemeden, kusur edersen “estağfirullahi” geciktirmeden, ne yapman lazım? Yapman lazım yani pişmanlık hissetmen lazım – Helekel müsevvifûn’ u-  bilirmiyiz?(*)

Hulusi Bey: Birisi bir şey söylese “Tövbe de tövbe de! tövbe de!”  neye tövbe edeyim. Yani söylediğin hatalı sözden dolayı, Rabbine dön dön dön! Rabbine dön! E döndüm, ama kusurlu bir abd vaziyetinde dön! Günah işledim, bilmeyerek hata ettik. E şimdi efendi darılmayalım ama biz günahkâr mıyız yoksa masum melek miyiz? Günah işlemeye gelince o kadar titizliğimiz var ki bir tek günaha yanaşmak istemiyoruz bizler öyle miyiz? Peki, mevlit sahibinin dediği gibi; “Her nefeste eyledik yüz bin günah. Bir günaha bir gün demedik ah! “ Ne güzel demişler tam bizim gibi ha bizim gibi böyle bir dönüş dönmüş. Ne var orada yatan mı, var hakka dönmeyen mi var? 

-:  hepsi dönmüş elhamdülillah.

Hulusi Bey: Hakka döndük şükür, nereye döneceğiz   وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ   evet.

-: Altıncı esas: Hem anlarsın ki: İnsan, ipi boğazına sarılıp, istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır;

Hulusi Bey: Yani işi anlıyoruz, insan o otlamaya çıkarttığımız gibi yani biraz geniş meraya çıkarttık. İstediği gibi bahar keyfini alsın. Vitaminli maddeyi içeri götürsün, tamam mı? İnsan da onun gibi mi? Çifte koşulacak ineğin babası kardeşi gibi mi? yoksa sütü sağlayacak inek gibi mi? Hangisi gibi? İnsan bunların hepsinin üstünde mükerrem bir mahlûktur. Daha

لَقَدْ خَلَقْنَا اْلاِنْسَانَ فِى اَحْسَنِ تَقْوِيمٍ  ahsen-i takvimde yaratmış Cenab-ı Hak. Yarattıklarının içerisinde en güzel mevkii ona vermiş. Bir bakıma bakarsın bir kumandan, bir zabit vaziyetini vermiş. Bütün mahlûkatın tesbihatını kendi nefsinde toplayıp huzur-u Rabb-ül İzzete takdim edecek bir hali var. Allah Allah… Böyle şey de olunur mu ya! Bizim içimizden insanların büyükleri yetişmiş, onlar tesbihatında ne diyorlar? “Subhaneke ve bihamdike biadedi tesbihati mahlukatike” tesbih ediyor. Onların hepsi müsebbih mi, Yarattıklarının hepsi? Kimisinin dili vardır insandır. O dili ile tesbih eder, Rabbını noksan sıfatlardan tenzih eder. Kimisinin zahir dili yoktur fakat fakat? Evet.

-: İstidat lisanı ile.

Hulusi Bey: İstidat dili var evet.

-: Hal lisanıyla..

Hulusi Bey: O, o da kendi lisanıyla. Demek ki bütün mahlûkat kendilerine mahsus diller ile Cenab-ı Hakkı ne yapıyorlar? Tesbih ediyorlar. Bu bütün mahlûkat dedik. Bütün yaratılmışlar, bunu yaparken sen de bütününün tesbihatına müdahale edecek bir istidadı sana vermiş Rabbın. Sen öyle ise zikirden fari’ ol. Yan üstü yatmak, başka şeylerle meşgul olmak yaraşır mı Ağa efendi? Ne yapalım? Biz derslerimizde bildiğimiz kadarını, öğrendiğimiz kadarını olsun söyleyelim ha! “Ettehiyyatu lillahi” demiyor muyuz?  Bu tahiyyeleri bütününün namına biz kendimiz Cenab-ı Hakk’a takdim ediyoruz. Bile bile, bile bile. Bütün mahlûkların seni kendilerine mahsus lisanlarıyla sana tahiyye ediyorlar, tazim ediyorlar, seni ululuyorlar. Ben de onların şeyine iştirak ediyorum. Ben de onlara katılıyorum. “Ettehiyyatu Lillahi” namazdan dön gel, yine o tarafa her gün tekrarladığımız  إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ    “Ancak sana ibadet ederiz, ancak senden yardım dileriz.” Diyoruz! Ancak Ma’bud olmaya senden başka layık kimse yoktur. Onun için seni ibadete tercih ettik. İbadet senin şanına layıktır. Biz kuluz sen bizim Ma’budumuzsun. Sen Halıksın biz mahlûkuz. Biz günahkârız, müsiiz, fakat sen affedicisin, affı seversin. Bizleri de affet!  Diyebiliyoruz.

Üveysel Karaninin münacatında dediği gibi “ilahi ente Rabbi ve enel abd”  Sen bizim Rabbimizsin. Ben senin kulunum. İşte biz dersiniz biz senin neyiniz? Kulunuz.

Sen Ma’budsun biz senin kulunuz.

Sen Malik’sin biz memlukuz, senin memlükün, kölelerininiz.

Sen Rezzak’sın. Biz senin verdiğin rızkına muhtacız.

Halıkımızı bu vasıflarla tanıyoruz tesbih de ediyoruz. Onun için en kıymetli ibadetimiz olan namazımızda öyle öğretilmiş. Biz öyle diyeceğiz; اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ  Bizi sırat-ı müstakim ehli olan zevatın yoluna irşad et, hidayet et.

-: Âmin

Hulusi Bey:  Çünkü Hadi sensin. Eğer sen bizi, muhafaza etmezsen, biz hidayetten dalalete düşeriz. Bizim hamimiz ancak sen olabilirsin. Kimin himayesine girsek nihayet diyecek ki; ben nefsimin muhafazasından, nefsimin himayesinden, korumasından acizim. Öyle birine müracaat et ki O bütün hidayete ihtiyaç gösterenlerin hepsine hidayeti tevfik etsin, nasib etsin.

 Velhasıl; ibadetlerimizde gösterdiğimiz, işaret ettiğimiz, tasdik ettiğimiz Zat’a samimi olarak bağlanmamız lazım. Ondan medet ve istiane etmekliğimiz lazım. 

Ya Rabbi! Bize yardım et, Ya Rab! Bize hidayet et. Biz hidayete muhtacız. Biz yardıma muhtacız. Sen bize hidayet etmezsen, yardım etmezsen, başka yer yok. Nereye gidelim? İster istemez senin kapından ayrılmayacağız, ahdettik. Bu kanaatle devam edeceğiz. Ta senin huzuruna, yine senin lütfunla, ak yüzle çıkmaya çalışacağız. Eğer Sen muvaffak edersen mümkün olur. Yoksa biz halimizle kendimizi düzeltip Senin huzuruna layık bir vaziyet almayı da beceremiyoruz işin doğrusu bu.

-: Evet evet!

Hulusi Bey: Buradan giriyor bu taraftan vız.. gidiyor. Söyle söyle evet içini çek! Ondan sonra yine bildiğini işle.. Ya Allah kerim ya o kadar kendinin şey etme. Sanki cennetle mübeşşer mişiz gibi de Fesubhanallah! Hayatlarında cennetle müjdelenen zatlar var mı?

-: Var.

Hulusi Bey: Kimler? On zat. On birincisi var mı? Biz, bizler yani bizler şimdi öyle müjdelendik mi? Öyle müjdelendik mi? Yani hayatta iken bize böyle bir müjde verildi mi? Verilmediğine göre ümidimizi kesmek caiz mi?

-: Değil. Caiz değil.

 Hulusi Bey: Dinde ümit kesmek var mı? Olmayınca ümitle bu kapıda durmak kâr-ı akıl mıdır?

-: Evet!

Hulusi Bey: Sebat edeceğiz, sebat edeceğiz. Muvaffakiyeti Rabb-i Rahimimizden niyaz edeceğiz.

سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَليمُ الْحَكيمُ

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ * وَسَلاَمٌ عَلَى الْمُرْسَلينَ * وَسَلاَمَةٌ عَلَى الْحَاضِرِينَ اِلى يَوْمِ الدّينِ * وَالْحَمْدُ للهِ رَبِّ الْعَالَمينَ

Cenab-ı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri, yaptığımız, bu sohbeti imaniyyeyi dergah-ı izzetinde kabule karin eyle! hasıl olan sevab hürmetine ehl-i imanın bütün hastalarına, gerek bundan evvel müfredatıyla söylenenlerin gerekse umumen ehl-i imanın hastalarına acil şifalar, bütün dertlilere acil devalar, borçlulara ve musibetzedelere o elemlerden kurtulmalar, yolculara selametler, cümlemize dareynde selametler ve saadetler  nasib-i müyesser eyleye, cümlemizin ahir-i akıbetimizi hayır eyleye. Burada Kur’anın nuru altında lutfuyla toplayan O Rahmanur-Rahîm-i Kerim olan Allah’ımız, ahirette de, ruzu-u haşirde de, Habab-i Ekrem (S.A.V.)’in livayı hamd adıyla müsemma sancağı altında eksiksiz hepimizi yani ehl-i tevdid, ehl-i iman, ehl-i İslam bütün din kardeşlerimizi, bilhassa Risale-i Nur şakirtlerini inşallah hiçbir tefrikaya uğratmadan, oradan da parçalatmadan hepsini beraber o haşri azamda toplar, bizi nihayetsiz rahmeti ile taltif eder. Şefaatı uzmaya bizi müstehak edecek bir halde bulundurur. Rahmet-i ilahiyeden ümit varız, bizi burda toplattığı gibi orda da inşaalah toplattırır, burda hesapsız kusurlarımızı nazar-ı müsamaha ile af ile karşıladığı gibi orada da bütün kusurlarımızdan sıyırır, siler süpürür,

“ يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّاَتِهِمْ حَسَناَتٍ  ”

sırrına mazhar eder. Rahmetiyle hakkımız da muamele eder. Ya Erhemerrahimin lütfuna muhtacız affına muhtacız bizi mağfurin zümresine ilhak eyle. Orada, burada görme imkanını bize vermediğin, fakat hasretini çektiğimiz hem Cennetini, hem rızanı, hem likanı, üçünü birden istiyoruz. Bu üçünü de ikmal et hakkımızdaki nimetlerini ikmal eyleye.

Amin

وَسَلاَمٌ عَلَى الْمُرْسَلينَ وَسَلاَمَةٌ عَلَى الْحَاضِرينَ اِلى يَوْمِ الدّينِ

٭وَالْحَمْدُلِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ اَلْفَاتِحَة مَعَ الصَّلَوَاةُ٭

(*) Naşir: Sonra yaparım diyenler helâk oldu.

PDF Dosyasını İndirmek İçin Tıklayınız.

 

Bir önceki yazımız olan 45) 10. SÖZÜN 6. HAKİKATİNDEN 4. ESAS DERS 1 başlıklı makalemizde 10.söz 6.hakikat 4.esas hakkında bilgiler verilmektedir.