65) ONBEŞİNCİ MEKTUB DERS-1 (Velayet-i kübra, velayat-i süğra’nın izahı)

65) ONBEŞİNCİ MEKTUB DERS-1 (Velayet-i kübra, velayat-i süğra’nın izahı)

ADAD

Hulusi Bey

ONBEŞİNCİ MEKTUB DERS-1

(Velayet-i kübra, velayat-i süğra’nın izahı)

11/01/1975 cumartesi gecesi

Hulusi Bey: 

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ عَيْنِ الْعِناَيَةِ كَنْز ِالْهِداَيَةِ اِماَمِ الْحَضْرَةِ اَمِينِ الْمَمْلَكَةِ طِراَزِ الْحُلَلِ ناَصِرِالْمِلَلِ تاَجِ الشَّرِيعَةِ سُلْطاَنِ الطَّرِيقَةِ بُرْهاَنِ الْحَقِيقَةِ زَيْنِ الْقِياَمَةِ شَمْسِ الشَّرِيعَةِ شَفِيعِ اْلاُمَّةِ عاَلِى الْهِمَّةِ كاَشِفِ الْغُمَّةِ يَوْمَ الْقِياَمَةِ سِراَجِ الْعاَلَمِينَ.

اَللّٰهُ عاَصِمُهُ وَ جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ خاَدِمُهُ وَالْبُرَاقُ مَرْكَبُهُ وَقاَبُ قَوْسَيْنِ مَقاَمُهُ وَالْمَعْبُودُ مَقْصُودُهُ شَمْسُ الضُّحَى بَدْرُ الدُّجَى نُورِ الْهُدَى خَيْرِالْوَرَى اِماَمِ الْمُتَّقِينَ اَصْفَى اْلاَصْفِيَآءِ مُحَمَّدِنِ الْمُصْطَفَى صَلَّى اللّٰهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ قِبْلَةِ الْعاَرِفِينَ وَكَعْبَةِ الطَّآئِفِينَ وَحَبِيبِ رَبِّ الْعاَلَمِينَ وَعَلَى اَلِهِ وَاَصْحاَبِهِ وَ عِتْرَتِهِ الطَّيِّبِينَ الطَّاهِرِينَ وَسَلِّمْ تَسْلِيماً كَثِيراً ياَ رَبَّ الْعاَلَمِينَ اَمِينَ.  

-: Mucizat-ı Ahmediyye

Hulusi Bey:  Oradan mı okuyacaksın?

-: Hadis kitabı yoktu Mucizat-ı Ahmediyeden

Hulusi Bey:  Peki. Buyur burda yer var. Yatmaya da yeter oturmaya da yeter.

-: GIYABEN DUA ETMEYE AİT AYETLER VE HADİSLER.

Cenab-ı Hak buyuruyor: Bunlardan sonra gelenlerde şöyle derler. Ey Rabbimiz. Bizi ve bizden evvel iman eden kardeşlerimizi mağfiret eyle. (Haşr suresi ayet 10)

Cenab-ı Hak buyuruyor: Hem kendinin hem de erkek müminlerle kadın müminlerin günahları için mağfiret dile. (Muhammed suresi 19. Ayet)

Cenab-ı Hak İbrahim aleyhisselamdan haber vererek buyuruyor: Ey Rabbimiz Hesap sorulduğu gün beni, ana ve babamı ve bütün müminleri de yarlığa. 

Ebu Derda (R.A) rivayete göre şöyle demiştir: Resulullah sallahu aleyhi vesselem efendimizden işittim, buyurdu ki; Müslüman bir kul din kardeşi için gıyabında dua ederse, melek de onun için istediğinin bir misli de senin için olsun diye dua eder.

 Yine Ebu Derda (R.A) den rivayete göre Resul-i Ekrem efendimiz şöyle derdi: Müslüman bir kişinin din kardeşi için gıyabında ettiği dua kabul olunur. Onun başucunda memur bir melek vardır ki o müslüman ne zaman bir din kardeşi için hayır ile dua ederse o melek ona “Duan kabul olsun istediğinin bir misli de senin için olsun” diye dua eder.

Duaya ait meseleler hakkında hadisler.

Onbeşinci Mektub

 

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

            Aziz kardeşim!

             Senin birinci sualin ki: Sahabeler nazar-ı velayetle müfsidleri neden keşfedemediler? Tâ Hulefa-yı Raşidîn’in üçünün şehadetini netice verdi. Hâlbuki küçük Sahabelere, büyük velilerden daha büyük deniliyor?

           Hulusi Bey: Mektubat risalesinden onbeşinci mektub. Bazı sualler ve o suallerin cevaplarını dinleyeceğiz. İstifadeye çalışalım. Cenab-ı Hak iyi dinleyip, güzelce anlamak ve istifade etmek cümlemize müyesser etsin. Amin. Amin.

-:

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

Hulusi Bey: Biraz yüksek diyorlar.

Aziz kardeşim!

             Senin birinci sualin ki: Sahabeler nazar-ı velayetle müfsidleri neden keşfedemediler? Tâ Hulefa-yı Raşidîn’in üçünün şehadetini netice verdi. Hâlbuki küçük Sahabelere, büyük velilerden daha büyük deniliyor?

             Elcevab: Bunda iki makam var.

             BİRİNCİ MAKAM: Dakik bir sırr-ı velayetin beyanıyla sual halledilir. Şöyle ki:

            Sahabelerin velayeti, velayet-i kübra denilen, veraset-i nübüvvetten gelen, berzah tarîkına uğramayarak, doğrudan doğruya zahirden hakikata geçip, akrebiyet-i İlahiyenin inkişafına bakan bir velayettir ki, o velayet yolu, gayet kısa olduğu halde gayet yüksektir.

Sahabelerin velayeti, velayet-i kübra denilen, veraset-i nübüvvetten gelen, berzah tarîkına uğramayarak, doğrudan doğruya zahirden hakikata geçip, akrebiyet-i İlahiyenin inkişafına bakan bir velayettir ki, o velayet yolu, gayet kısa olduğu halde gayet yüksektir.

-: Niye kısa diyor efendim? Gayet kısa niye diyor? Sahabede son mu buluyor?

Hulusi Bey: Yok. Velayet ikidir. Velayet-i kübra, velayat-i süğra birde velayet-i vusta var. Şimdi velayet-i kübra sahabe-i kiramın velayetleri. O gayet kısa, onda harika az. Harikalar az.

-: Efendim buradaki kısadan maksat ne diyor. Kolayca vasıl olmak değil mi?

Hulusi Bey: Kısaca vasıl olmak. Yani yol kısadır onda. Çünkü veraset-i nübüvvet şeyi üzerine gidiyor. Peygamber aleyhisselamla beraber sohbet etmişler, beraber gaza etmişler, beraber yemek yemişler, hulasa her inceliğe bizzat vakıf olmuşlar. Onlar Peygamber aleyhisselat-u vesselamdan tam feyiz almışlar. Onlara o kâfi geliyor. Şimdi onların diğer böyle herkesin diline düşecek vaziyetleri az olur. Fakat kendileri istifadeleri var. Diğerlerinin böyle bir vasfı yok, yani sahabe değiller. Velidirler. Biz de veliden ne bekleriz? Keramet, keramet. Evliyaullahtan keramet beklenir. Keramet olursa ooo benim aklımdakini bildi. Tamam, bu surette ona itimat edilir. Fakat sahabenin böyle bir şeye ihtiyacı yok. Hiçbir veli sahabe derecesine çıkabilir mi? Ümmet bu kanaate varmış zaten. Bu bir hakikat. Onun için onların yolu kısadır. Fakat harikalar diğer evliyaullahta kalıyor. Bunların o kadar şeye ihtiyaçları yok. Onların mertebelerine inanmış yani bu millet, ümmet inanmış ki bunların mertebelerine hiçbir veli, en büyüğü dahi yetişemiyor. Tamam. Neden geliyor, nerden geliyor? Veraset-i nübüvvetten geliyor. O’nun varisleridirler. Sonra sahabe-i kiramın her birisi birer müctehid. Müctehiddir. Diğer velilerde böyle bir şey yok. O çok ileri gidenlerde onlarda da tek tük öyle içtihat eder vaziyetler var. Fakat şeref, makam sahabelerin makamına kimse yetişemiyor.

-: Yoksa efendim berzah alemine uğramadan mı velayet?

Hulusi Bey: Berzah yani tarikat, tasavvuf yoluna girmeden. O şeyhinden o da onun şeyhinden oraya gidip de doğrudan doğruya peygambere vasıtalarla gitmek. Peygamberden ahz-ı feyz etmeyen zaten olmuyor amma. Onlar “an an” ile gider, ona vasıl olur. Şeyh efendi şeyhine, o da onun şeyhine nihayet Hazreti Resul’e işi yetiştirirler sallallahu aleyhi vessellem. Bu kalp ayağı ile süluk.  Kalp ayağı ile süluk. 

-: Onlarda böyle bir şey yok. Sahabelerde böyle bir şey yok.

Hulusi Bey: Sahabeler görüyor, Peygamber aleyhisselatu vessellemin içinde, beraberler. Onlarla beraber bulunmuşlar, beraber çalışmışlar. Bir şeye ihtiyaçları oldu mu hemen sormuşlar. Mesela tebessüm etmiş, çekinmemişler sormuşlar. Niçin tebessüm buyurdun ya Resulallah. Yani gözlerinin önünde. Her hareketini görüyorlar. Fakat öbür efendiler onlar süluk edecekler ki onun mertebesine yetişeler. Sohbet bir iksirdir, diyor değil mi? Sohbet bir iksirdir, sohbet-i nebeviye bir iksir vaziyetindedir. “Beş dakika huzur-u nebevide bulunur, aldığı ders ile Hind’e Çin’e gider muallim-i hakaik olurdu” diyor. Muallim-i hakaik. Evet, neyse dinleyelim, dinleyelim. Dinleyelim böyle zihne takılan şeyler üzerinden yine görüşürüz güzel. Bir şeyler söyleyin boş böyle durupta uyku gelir. O zaman daha çok şişmanlamış olarak gidersin.

-: Sahabelerin velayeti, velayet-i kübra denilen, veraset-i nübüvvetten gelen, berzah tarîkına uğramayarak, doğrudan doğruya zahirden hakikata geçip,

Hulusi Bey: Tam açıyor canım. Doğrudan doğruya zahirden hakikate geçiyor. Berzah tariki yok. Yani arada başka bir mürşid yok. Sahabeler doğrudan doğruya ahz-ı feyz ediyorlar. Kimden? Peygamber aleyhisselatu vesselamdan. 

-: Akrebiyet-i İlahiyenin inkişafına bakan bir velayettir ki, o velayet yolu, gayet kısa olduğu halde gayet yüksektir. Hârikaları az, fakat meziyatı çoktur.

Hulusi Bey: Harikaları az, fakat meziyatı, meziyetleri çokmuş.

-: Keşif ve keramet.

Hulusi Bey: Esasen bu mesele o hususta şey söyleyeyim ki iş anlaşılsın. Ömer Rıza Doğrul’un o zaman galiba Yeni Sabah’ta intişar eden sahabeler, müfsidlerin vaziyeti, yani Hazreti Osman’ın zamanında Hazreti Osman’ın şahadeti ile neticelenen vaziyeti. Müfsidlerin yek o şeysiyle bizde onun tesiri altına girdik okurken.  Neden bu müfsidleri keşf edemiyorlar? Hazreti Osman, çehâr yâr-i güzînden sahabe-i kiramın da içlerinde Hazreti Ali efendimizde aynı vaziyette. Bunlar niye bu müfsidleri keşf edemediler de bunların şahadetiyle neticelendi. Böyle bir fesadın ümmet arasında zuhuruna vesile oldu. Asıl iş buradan geliyor. Onun için o suale iki cevap veriyor. Birisi sahabelerin yani zannedilmesin ki sahabelerin mertebeleri aşağıdır, belki onların velayet-i kübraları var. Yolları kısadır, meziyetleri çoktur, fakat diğer velilerin onlarda harikalar çok. Veli, ben açık konuşuyorum. Veli şeyhinden istifade eder. Yani o bir mürşidinden istifade eder. Varsa arada o da onun büyüğünden istifade eder. O da götürür Peygamber alehisselatu vesselama, böyle vasıtalarla gider. İster afaki, ister enfüsi, hangi tarikle hareket ederse etsin araya mürşidler giriyor. Mürşidler giriyor. İşte bu oluyor, berzah, çıkmaz. Bir yere kadar gider, o fenâ fir-resul vaziyetine götüremez. Fenâ-fiş-şeyhte kalır. Ya onun istidadı kifayet etmez ki daha terakki etsin veyahut o ehil değildir daha ileri veremez. Yani kendisinden istifade edeni umduğu neticeye ulaştıramaz. Ya aradaki ehliyetsizdir ya kendisinin istidadı kısadır daha ileriye gidemez yolda kalır. Fakat beriki doğrudan doğruya akrebiyyet-i ilahiyeye inkişaf ediyor. Karşısında Peygamber aleyisselatu vesselamı görüyor. O mübarek ağızdan, ayetler ondan geliyor, hadis-i kudsiler ondan geliyor, hadisler ondan geliyor, bütün efalleri murakabe altında, bazısını beğeniyor tasdik ediyor bazısını, bazısını mesela namaz kılıyor “Kum salli fe inneke lem-tüsalli” diyor. Sen kalk, senin namazın olmadı, yeniden namaz kıl. Bu hadiseler hepsini gözünün önünde görüyor. Veli ne kadar şey olsun biz de inanıyoruz. Cebrail aleyhisselam Peygamber aleyhisselatu vesselamın yanına geldiğinde Dıhye suretinde gelişine ve onunla konuşmasına inanmıyor muyuz? Bu rivayetlere inanıyoruz. Fakat öteki zatlar rivayet değil gözleri ile gördüler. Ondan sonra “ya Resulullah bu kimdi?” diye sordular. “Cebrail aleyhisselamdı” dedi “bu suali soran bana.” Yav huzurda cereyân ediyor iş. Öyle rivayetlerle gelmiyor. Bizde onu, biz nasıl orda hazır bulunduk mu? İnanıyoruz başka. İnanmak başka, fakat gözü ile görüp, doğrudan doğruya şahit olması meseleye başka. Onlara akrabiyyet-i ilahiyye kolaylıkla inkişaf ediyor. Onun için velayetleri çok büyük. Fakat harikaları azdır. Kedilerinde meziyet çok, fakat harikaları az. İhtiyaç yok ha. Mesela Hazreti Osman kerametvari böyle bir şey okuyoruz şeyde. Hazreti Ali Efendimizin “mucizevari kerameti” diyor. Mucizevari ne demek? Yani mucize değil amma, mucizeye benzer bir şey var. Ondan o zuhur ediyor. Nerden aldı feyzi? Doğrudan doğruya, doğrudan doğruya yerinden aldı. Evet dikkat edelim daha istifade edeceğimiz çok şeyleri var.

-: Keşif ve keramet orada az görünür.

PDF Dosyasını İndirmek İçin Tıklayınz!

Bir önceki yazımız olan 64) YİRMİÜÇÜNCÜ MEKTUB YEDİNCİ SUAL DERS – 2 (Talebe Dersi) başlıklı makalemizde yirmiüçüncü mektub yedinci sual hakkında bilgiler verilmektedir.