69) ONBEŞİNCİ MEKTUB DERS-5 (adalet-i mahza ile, adalet-i izafiye )

69) ONBEŞİNCİ MEKTUB DERS-5 (adalet-i mahza ile, adalet-i izafiye )

ADAD

Hulusi Bey

ONBEŞİNCİ MEKTUB DERS-5

(adalet-i mahza ile, adalet-i izafiye )

-: İkinci sualinizin meali: Hazret-i Ali (R.A.) zamanında başlayan muharebelerin mahiyeti nedir? Muhariblere ve o harbde ölen ve öldürenlere ne nam verebiliriz?

            Elcevab: Cemel Vak’ası denilen Hazret-i Ali ile Hazret-i Talha ve Hazret-i Zübeyr ve Âişe-i Sıddıka (Radıyallahü Teâlâ anhüm ecmaîn) arasında olan muharebe; adalet-i mahza ile, adalet-i izafiyenin mücadelesidir.

Hulusi Bey:  Adalet-i mahza ile adalet-i izafiyenin mücadelesidir.

-: Şöyle ki:

            Hazret-i Ali, adalet-i mahzayı esas edip, Şeyheyn zamanındaki gibi o esas üzerine gitmek için içtihad etmiş.

Hulusi Bey:  O öyle etmiş.

-: Muarızları ise: Şeyheyn zamanındaki safvet-i İslâmiye adalet-i mahzaya müsaid idi, fakat mürur-u zamanla İslâmiyetleri zaîf muhtelif akvam hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeye girdikleri için, adalet-i mahzanın tatbikatı çok müşkil olduğundan, “ehvenüşşerri ihtiyar” denilen adalet-i nisbiye esası üzerine içtihad ettiler.

Hulusi Bey:  Demek Hazreti Ali Efendimiz adalet-i izafiye üzerine içtihad ediyor, adalet-i mahza üzerine. Öbürleri adalet-i nisbiye üzerine

-: Münakaşa-i içtihadiye siyasete girdiği için, muharebeyi intaç etmiştir.

Hulusi Bey: O yeri bir daha tekrar et. Münakaşa-i

-: İçtihadiye

Hulusi Bey: Münakaşa-i içtihadiye

-: siyasete girdiği için, muharebeyi intaç etmiştir.

-: siyaset ne oluyor burada. Halife.

Hulusi Bey: Çeşitli akvam var. Onları okşamak lazım. Onlar öyle içtihad etmiş. O şeyheyn zamanında nasılsa öyle gidecek. Yani o akvamı okşamaya mecburiyet yoktur. Öyle içtihad etmiş. Onlarda müctehiddir. Onlar da kusur etmemiştir. O akvam birçok şeylerini kaybetmişler. Biraz evvel söylediği gibi dinleri, saltanatları, mülkleri gitmiş. İslamiyet’e girmişler amma içlerinde bir şey var. Bunları İslamiyet’e ısındırmak lazım. Onun için şeyheyn zamanındaki adaleti değil belki izafi bir adaletle ehven-i şerri içtihad etmiş. Onları okşamak için siyasete girmişler.  Bunları İslamiyet’e ısındırmak için biraz fedakârlık etmek lazım. Ehven-i şerri. Müctehiddir ne diyelim. İçtihad eden evet neticede isabet ederse içtihad sevabı alır. Etmezse bir sevabı var, isabet ederse iki sevabı var. Hem içtihad sevabı var, hem isabet ettiğinden dolayıda sevabı var. İki sevabı var, birinde iki birinde bir. Evet.

-: Madem sırf lillah için ve İslâmiyetin menafi’i için içtihad edilmiş ve içtihaddan muharebe tevellüd etmiş; elbette hem katil, hem maktul ikisi de ehl-i Cennet’tir, ikisi de ehl-i sevabdır diyebiliriz.

Madem sırf lillah için ve İslâmiyetin menafi’i için içtihad edilmiş ve içtihaddan muharebe tevellüd etmiş; elbette hem katil, hem maktul ikisi de ehl-i Cennet’tir, ikisi de ehl-i sevabdır diyebiliriz. Her ne kadar Hazret-i Ali’nin içtihadı musîb ve mukabilindekilerin hata ise de

Hulusi Bey: Hz. Ali isabet etmiş yani.

-: Hazret-i Ali’nin içtihadı musîb ve mukabilindekilerin hata ise de, yine azaba müstehak değiller. Çünki içtihad eden hakkı bulsa, iki sevab var. Bulmazsa, bir nevi ibadet olan içtihad sevabı olarak bir sevab alır.

Hulusi Bey: Şimdi orada bu muharabenin sebebini nedir? İçtihattaki ihtilafı.

-: ……..

Hulusi Bey: Yahu burdakini dinle. Burada ne diyor. Münakaşa-i içtihadiye siyasete girdiği için. Birisi o şeye varmak için yani şeyheyn zamanında ki gibi olamaz şimdi, müruru zaman var, birçok akvam İslamiyet’e girdiler. Bunları okşamak lazım, siyaset yapmak lazım. Yoksa şu parti bu parti değil. Biraz siyasi şey etmek lazım. Bunları İslamiyet’e ısındırmak lazım. Nasıl düşünüyorsun? Yani içtihad şeysi araya bu giriyor. Siyasi fikir giriyor. Bak çok siyasi değil ha. Nasıl siyaset? Burdaki siyaset bu nevi akvamı, İslamiyet’ten uzaklaştırmamak, İslamiyet’e yeni girmişlerdir, onları ısındırmak. Böyle olmamalı idi. Kader-i ilahiye nedersin.? Ne, olacak. Fakat elbette isabet eden de vardır, isabet etmeyende vardır. Fakat mademki işde içtihad vardır. Onun için içtihadında isbet eden iki sevap, etmeyen içthad bir nevi ibadettir diyor, bir sevabı alır. Bizim burada mütalaa beyanına haddimiz değil. Girebilir miyiz? Şimdi bu meselede bizim aramız da konuşmamız, hakem olan bu zatın sözünden daha ileri gitmek, ukalalık etmek gibi olur kanaatimce. Her halde bunu kabul etmek zorundayız. Evet, yani bazan hocaya da muhalefet edilir kendisi de etmiş. Üstadım olan İmam-ı Rabbaniye ye muhhalif olarak ben de derim ki:  Ey Üstad! Bu tekallüflü bir te’vildir. Dediğin gibi değildir bu mesele. Mesele-i İçthadiye var. Mesele-i içtihadiye, birisi adalet-i hakikiye, adalet-i mahza, diğeri adalet-i nisbiye veya izafiye denilen iki adelettir.

-: İçtihad onların hakkı değil mi? Sahabe olduğundan

Hulusi Bey: Onlar yapacaklar, her gün kü görmüşler, her gün

-: Hazret-i Ali’nin içtihadı musîb ve mukabilindekilerin hata ise de, yine azaba müstehak değiller. Çünki içtihad eden hakkı bulsa, iki sevab var. Bulmazsa, bir nevi ibadet olan içtihad sevabı olarak bir sevab alır. Hatasından mazurdur. Bizde gayet meşhur ve sözü hüccet bir zât-ı muhakkik Kürdçe demiş ki:

ژِى شَرِّ صَحَابَانْ مَكَه قَالُ و قِيلْ لَوْ رَا جَنَّتِينَه قَاتِلُ و هَمْ قَتِيل

Hulusi Bey:

   ژِى شَرِّ صَحَابَانْ مَكَه قَالُ و قِيلْ لَوْ رَا جَنَّتِينَه قَاتِلُ و هَمْ قَتِيل

Yani: Sahabelerin muharebelerinde kıyl ü kâl etme. Çünkü hem katil ve hem maktul ikisi de ehl-i Cennet’tir. Sözü hüccet bir zat.

-: Kıyl ü kâl edenin yeri nere ya?

Hulusi Bey: Etme diyor, yani..

-: Adalet-i mahza ile adalet-i izafiyenin izahı şudur ki:

مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِى اْلاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا

Hulusi Bey: Ayetdir.

-: Evet, ayet Sure-i Maide

-:âyetin mana-yı işarîsiyle: Bir masumun hakkı, bütün halk için dahi ibtal edilmez.

Hulusi Bey: Bu adalet-i mahzanın dayandığı ayet.

-: Bir ferd dahi, umumun selâmeti için feda edilmez. Cenab-ı Hakk’ın nazar-ı merhametinde hak haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük, büyük için ibtal edilmez. Bir cemaatin selâmeti için, bir ferdin rızası bulunmadan hayatı ve hakkı feda edilmez. Hamiyet namına rızasıyla olsa, o başka mes’eledir.

             Adalet-i izafiye ise: Küllün selâmeti için, cüz’ü feda eder.

Hulusi Bey: Küllün selâmeti için, cüz’ü feda eder.

-: Cemaat için, ferdin hakkını nazara almaz. Ehvenüşşer diye bir nevi adalet-i izafiyeyi yapmağa çalışır. Fakat adalet-i mahza kabil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez,

Hulusi Bey: Adalet-i mahza kabil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez.

-: Gidilse zulümdür.

            İşte İmam-ı Ali Radıyallahü Anh, adalet-i mahzayı Şeyheyn zamanındaki gibi kabil-i tatbiktir deyip, hilafet-i İslâmiyeyi o esas üzerine bina ediyordu. Mukabilleri ve muarızları ise, “Kabil-i tatbik değil, çok müşkilâtı var.” diye adalet-i izafiye üzerine içtihad etmişler. Tarihin gösterdiği sair esbab ise, hakikî sebeb değiller, bahanelerdir.

Hulusi Bey: Tarihin gösterdiği, romancının yazdığı sebepler sebep değil bahanelerdir.

-: Eğer desen: Hilafet-i İslâmiye noktasında İmam-ı Ali’nin fevkalâde iktidarı, hârikulâde zekâsı ve yüksek liyakatıyla beraber seleflerine nisbeten muvaffakıyetsizliği nedendir?

Hulusi Bey: Sual-i mukaddere gelelim.

-: Eğer desen: Hilafet-i İslâmiye noktasında İmam-ı Ali’nin fevkalâde iktidarı, hârikulâde zekâsı ve yüksek liyakatıyla beraber seleflerine nisbeten muvaffakıyetsizliği nedendir?

             Elcevab: O mübarek zât, siyaset ve saltanattan ziyade, daha çok mühim başka vazifelere lâyık idi. Eğer tam muvaffakıyet-i siyasiye ve tamam saltanat olsaydı, “Şah-ı Velayet” ünvan-ı manidarını bihakkın kazanamayacaktı.

Eğer tam muvaffakıyet-i siyasiye ve tamam saltanat olsaydı, “Şah-ı Velayet” ünvan-ı manidarını bihakkın kazanamayacaktı. Hâlbuki zahirî ve siyasî hilafetin pek çok fevkinde manevî bir saltanat kazandı ve Üstad-ı Küll hükmüne geçti; hattâ kıyamete kadar saltanat-ı manevîsi bâki kaldı.

            Amma Hazret-i İmam-ı Ali’nin Vak’a-i Sıffîn’de, Hazret-i Muaviye’nin taraftarlarıyla muharebesi ise, hilafet ve saltanatın muharebesidir. Yani: Hazret-i İmam-ı Ali, ahkâm-ı dini ve hakaik-i İslâmiyeyi ve âhireti esas tutup, saltanatın bir kısım kanunlarını ve siyasetin merhametsiz mukteziyatlarını onlara feda ediyordu. Hazret-i Muaviye ve taraftarları ise; hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeyi, saltanat siyasetleriyle takviye etmek için azimeti bırakıp ruhsatı iltizam ettiler, siyaset âleminde kendilerini mecbur zannedip ruhsatı tercih ettiler, hataya düştüler.

            Amma Hazret-i Hasan ve Hüseyin’in Emevîlere karşı mücadeleleri ise, din ile milliyet muharebesi idi.

Amma Hazret-i Hasan ve Hüseyin’in Emevîlere karşı mücadeleleri ise, din ile milliyet muharebesi idi. Yani: Emevîler, Devlet-i İslâmiyeyi, Arab milliyeti üzerine istinad ettirip rabıta-i İslâmiyeti, rabıta-i milliyetten geri bıraktıklarından, iki cihetle zarar verdiler:

             Birisi: Milel-i saireyi rencide ederek tevhiş ettiler.

             Diğeri: Unsuriyet ve milliyet esasları, adaleti ve hakkı takib etmediğinden zulmeder.

Unsuriyet ve milliyet esasları, adaleti ve hakkı takib etmediğinden zulmeder.

Hulusi Bey: Tercih eder.

-: Adalet üzerine gitmez. Çünki unsuriyet-perver bir hâkim, milletdaşını tercih eder, adalet edemez.

َاْلاِسْلاَمِيَّةُ جَبَّتِ الْعَصَبِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةَ لاَ فَرْقَ بَيْنَ عَبْدٍ حَبَشِىٍّ وَسَيِّدٍ قُرَيْشِىٍّ اِذَا اَسْلَمَا

ferman-ı kat’îsiyle: Rabıta-i diniye yerine rabıta-i milliye ikame edilmez; edilse adalet edilmez, hakkaniyet gider.

            İşte Hazret-i Hüseyin rabıta-i diniyeyi esas tutup, muhik olarak onlara karşı mücadele etmiş, tâ makam-ı şehadeti ihraz etmiş.

             Eğer denilse: Bu kadar haklı ve hakikatlı olduğu halde, neden muvaffak olmadı? Hem neden kader-i İlahî ve rahmet-i İlahiye onların feci bir akibete uğramasına müsaade etmiş?

Hem neden kader-i İlahî ve rahmet-i İlahiye onların feci bir akibete uğramasına müsaade etmiş?

             Elcevab: Hazret-i Hüseyin’in yakın taraftarları değil, fakat cemaatine iltihak eden sair milletlerde, yaralanmış gurur-u milliyeleri cihetiyle, Arab milletine karşı bir fikr-i intikam bulunması Hazret-i Hüseyin ve taraftarlarının safi ve parlak mesleklerine halel verip, mağlubiyetlerine sebeb olmuş.

Hulusi Bey: Onların içerisinde de iraniler var.  Pişman olmuşlar amma. Gurur-u millileri duruyor. Onlar yine milletlerinin intikamını almak için Hazreti Hüseynin çok ulvi hissi var. …. Zaten az. Adeten kemiyeten az. Birde böyle yanlış düşünen var. Gurur-u millilerini, Araplarda intikam almak isteyenler var. Telafi  etmek isteyenler var. O halis niyete karşılık… 

-: Amma kader nokta-i nazarında feci akibetin hikmeti ise: Hasan ve Hüseyin ve onların hanedanları ve nesilleri, manevî bir saltanata namzed idiler. Dünya saltanatı ile manevî saltanatın cem’i gayet müşkildir. Onun için onları dünyadan küstürdü, dünyanın çirkin yüzünü gösterdi. Tâ, kalben dünyaya karşı alâkaları kalmasın. Onların elleri muvakkat ve surî bir saltanattan çekildi; fakat parlak ve daimî bir saltanat-ı maneviyeye tayin edildiler; âdi valiler yerine, evliya aktablarına merci’ oldular. Adi valiler yerine, evliya aktablarına merci’ oldular.

Hulusi Bey: Orda bir yere işaret koy da.

PDF Dosyasını İndirmek İçin Tıklayınız!

Bir önceki yazımız olan 68) ONBEŞİNCİ MEKTUB DERS-4 başlıklı makalemizde akrebiyyet-i ilahiyye ve onbeşinci mektub hakkında bilgiler verilmektedir.