74) ELHAMDÜLİLLAH’IN İZAHI, FATİHA-İ ŞERİFİN MEALİ VE DUA DERS-5

74) ELHAMDÜLİLLAH’IN İZAHI, FATİHA-İ ŞERİFİN MEALİ VE DUA DERS-5

ADAD

Hulusi Bey

ELHAMDÜLİLLAH’IN İZAHI, FATİHA-İ ŞERİFİN MEALİ VE DUA DERS-5

-: İnsan o pencereden, o âleme bakar. Ve o âleme tecelli eden sıfatla, o âlemden tezahür eden isme bir mir’at ve bir âyine olur. O vakit insan ruhuyla, cismiyle âlem-i şehadet ve âlem-i gayba bir hülâsa olur.

Hulusi Bey: ve âlem-i gayba

-: ve âlem-i gayba bir hülâsa olur. Ve her iki âleme tecelli eden, insana da tecelli eder.

Hulusi Bey: Her iki âlem-i gayba da, âlem-i şahadete de tecelli eden insana da tecelli eder. İşte bu seyahat-i ruhiye, maneviye, kalbiyeye biraz alışırsak, biraz burdan zevk duymaya başlarsak o zaman o da inkişaf eder. Şimdi bazı şeylerden bahsederken mesela, mi’racın semaratından bahseden şey var mi’raç. Ben bazen getirmiyorum şeyleri. Mesela insan hayalen, hayalen oturduğu yerde semavat âleminde, en uzak sayılın Neptün seyyaresine hayalen bir anda gidebiliyor mu? Kendisini orda farzet. Daha ne acip şimdi hayal süratinde gibi bir vaziyet var. Biz burada oturduğumuz halde, mesela bizden bir bakanın veyahut bir heyet-i ilmiyenin, fenniyenin Amerika’ya gittiğini düşünemeyiz mi? Düşünüyoruz. Nakli şimdi vesait ile kaç saatte gidiyorlar, jet uçakları kaç saatte gidiyor? On bir saate filan mı? Bilmiyorum daha damı az mı? Efendim.

-: Onbir, oniki saatte gidiyorlar.

Hulusi Bey: Ha bak şimdi Efendi! Bir zaman onbeş gün vapurla seyahat edilecekti ki Amerika’ya gidilsin. Uçak yok, uçak hiç defterde yok. Onbeş gün seyahat edilecekti ki Amerika’ya gidilsin. Şimdi kolaylaştı iş. Fakat insanda öyle cihazat var ki bunlardan da süratli. Nepton seyyaresini nerde, biz nerde. Hayalen düşüne biliyoruz. Yani mi’raçta o bir saat tasavvur etki on tane ibresi var. Birisi elimizdeki, cebimizdeki saat kadar olsa,  ondan altmış defa daha büyük dairede, günleri sayan altmış defa daha büyük dairede, saniyeleri, saliseleri, rabiyeleri ta aşirelere kadar sayan bir şey olsa. İki zatı tasavvur edelim ki biri elimizdeki saat gibi, onun yelkovanı üzerine binmiş yahut akrebi üzerine binmiş seyahat ediyor. Birisi de aşireleri sayan ibresi üzerinde gidiyor. Aynı andan birisi bir milimetre hareket etmeden öteki arzın medarı senevisinden daha fazla bir süratte seyahat edebiliyor. Mi’raçtaki harika sürat peygamber aleyhisselatu vesselamın taaaa Sidret-ül müntehaya, Kab-ı kavseyne kadar gitmesini, aklına sıkıştıramayanlara böyle maddi misal getirmiş. E bu saatten bahsettin, bu saati kim yapabilir? Böyle bir saati kim yapabilir? Bir abdini Cenab-ı Hak memleketini gezdirmek murad ederse, görüyoruz ki şu gök cisimleri, fennin bize öğrettiğine göre arz gibi büyük ağır bir cismi Güneşin etrafında bu kadar süratle, bir senede yirmibeş bin senelik bir mesafeyi ona gezdirten bir kuvvet. Bir abdini memleketinin her tarafını gezdirmek istese onu Burak-ı tevfikine bindirip bütün âlem-i mülkü ve melekütü gezdiremez mi? Gezdirir.

Namaz gibi bir hadise, ama hakiki musalli, muttaki musalli Allahu Ekber deyip iki cihandan geçse öyle bir haleti ruhiye ve maneviye de bulunur ki bir anda bütün mümkinat-ı geçer Rabbının huzuruna kadar ruhan çıkar. Onun için mi’raç. Mi’raç hakkındaki namazın, müminler için namaz nedir? Müminin mi’racıdır, namaz müminin mi’racıdır denilmiş. Bir anda bütün mümkinat-ı geçer Rabbının huzuruna girer. Onunla mükâleme, veçhe okur.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ der. Bütün bu gördüğüm âlemlerin, daha bilmediğim âlemlerin, gaybi âlemlerin, şuhudi âlemlerin hepsinin rabbi olan Allaha hamd ederim.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ Öyle bir rabbi ki errahmanirrahim. Hem rahmandır, hem rahimdir. Hem rızka muhtaç olanların hepsinin rızkını veren O’dur, hem affa layık olanların affını temin edecek odur. Ceza gününün, hesap gününün maliki odur.  مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ

İşte bunu bu kadar söyledikten sonra  اِيَّاكَ نَعْبُدُ Haa şimdi genişlet daireyi bakayım. Ben o gördüğüm dairedekilerle beraber diyorum ki ancak sana ibadet ederiz, ancak senden yardım bekleriz. Sonra geldik duamıza ne diyeceğiz? اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ

Ya Rabbi bizi sırat-ı müstakime hidayet et. Yani doğru kısaca hiç azıp, sapmadan, şaşırmadan,  boğulmadan yetiştirecek yalnız rahmet-i ilahidir.   اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ

صِرَاطَ الَّذ۪ينَ Öyle bir yol ki  اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ Senin kendilerine inam ve ihsan ettiklerin vardır, peygamberler ha, bizi hidayet eyle.  غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ  Kendilerine gadab ettiğinlerin yoluna değil. وَلاَالضَّٓالّ۪ينَ O azıp sapanların yoluna da değil. Âmin. Bunu temenni ediyoruz.

Bu kadar kısacık bir mana ile yine Rabbımızın rahmetini umuyoruz. Bize ne kadar merhametli olduğunu da anlıyoruz.  Bize bu ümmül kitap denilen fatiha-i şerifeyi Kur’anla beraber ihsan eden, ikram eden kim?

-: Allah

Hulusi Bey: Bunu benimle konuşmakta kullanın. Ne zaman kullanalım Ya Rabbi?  Hele farz olan günde beş vakit namaz var, beş vakitte huzurumdasınız, fatiha-i şerifeye başlayın “اِيَّاكَ” ye terakki edin. “اِيَّاكَ”  terakki edipte bütün mevcudat namına “نَعْبُدُ” demek,  “نَسْتَع۪ينُۜ” demek vaziyetine gelin. Eyyühel hüccac, eyyühel hüccac ……..  

“Kendisi muhtâc-ı himmet bir dede, Nerde kaldı gayrıya himmet ede”

Kendisi derse muhtaç, gelip şimdi böyle ali dersleri fehme takribe çalışıyor.

“Kel derman bulsa başına sürer”. Evvela sen kendi derdine derman eyle zavallı, dese birisi ne diyeceğiz? Doğru söyledin diyeceğiz, hakkı o. Fakat ne yapalım ahan bu işten iştigal ettiriyor ya, buna da hamd olsun Rabbımıza. ….. Bize aczimizi, zaafımızı bildirmek o da bir lütuftur.

Ya efendim bendeniz bir deryayım. Ooo ne gözden bakıyorsun. Öylemi dersin yok, Allah etmesin. O öyle şeyi istemiyoruz ona talip değiliz. Böyle aczimizi, zaafımızı bize bildirip bize merhamet nazarı ile bakması, bizim için dünya ve mafihya değer. Acz tezkeresiyle sultan-ı cihana istinad eden, ne pervası olur, diyor değil mi? Allah taklidimizi, tahkike döndersin. Âmin. Aldığımız manaları tahkiki imanımıza yardımcı etsin. Ev sahibi kalksak da sen de dünkü yorgunluğunu biraz çıkarsan. Hacı Said Ağa senin yerine uyudu. Yahut onun uykusundan bir parça sen alsan da bu gece rahat etsin.

-: Daha vakit müsait.

Hulusi Bey: Buyur.

-: Vakit müsait.

Hulusi Bey: Vakit müsait ama taket tinne nasıl diyecektim.

-: dıl he, takat he!

Hulusi Bey: Heye!

-: Heye!

Hulusi Bey:  ….. içinden çıkamam Cenab-ı Hak, onunda lezzetini bize tattırsın da o tesbihatı ihmal ettirmesin. Amin. 

سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَليمُ الْحَكيمُ

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ * وَسَلاَمٌ عَلَى الْمُرْسَلينَ *

وَالْحَمْدُ للهِ رَبِّ الْعَالَمينَ

Cenab-ı Hak ve Feyyâz-ı Mutlak Hazretleri, bugünkü sohbetimizden hâsıl olan sevap hürmetine. Bütün ehl-i imanın hastalarına acil şifalar, dertlilerine devalar, borçlularına borç eleminden kurtulmalar, yolcularına selametler, bahusus,  her daha arkası gelmeyen yolda hacılarımız var, onları da dâhil, evet o vazifeyi yaparak sağ salim yurtlarına, yuvalarına, efrad-ı ailelerine kavuşmalar nasibi müyesser eylesin. Âmin. Bizi dünyada iken bu manevi Cennete layık görüp, bu Cennet bahçesine davet edip, bu sofrayı nimetten çeşitli lezzetleri aldıran, O Rahmanirrahim olan Allahımız, inşâallah ahirette de sevgili habibinin liva-ül hamd adlı sancağ-ı şerifi altında hepimizi eksiksiz haşr-i cem eylesin. Âmin. Ahir-i akıbetimizi hayr eylesin. Âmin. Suri ve manevi müşkülatımızı hallu asan eylesin. Âmin. Emaneti kabzetmek zamanına kadar, emanette emin eylesin, hayinlerden eylemesin. Âmin. Bütün aza ve cevarihimizi, letaifimizi, kendi rızası dâhilinde kullanıp, her birisi hangi âlemden ne surette tefeyyüz edecekse, nurlanacaksa o âlemlerde ki o nurlardan hissemizi ihsan eylesin. Âmin. Velhasıl şu mübarek dersin muktezasını bize ölmezden evvel hissettirsin. Amin.

Lillahil Fatiha.

PDF Dosyasını İndirmek İçin Tıklayınız!

 

Bir önceki yazımız olan 73) ELHAMDÜLİLLAHİ RABBİL ALEMİN'İN İZAHI DERS-4 başlıklı makalemizde onsekiz bin alem hakkında bilgiler verilmektedir.