92) YİRMİBİRİNCİ LEM’A  İHLAS HAKKINDA (EHEMMİYETLİ) DERS – 3

92) YİRMİBİRİNCİ LEM’A İHLAS HAKKINDA (EHEMMİYETLİ) DERS – 3

ADAD

Hulusi Bey

 

 YİRMİBİRİNCİ LEM’A

İHLAS HAKKINDA (EHEMMİYETLİ) DERS – 3

Hulusi Bey: Efendi! Efendi Allah senden razı ola. Allah senden de razı ola. Allah sendende razı ola, bizden hepimizden de razı ola. Nerde olursa olsun, şu imani dersleri okuyan ve mucib-i muktezası ile amel edenlerin hepsinden de razı olsun. Âmin. Cenab-ı Hak hainlerin hepsinin hakkından gele. Âmin. İmansızların eğer imana liyakatleri varsa Cenab-ı Hak onlara da lütfu ile muamele ede. Âmin. Yok, başkalarına zarar vereceklerse Cenab-ı Hak onların zararlarını ehl-i İmanın üzerinden def ede, ref ede. Âmin. Köklerini kazıya. Âmin. Oku.

-: BİRİNCİ DÜSTURUNUZ: Amelinizde rıza-yı İlahî olmalı. Eğer o razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya yalnız Cenab-ı Hakk’ın rızasını esas maksad yapmak gerektir.

İKİNCİ DÜSTURUNUZ: Bu hizmet-i Kur’aniyede bulunan kardeşlerinizi tenkid etmemek ve onların üstünde faziletfüruşluk nev’inden gıbta damarını tahrik etmemektir. Çünki nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkid etmez, dili kulağına itiraz etmez, kalb ruhun ayıbını görmez.

Hulusi Bey: Bizi öyle tehlikelerden esirgiyor ki mübarek üstadımız. Gıpta makbul bir haslettir. Gıpta. Mesela; bir kardeşimiz. Çok anlayışlı, çok zekidir, temenni ederiz ki onun anlayışı gibi bir anlayış, onun zekâsı gibi bir zekâ. “Bütün mümin kardaşlarımıza da versin Cenab-ı Hak.” deriz amma, fakat o kardaşım böyle zeki, anlayışlı ben anlamıyorum, Cenab-ı Hak bana da bunu nasip etsin diyor. Bana da bunu nasip etsin demek doğru değil. Gıpta damarı da yok ha. Ya ne diyeceğiz? Onu takdir edecek ve diyeceğiz ki;  “Cenab-ı Hak onu hepimizin namına zeki yapmış, anlayışlı yapmış hepimizin işini görüyor. Allah ondan ebediyen razı olsun.” O anlıyor, anladığını da başkalarına götürüyor. Hiç onun şeysine, o feyze mazhariyetine kıskanmak gibi bir şeyimiz yok. Bu hal olacak. Gıpta damarını tahrik edecek, yani “ Yalınız bu anlıyor, yalınız ben anlıyorum. Başkaları koyun kaval dinler gibi dinliyorlar,” bu yok. Çünkü bak, gözler mesela buraya dikilmiş. Ben sizin teveccühünüze layık mıyım? Estağfurullah. Fakat beni size, şu dersleri okumak izah etmek gibi bir vazife ile tavzif edene karşı, eğer şöyle derseniz, “Cenab-ı Hak şu ihtiyarı bizim başımıza bu yaştan sonra getirip şu mübarek dersleri onun yanında müzakere etmeyi nasip ettiğinden dolayı Allaha şükür ederiz.” Derseniz, diyebilirsiniz.  Burada yani dikkat edelim ha. “Efendi, efendi? Ne efendi ee? Sen olmasan biz!” Olmadı işte, bu Risale-i Nur şakirdliğinin düsturunda bunun yeri yok. Şimdi sizin teveccühünüz, bizi konuşturuyor. O da muhakkak ha. Çünkü siz bir istektesiniz, diyorsunuz ki “Mademki bunu burda oturturdun, konuşturuyorsun ondan daha bu derslerimizin sırlarından ona ilham buyur ki oda bize aktarsın.” Âmin. Bu temenni olunacak şeydir. Eğer ben bundan haddimden fazla olarak başka bir şey düşünürsem, yalnız ben anlıyorum, ben söylüyorum gibi. Zaten Elhamdülillah yani size karşı değil Cenab-ı Hak o şeyi benden kaldırmış, almış. 

-: Elhamdülillah

Hulusi Bey: Beni nefsime bırakmamış, bu cihette. Hizmette tamamıyla kardeşiz, arkadaşız. Hiç birbirimize üstünlük vasfını kabul etmiyorum. Bir hizmet arkadaşıyız. Çünkü aynı dersi Üstadım dedi; “Ben sizin bir hizmet arkadaşıyım.” O öyle dedikten sonra kimin ne haddi var ki onun güzel sözünün üstüne başka daha güzel söz ilave etsinde söylesin. Evet, bazı yerle de Risale-i Nur şakirtleri namına diyor. Onu gösterdiği tevazu, ona göre tevazudur. Bizim ise haddimizi bilmektir. Biz kim oluyoruz ki ne oluyoruz ki. Bizi bu mübarek sözler kıymete çıkarıyor. İlmiyeden nasibin var mı? Yok. Nesin sen? işte şöyle bir adam, bildiğiniz bir adam. E canım sen başka bir yerde bir şey öğrendin demi böyle bunu?  Yok. Zatın birinin dediği gibi yok, yok o muhakkak başka bir tahsil görmüştür. Benim mesleğim belli hayatim belli. Ama Risale-i Nur kisvesini kabul ederim. Risale-i Nuru okumuştur. Evet. Bazı yerlerinde bazı kısımlarını dinleyicilerin anlaması için kolaylık olsun diye izaha muktedir olmuştur, o da Cenab-ı Hakkın lütfudur. Yani O ikram ediyor, O ihsan ediyor, O bizi destekliyor. İlahi bir lütuf, ilahi bir inayet altındayım. Bizi mahcup etmiyor, utandırmıyor. Aczımıza, fakrımıza medet ediyor, yardım ediyor, rahmet ediyor. Lütfu ile rahmediyor. Bu vaziyet karşısında bu haddimizi bilmemiz lazım, bundan daha ilerisine gitmeyelim. Bugün seni, buraya getiren, beni burda konuşturan.   …… inayet altına girmişiz. Bu halimize yüz binler hamd-ı şükür olsun. Cenab-ı Hak bizi daima halinden memnun ve şakir olan zümresinde bulundursun, onu dışarısına atmasın. Âmin. Buyur.

-: Belki birbirinin noksanını ikmal eder, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine muavenet eder; yoksa o vücud-u insanın hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır. Hem nasılki bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârane uğraşmaz, birbirinin önüne tekaddüm edip tahakküm etmez, birbirinin kusurunu görerek tenkid edip sa’ye şevkini kırıp atalete uğratmaz. Belki bütün istidadlarıyla, birbirinin hareketini umumî maksada tevcih etmek için yardım ederler, hakikî bir tesanüd bir ittifak ile gaye-i hilkatlerine yürürler.

Hulusi Bey: Şimdi şurada bir hakikate işaret etmek istiyorum. Bir fabrika yapın. Fabrika elektrik veriyor enerji, enerji temin ediyor. O fabrikanın makinisti lazım mı? Daima elinde yağ ibrik’ı, böyle dolaşıp şöyle işlemesine fabrikanın bakması lazım gelir mi gelmez mi? İşte bizler de böyle bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz. Eğer birimizde rehavet hâsıl olursa, bir uyku gelirse uyku. Sıcak başladı, uyku geldi. Uyku gelirse ne yapalım? Şu mübarek dersi dinlemek için cehd etmeliyiz. Her halde bir himmet istiyor, bir gayret istiyor. Yoksa eğer şey olmazsa bazı müdahale etmek zorunda kalıyorum elimde olmadan. Çünkü bakıyorum ki bendede uyku geldi. O sözler bana ninni söylemiş gibi geliyor. Yavaş yavaş hoşuma gidiyor. Ha dinliyeyim, ha bir şey kaçırmayayım derken, bakıyorum ki hayır gaflet hemen peşinde, bu kere uyku geliyor. Uyuşukluk hâsıl oluyor. Arada bazı hikâyeler söylüyorum, bu hikâyeler de gönül isteği ile değil. Belki o hikâyelerle şekli değiştirmek, aklı biraz istirahate sevk etmek, dinlemek ihtiyacını yeniden hissettirmek için o gelen hali değiştirmek istiyorum. Şimdi şeylerimiz budur. Yoksa başka bir maksadımız yok. Hikâye söylemekten maksat kurt masalını uydurup söylemek değil. Evet, bazı askerlik geçmişlerimizden bahsediyoruz. Bazı geçmiş hallerimizden bahsediyoruz. Bazı duyulmuş hikâyelerden bahsediyoruz. Şu şöyle denildiği gibi diyoruz. Onunla o manevi tesir altında dikkat edeyim, dikkat edeyim derken uyku gelmişse uyku gidiyor. Bu kere hikâye merakı ayrıdır. Size bir hikâye anlatacağım dediğim zamanda her halde alaka çoğalır. Şimdi bak hep gözler burda. Şimdi bir hikâye anlatacağım dersem, gözlerin bakışı değişir. Tecrübe olunmuş. Hikâyeyi dinlemeye daha çok isteğimiz var. Evet, o hikâyeyi söylemekten gayemiz, onu meşgul etmek. Yani o tesir altında ondan sonra, ne diyorduk, ne söylüyorduk, nerde kaldık? Haydi devam. Şimdi askerlik mesleğinde mesela yüzbaşıyım, bölük kumandanıyım. Sabah talimine çıkıyoruz. Sabah talimi en faal bulunacak bir talim. Ben bakarım ki askerlerde bir uyuşukluk var, bir durgunluk var. Başlarım tüfek indirin, makinalı tüfek. Oyun tertip edin, askerler oynasınlar. Şimdi birbirini kovalarlar, tura oynarlar, bilmem ne ederler bir saat belki böyle meşgul olurlar. Ama o sırada bir kumandan gelir, gelsin. O askerleri muharebeye yetiştirmek benim vazifem. O zaman onu karşılayacak, bugün askerimde böyle bir durgunluk gördüm onun için böyle mecbur oldum. Ben bundan sonraki saatlerde onlarla ciddi, daha ziyade ciddi meşgul olacağım. Oyunlar kızışmış, herkes neşelenmiş, o bir birilerini kovalıyorlar, gülüyorlar filan ondan sonra dönün iş başına. Herkeste bir canlılık. Uyuşukluk gitti. Bu hayat askeriyemde tatbik ettiğim şeylerdir. Evet, bir ufacık numune söylüyorum. Şimdi ama burda ne oynayacak yer var, ne tura oynayacak bir yer var. Fakat arada bir hikâye söylüyorum. Bu hikâye ile sizi meşgul ediyorum, ondan sonra neredeydik İbrahim oku.

-: Eğer zerre mikdar bir taarruz, bir tahakküm karışsa; o fabrikayı karıştıracak, neticesiz akîm bırakacak. Fabrika sahibi de o fabrikayı bütün bütün kırıp dağıtacak.

Hulusi Bey: İşte yani biz böyle ihlası kıracak şeylerde, enaniyetimizi ileri sürerek, güya çok şey biliriz, anlarız gibi kendimizi medh etmeye kalkarsak o zaman “Bu da kendisini medh ediyor yahu. Bizimle nerden çıktı böyle.” İşte bir kulp gelir. İşte buna sebebiyet vermemek lazım. Onun için bu gibi haller o fabrikanın iyice işlememesine neticesine bizi götürür. Biz burada Allah’ın inayeti ve rahmeti altındayız. Şüphesi olan var mı?

-: Hayır, haşa

Hulusi Bey: İstirahat etmek arzu edilen bir vaziyetimiz var. Fakat o istirahatimizi bize feda ettiriyor. Burada geliyor, Kur’ani ve imani meseleleri tahkike yetiştirecek, hakkalyakin mertebesine erdirecek, bazı mesailden bahsediliyor. Mütefekkirane okunulması, dinlenilmesi lazım gelen derslerdir okunanlar. Bizi buraya inayeti ilahiye ve rahmeti ilahiye getiriyor. Hakkımızda bir lütuf mudur bu? Mademki lütuftur, Allah’ın lütfuna karşı bize düşen şükürdür.  Şükür de bu işte dikkat kesilmek, ehemmiyet vermek, uyumamak, onu anlamak için bütün enerjimizi sarf etmemiz lazım.

-: İşte ey Risale-i Nur şakirdleri ve Kur’anın hizmetkârları! Sizler ve bizler öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı manevînin âzalarıyız.. ve hayat-ı ebediye içindeki saadet-i ebediyeyi netice veren bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz..

Hulusi Bey: Yani bir taraf eşittir, sizin bu haliniz yok mu, bizim bu halimiz bir tek ferd değil, şu cemaatin hali bir insan-ı kâmilin haline benzer dersen, doğrudur. Bu cemaatin o güzel halidir ki buraya gelen birçok şey var. Hastam var, bizim şu vaziyetimize çeşitli şeylerden şikâyeti olanlar geliyor. Cemaatten dua istiyoruz diyor. Biz de diyoruz ki cemaat birçok hastalarımız var, müracaat edenlerde var, etmeyenlerde var. Cenab-ı Hak müracaat edenlere de, müracaat etmeyenlere de, ehl-i imanın bütün hastalarına da acil şifa versin. Âmin. Gıyabi yapılan dua mı makbuldür, yüzüne yapılan dua mı makbuldür? 

-: Gıyabi dua.

Hulusi Bey: Gıyabi dua daha makbuldür. Şimdi ama diyeceksin o adam burda, münhasıran ona değil, biz diyoruz ki; bize bu akşam, bu ders esnasında hastasından bahseden arkadaşımız var. Bize söylensin, söylenmesin. Ehl-i imanın ne kadar hastası varsa, Ya Rabbi hepsine şifa-i acil ihsan eyle. Âmin. O adam demez ki bendim. Bir tek adamı söylemiyoruz. Hepsine gıyabında şifa temenni ediyoruz. İhtiyaç var mı?

-: Var, var.

Hulusi Bey: “Marîz bir asrın, hasta bir unsurun, alîl bir uzvun reçetesi; ittiba’-ı Kur’andır.” Reçete-i de anladık ki Risale-i Nurdur. Her derde deva. Cenab-ı Hak bizi bu şifahaneden uzağa atmasın. Âmin. Bu şifahanede daimi şifayı bize nasip etsin. Âmin. Sırrı esrar-ı Kur’aniyeyi ve imaniyeyi memnuniyetle şükürle kabul eden zümreden etsin. Âmin.  Bizi bu halden, bu halden biz razıyız ya Rabbi. Bizi bu halimizde bırak, nimetini hakkımızda kesme. Âmin. Rahmetini kesme. Âmin. Lütfunu azaltma. Âmin. Daima senin lütfuna, rahmetine, merhametine ihtiyacımız var. Bize medet verecek senden başka kimse yoktur. İşte huzurunda senden istiyoruz. Senden başkasından bir şey isteyecek halimiz yoktur. Ve onların bize yardım etmeye iktidarları da yoktur. Memleketimizi ve sair İslam memleketlerini de her türlü semavi, arzi afatlardan muhafaza eyle. Âmin. Bizleri ve bütün geçmişlerimizi rahmetine layık kıl. Âmin. Dünyevi, uhrevi bütün maksatlarımıza nail et. Âmin. Umduklarımıza nail et, korktuklarımızdan emin et. Âmin. Vademiz hıtamında ol kelime-i münciyeyi mübareke ki buyrun;

اَشْهَدُ اَنْ  لآَ اِلٰهَ اِلاّٰ اللّٰهُ وَ اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدٌ عَبْدُهُ وَ رَسُولُهُ

Diyerek hatm-i enfasa muktedir olacak zümreye bizleri de idhal eyle. Âmin.

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ * وَسَلاَمٌ عَلَى الْمُرْسَل۪ينَ

* وَسَلاَمَةٌ عَلَى الْحَاضِر۪ينَ اِلَى يَوْمِ الدّ۪ينِ * وَالْحَمْدُ للهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ٭

اَلْفَاتِحَة مَعَ الصَّلَوَاةُ٭

PDF Dosyasını İndirmek İçin Tıklayınız!

Bir önceki yazımız olan 91) YİRMİBİRİNCİ LEM’A İHLAS HAKKINDA (EHEMMİYETLİ) DERS - 2 başlıklı makalemizde 21.lem'a ve ihlas hakkında hakkında bilgiler verilmektedir.