10) BEDİÜZZAMAN HZ.LERİNİN SABRİ AĞABEYİN MEKTUBUNU HULUSİ BEYE GÖNDERMESİ

10) BEDİÜZZAMAN HZ.LERİNİN SABRİ AĞABEYİN MEKTUBUNU HULUSİ BEYE GÖNDERMESİ

بِاسْمِهِ  وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ فِى الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ

 Aziz, Sıddık, Ciddi, Hakîkatlı Kardeşim:

Size Yirmi Sekizinci Mektubun İkinci, Üçüncü Mes’elesini de gönder­dim. Rü’yanın ta’biri Birinci Mes’eledir. O üç mes’eleyi nasıl telakki edeceği­nizi, merak ediyorum.

Hem Sabri’nin bana yazdığı husûsi bir mektubunu size gönderiyorum. (*) Maksadım da, o zâtın samimi tevazu­unu ve sana karşı hâlis uhuvvetini gös­termek içindir.

Şu İkinci, Üçüncü Mes’eleyi de o kendi hattıyla size yazdı. Hatta Yirmi Altıncı Mektubu, kendi nüshasını size göndermek istiyordu, ben bırakmadım. O seni kendi nefsine tercih ediyor.

Elhamdulillâh bu havalide çok Sabriler zuhura başladılar, fakat yaz mevsimi dünya çarşısıdır, gaflet meydanıdır. Atalet, fütur veriyor. Şuhûr-u Selase takarrub ettikçe, âhiret çarşısı faali­yete başlar. Onun için oradaki fütur, sana yeis ve fütur vermesin.

Başta vâlideyniniz ve Fethi Bey olarak, Sözlerle alakadar umum dostlara selam ve duâ ediyoruz. Başta Sabri, bütün kardeşle­riniz de, selam ederler.

اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى

Kardeşiniz

Said Nursî

(*) Bu mektub aşağıda verilmiştir. (Naşir)

 

Acele yazıldı kusurumu affedi­niz, Efendim. Pek Muhterem Üstadım Efendim Hazretleri

Yirmi Yedinci Mektubu bilistinsah Hu­zur-u Ekremiye takdim ediyorum. Fakat takdir ve hitabe-i fâzılânelerine lâyık olma­yan bu abd-i pür kusur ve âciz hakkında, şu mektûbâtın mukaddemesinde kemâl-i hara­retle ve pek müşfikane mütaleat ve ulvi beyânat serdiyle, müşfik bir vâlideden daha eşfak bir Üstad-ı bînazîr ve mesîl bulunduğunuz, her zamanki ma’ruzatımı isbata bâriz bir delildir.

İkinci Üstadım olan Muhterem Hulûsî Bey Efendinin, her sözleri nurlu ve hakîkatlı ve vûzuhlu ve hakîmâne kaleme alması, hakîki üstada has bir talebe bulunduklarını, her türlüsüyle isbat etmektedir.

Ezcümle: Felaketzede bir dostuna yaz­dıkları ve mektûbâtın nihayet kısmına der­cedilen ma’nevî teselliyet ve tarziyenamede ne büyük hakîkatları feth ediyorlar ve ne bitmez, tükenmez vesayây-ı hakîmâneyi iz­har ediyorlar. Ve ne tam ma’nasıyla nur fabrikasının metalarını değeriyle alıp, hak­kıyle ve lâyıkıyle satıyorlar. Çok istifade et­tim. Allah birinci ve ikinci üstadlarım­dan çok râzı olsun.

Elhâsıl: “Bârika-i hakîkat, müsa­deme-i efkardan çıkar” mefhumunca hakkıyla, tamamıyle, lâyıkıyle sena edeme­diğim Nur Risâleleri, bir çok ihvanı tahrik ve îkaz etti. Onlar da “Hazâinü’l-Envar” dan alıp saçmakta oldukları parlak hakîkatlar ve nurânî mebhaslar ve çok ticaretli işler ve hoş manzaralı sahalar göstererek, terakki­yat-ı ma’nevîye ve tealiyat-ı uhreviye cihe­tinde, hatta mahkum-u mevt derecesinde bulunan­lara gıpta-bahş bir hayat verdiği meş­hud olup, şu hal ise, binnetice gafletten ayılarak, ebvab-ı irşadı çalmağa yegane ve­sile bulunduğu cihetle, Zât-ı fâzılâne­lerine ne kadar arz-ı şükran ve minnet­tarî edilse, yine hakkıyla vazifemizi ifa etmiş olamayız.

Geçen hafta Asaf Beyle görüştüm, çok selam ve hürmetlerini arz ederek, ellerinizi öpüyorlar. Rûhen Hulûsî Beye yakın bir va­ziyetde olduklarını hissediyorum.

Doktor keza el ve eteklerinizi öper, te­veccühâtınızın bekasını istirham eder. Şimdi Yirmi Dördüncü Sözü okuyor ve bana birden dokuza ve onbirden yirmiye kadar olan sözleri getirmemi diliyor. Tedric, tedric hepsini veriyorum. Şimdi bizim Zekai’nin mektubunu aldım, efendimize âid olanı tak­dim ediyorum. Ve müsaadenizle şu arzumu da açıktan yazıyorum.

Bendeniz diyorum ki: Hulûsî Beye Halef olmaya lâyık Zekai’dir. Zihni açıktır, zeki­dir, gençtir, her türlüsüyle has talebeliğe lâyıktır. Şu dâvamı da hat ve hareketiyle mektubu isbata kâfidir. Bakayım Efendimiz ne buyuracaksınız. Mahsus dest ve dâmen-i muallalarını öper ve teveccühât-ı kerîma­nelerini dilerim. Sefer-ül hayr 1351 (*) Pür-ku­sur ve âciz, her an himmet ve duânıza muh­taç talebeniz

(Hulûsî Sâni) Sabri

Hulûsî Beyden gelen ve mumaileyhe gönderilecek olan, iki kıta mektupları da henüz aldım. Gelen çok hoş, giden daha hoş, ne kadar hoş desem, o kadar hoş.

Efendim, bu fabrikanın hizmetine, ameleliğine doyulur mu? Usanılır mı? Âh.. ne yapayım ki, elim kısa fazla iler­lemeye vüs’atim yok.

Yirmi Yedinci Mektuba derci emir buyu­rulan, muhterem Hulûsî Bey Efendinin elmas ayar sözlerini seve seve ve ru­humu şenlendire şenlendire geçirdim.

İkinci Üstadımı da ne kadar sena et­sem hakdır ve layıkdır. Şimdi Eğirdir’e gi­diyorum. Emirlerinizi ifa edip, avdetimde müşahedâtımı yine arz ederim Efendim..

Bilhassa Hâk-ı fâzılânelerine yü­zümü sürer, da’vât-ı hayriyelerini istirham eyle­rim Efendim…

S. H. Sâni

(*) 1933 (Naşir)

 

 

Orjinalini indirmek için tıklayınız!

Bir önceki yazımız olan 9) ÜSTAD HZ.LERİNİN HULUSİ AĞABEYE HİTABEN YAZDIĞI NEŞREDİLMEYEN MEKTUPLARDAN-9. başlıklı makalemizde bahis; münakaşa hakkında bilgiler verilmektedir.