23) KASTAMONU LAHİKASINDAN DERS-1

23) KASTAMONU LAHİKASINDAN DERS-1

ADAD

Hulusi Bey 

 KASTAMONU LAHİKASINDAN DERS -1

11/5/1976 GECE DERSİ

Hulusi Bey:

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ عَيْنِ الْعِناَيَةِ كَنْز ِالْهِداَيَةِ اِماَمِ الْحَضْرَةِ اَمِينِ الْمَمْلَكَةِ طِراَزِ الْحُلَلِ ناَصِرِالْمِلَلِ تاَجِ الشَّرِيعَةِ سُلْطاَنِ الطَّرِيقَةِ بُرْهاَنِ الْحَقِيقَةِ زَيْنِ الْقِياَمَةِ شَمْسِ الشَّرِيعَةِ شَفِيعِ اْلاُمَّةِ عاَلِى الْهِمَّةِ كاَشِفِ الْغُمَّةِ يَوْمَ الْقِياَمَةِ سِراَجِ الْعاَلَمِينَ.
اَللّٰهُ عاَصِمُهُ وَ جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ خاَدِمُهُ وَالْبُرَاقُ مَرْكَبُهُ وَقاَبُ قَوْسَيْنِ مَقاَمُهُ وَالْمَعْبُودُ مَقْصُودُهُ شَمْسُ الضُّحَى بَدْرُ الدُّجَى نُورِ الْهُدَى خَيْرِالْوَرَى اِماَمِ الْمُتَّقِينَ اَصْفَى اْلاَصْفِيَآءِ مُحَمَّدِنِالْمُصْطَفَى صَلَّى اللّٰهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ قِبْلَةِ الْعاَرِفِينَ وَكَعْبَةِ الطَّآئِفِينَ وَحَبِيبِ رَبِّ الْعاَلَمِينَ وَعَلَى اَلِهِ وَاَصْحاَبِهِ وَ عِتْرَتِهِ الطَّيِّبِينَ الطَّاهِرِينَ وَسَلِّمْ تَسْلِيماً كَثِيراً ياَ رَبَّ الْعاَلَمِينَ اَمِينَ

-:

CENAZE NAMAZINDA OKUNACAK ŞEYLER

Dört tekbir alınır. Birinci tekbiri müteakip euzudan sonra Fatiha-i şerife okunur.

Hulusi Bey: Fatiha-i şerife?

-: Birinci tekbiri müteakip euzudan sonra,

-: Euzu besmele olacak bu galiba

 Hulusi Bey: Ne ise euzu

-: Euzuden sonra Fatiha-i şerife okunur.

Hulusi Bey: O şeye, Şafii’ye göre. Bizde de caiz bu ama. Hanefi’de de caiz.

-: İkinci tekbirden sonra

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ

 diye Peygamber (A.S.M.)’a salavat getirilir. 

كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى اِبْرَاهِيمَ وَ عَلَى آلِ اِبْرَاهِيمَ اِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ

diyerek salavat-ı şerifeyi tamamlamak efdaldir. Avam-ı nasdan çoğunun yaptığı gibi      

اِنَّ اللّٰهَ وَ مَلَٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِىِّ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَ سَلِّمُوا تَسْل۪يمًا

ayeti okunmaz. Çünkü bununla kalır da selavat getirmezse namazı sahih olmaz.

Hulusi Bey: Bizde tahiyyattan sonraki salavatlar okunur. Ka’de-i ahiredeki, yani Allahümme salli ve barik. Evet

-: Üçüncü tekbirden sonra meyyite ve Müslümanlara ileride zikredeceğimiz hadislerdeki duaları okur. Sonra dördüncü tekbiri aldıktan sonra okuyacağı duanın en güzeli şudur:

Allahümme la tahrimna

Hulusi Bey:  Hele ver bakayım.

-: Bizim yazıyla, bu yazıyla

Hulusi Bey: Nerede, burada yok mu?

-: Hayır yok.

Hulusi Bey: Nerede?

-: Allahümme la tahrimna ecrehu vela

اَللَّهُمَّ لاَ تَحْرِمْناَ أَجْرَهُ وَلاَ

Hulusi Bey: Al sen oku

-: Allahümme la tahrimna ecrehu vela teftinna badehu vağfirlena vele hu

اَللَّهُمَّ لاَ تَحْرِمْناَ أَجْرَهُ وَلاَ تَفْتِنَّا بَعْدَهُ وَاغْفِرْلَنَا وَلَهُ

duası

Hulusi Bey: İşte bizimki muhtasar böyle

اَللَّهُمَّ ٱغْفِرْ لِحَيِّنَا وَمَيِّتِنَا وَشَاهِدِنَا وَغَآئِبِنَا وَصَغِيرِناَ وَكَبِيرِناَ وَذُكُرِناَ وَأُنْثاَناَ مِنْ اُمَّةِ مُحَمَّدٍ عَلَيْهِمْ اَجْمَعِينَ

Muhtasar.

-: “Ey Allah’ım, bunun ecrinden bizi mahrum etme, ondan sonra bizi fitneye düşürme, bizi ve onu yarlığa”. Dördüncü tekbirden sonra duayı halkın adet-i hilafına ileride zikredeceğimiz İbn-i Ebi Evfa hadisine uyarak uzatmak Şafii fakihlerine göre muhtar olan bir kavildir. Üçüncü tekbirden sonra okunacak me’sur dualardan biri şudur: Ebu Abdurrahman Avf bin Malik

Hulusi Bey:  

اَللَّهُمَّ اغْفِرْ لَهُ، وَارْحَمْهُ، وَعاَفِهِ، وَاعْفُ عَنْهُ، وَأَكْرِمْ نُزُلَهُ، وَوَسِّعْ مُدْخَلَهُ، وَاغْسِلْهُ بِالْماَءِ وَالثَّلْجِ وَالْبَرَدِ، وَنَقِّهِ مِنَ الْخَطاَياَ كَماَ نَقَّيْتَ الثَّوْبَ الأَبْيَضَ مِنَ الدَّنَسِ، وَابْدِلْهُ داَراً خَيْراً مِنْ داَرِهِ، وَاَهْلاً خَيْراً مِنْ اَهْلِهِ، وَزَوْجاً خَيْراً مِنْ زَوْجِهِ، وَاَدْخِلْهُ الْجَنَّةَ وَاَعِذْهُ مِنْ عَذاَبِ الناَّرِ حَتَّى تَمَنَّيْتُ أَنْ أَكُونَ أنَا ذَلِكَ المَيِّتَ

Bir dua. Hiçbir şey bilmezse insan

رَبَّنَا اغْفِرْ ل۪ى وَلِوَالِدَىَّ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ

Yani ben de bir dua biliyorum da…

-: Ebu Abdurrahman Avf bin Malik’den (r.a) Resul-i Ekrem (S.A.V.) bir ölünün namazını kılarken “İlahi, bu meyyite mağfiret rahmet buyur. Onu azaptan koru. Taksiratını affet. Onun cennetten hissesini ihsan et. Kabrini genişlet. Su ile kar ile, buzla onun günahlarını yıka.

 (Haşiye)  Hadis-i Şerif Arabistan gibi sıcak muhitte soğuğun kıymetini ifade etmektedir.

Beyaz elbiseyi kirden temizler gibi onun hatalarından temizle. Kendi evinden daha hayırlı bir ev, ehlinden daha hayırlı bir aile ve zevcinden daha hayırlı bir eş ver. Onu cennete koy. Kabir ve cehennem azabından onu koru” diye dua buyurduğunu işittim. Bunun üzerine keşke ölen ben olsaydım diye temennide bulundum.

Ebu Hureyre…

Hulusi Bey: Yetmez mi? Oraya bir işaret koyda. Dershaneye gelmiş, bana değil de. Mektup taahhütlü müydü?

-: Kıymetli

Hulusi Bey: Kıymetli? Kıymetsizi de var mı?

-: Hepsi kıymetli.

Hulusi Bey: E daha ne? Kıymetli diye bir tefrik yapma. Buyur.

-: (Kastamonu’daki kardeşlerimize hitaben yazılan bir hakikattır. Belki size de faidesi olur diye gönderdim.)

Risale-i Nur kendi sadık ve sebatkâr şakirdlerine kazandırdığı çok büyük kâr ve kazanç ve pek çok kıymetdar neticeye mukabil fiat olarak, o şakirdlerden tam ve hâlis bir sadakat ve daimî ve sarsılmaz bir sebat ister. Evet Risale-i Nur onbeş senede kazanılan kuvvetli iman-ı tahkikîyi, onbeş haftada ve bazılara onbeş günde kazandırdığını, yirmi senede yirmibin zât tecrübeleriyle şehadet ederler. Hem iştirak-i a’mal-i uhreviye düsturuyla, herbir şakirdine, her bir günde binler hâlis lisanlar ile edilen makbul duaları ve binler ehl-i salahatın işledikleri a’mal-i sâlihanın misil sevablarını kazandırıp, herbir hakikî, sadık ve sebatkâr şakirdini amelce binler adam hükmüne getirdiğini; kerametkârane ve takdirkârane İmam-ı Ali’nin (Radıyallahü Anhü) üç ihbarı ve keramet-i gaybiye-i Gavs-ı A’zam’daki (K.S.) tahsinkârane ve teşvikkârane beşareti ve Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın kuvvetli işaretiyle, o hâlis şakirdler ehl-i saadet ve ashab-ı Cennet olacaklarına müjdesi pek kat’î isbat ederler. Elbette böyle bir kazanç, öyle bir fiat ister.

(Kastamonu Lahikası, 122)

Risale-i Nur kendi sadık ve sebatkâr şakirdlerine kazandırdığı çok büyük kâr ve kazanç ve pek çok kıymetdar neticeye mukabil fiat olarak, o şakirdlerden tam ve hâlis bir sadakat ve daimî ve sarsılmaz bir sebat ister.

Hulusi Bey: Fiat olarak o şakirtlerden tam ve halis bir ferağat?

-: Sadakat. Tam ve halis bir sadakat. Daimi ve sarsılmaz bir sebat ister.

Hulusi Bey: Daimi ve sarsılmaz bir sebat ister. Yani müjdeyi veriyor amma müjdeye mukabil istediği fiyatta, hani ekser şey var ya bu teamüldür “Müjdemi ver, sana bir şey söyleyeceğim”. Şimdi böyle bir müjdenin değerine, müjdeye bak; ondan sonra ona verilecek şeye bak. Bizden ne istiyor? Sadakat istiyor, selahat istiyor, ferağat istiyor, sebat istiyor.

-: Evet, Risale-i Nur onbeş senede kazanılan kuvvetli iman-ı tahkikîyi, onbeş haftada ve bazılara onbeş günde kazandırdığına, yirmi senede yirmibin zât tecrübeleriyle şehadet ederler. Hem iştirak-i a’mal-i uhreviye düsturuyla

Hulusi Bey: İhlas dersimizde bu husus daha ziyade tafsil edilmiştir malum. İştirak-i amal; işleri bir araya getirmek, müşterek çalışmanın faidesi. İğne yapmak, sonra şirketler teşkil edip ticarette şirket usulünü yapmak. Onda da bütün mahsur var. Halbuki bu işte bu şirket-i maneviyedir bunda hiçbir zararlı tarafı yok. Maddi şirketlerde zararlı tarafı var. Fakat manevi şirketlerde hiç böyle bir zararlı tarafı yok. Bütün sevap, o şirketin bütün efradı tarafından kazanılan bütün sevap bir cihette herkesin hissesine, defterine yazılır. Şurada bir Fatiha-i şerife okuyup bütün emvatın ruhlarına hediye etsek o ruhların hepsine ulaşır mı?

-: Ulaşır.

Hulusi Bey: Bunun gibidir. Binaenaleyh bu şirket-i maneviye düsturuna isteyen bizde evvela ihlas lazım, sadakat lazım, sebat lazım. Bu şeylere, bu düsturlara riayet edilirse kazançlar ayrılmaz. Nasıl ki bildiğimiz sevaplar, hatim duaları, Fatiha-i şerife, İhlas-ı şerife den hasıl olan sevaplar, diğer umumi duaların neticeleri bütün o dualarda zikredilen.

Mesela:

وَالْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَ الْمُسْلِمِينَ وَالْمُسْلِمَاتِ

Kim kaldı dışarıda? Kaldı mı?

-: Kafirler

Hulusi Bey: Bütün müminler, bırak onu canım bizim kafirlerle ne işimiz, niye kafiri getirip karıştırıyorsun?

وَالْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَ الْمُسْلِمِينَ وَالْمُسْلِمَاتِ

dedikten sonra bütün müminler ve mümineler, müslimler ve müslimeler hepsi bunda mevzubahistir, dahildir. Biz bilmezsek Üstad’ın buyurduğu gibi rahmet-i ilahiye bilir. Onların hiçbirisi hariç değildir. “Canım benim adımı da anmadın hiç” deme. Bazen diyoruz mesela bütün hastalara acil şifalar ihsan et ya Rabbi. E bu meyanda mesela işlerimizde çok hayırlı menfaatlı olan mesela kimdi? “Hacı Tevfik kardaşımıza da acil şifa ihsan et” diyoruz. Âmin. Bunun gibiler var daha. Onun gibi olanlara, onun gibi fedakar hizmette olanlara. Evet, bizim memleketimizin hali başka. Diğer hariçteki memleketler gidip görmeli ki soruyoruz “Bu dershaneyi kaça aldınız?”, diyor “240 bine. 10 binde masrafı oldu 250 bin”. İşte birkaç fedakar zatın şeysiyle. Öyle hani elini açarak bana da bana da değil. Evet, oralar zengin diyeceğiz. Babam zenginlik.

Gina an şey var, gina şey var. Gina an şey var, gina şey var.

غنا عن الشيء  var     غنا بشي ء var “

İşte bu işte tereddütü olanlara, bazı yanlış düşünceleri birbirlerine aktaranlara gidip garptaki vaziyeti, faaliyeti, dershanelerin yapılışını görmelerini tavsiye ederiz. Ondan sonra bizim halimize hakikaten bilmem ne demek lazım gelir. Oradaki fedakarane vaziyet. Sonra oradaki o vakıf denilen bazı, hepsini demem fakat temas ettiklerimin bazısı maşaallah hafız-ı kütüp gibi olmuşlar. O kadar güzel okumaları var, o kadar güzel anlamaları var. Yani bize de hatır için şey ettiler. İltifat etmeleri bize eskiliğimizden dolayı, yoksa onların ihtiyacı da yok bize. Neyse daha ileri gitmeyeyim. Ben sizden razıyım. Allah hepinizden razı olsun. Sizi hiçbir zaman ayrı görmüyorum. Yani oradakiler burdakiler, şarktakiler başka garptakiler başka değil. Fakat bilhassa bu fedakarlık meselesinde gidip onları görmek çok şayanı tavsiye ederim. Tereddüt edenlere orayı gösteriyoruz, biraz gitsinler görsünler ki burada da artık nazlanmayı bırakıp bu işe. İşte bir kulübe yaptırmak istiyoruz değil mi? Bir kulübe, bir barınak. İşte çekilen meşakkat, emek meydanda. Henüz daha başlamadık. İnşaallah başlanacak değil mi? Nasıl Hacı Ağa? 10 dedin. 10 Mayıs gitti. Bugün 11’di. Hacı Ahmet Ağa yok mu?

-: Bugün yok, bugün yok.

-: Plan çıkmadı..

PDF Dosyasını İndir Oku

Bir önceki yazımız olan 22) 10.SÖZ ZEYLİN İKİNCİ PARÇASI DERS 3 başlıklı makalemizde 10.SÖZÜNZEYLİN İKİNCİSİ hakkında bilgiler verilmektedir.