59) 21. LEM’A (İHLAS HAKKINDA) DERS – 1

59) 21. LEM’A (İHLAS HAKKINDA) DERS – 1

ADAD

Hulusi Bey

 

 21. LEM’A (İHLAS HAKKINDA) DERS – 1

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ عَيْنِ الْعِناَيَةِ كَنْز ِالْهِداَيَةِ اِماَمِ الْحَضْرَةِ اَمِينِ الْمَمْلَكَةِ طِراَزِ الْحُلَلِ ناَصِرِالْمِلَلِ تاَجِ الشَّرِيعَةِ سُلْطاَنِ الطَّرِيقَةِ بُرْهاَنِ الْحَقِيقَةِ زَيْنِ الْقِياَمَةِ شَمْسِ الشَّرِيعَةِ شَفِيعِ اْلاُمَّةِ عاَلِى الْهِمَّةِ كاَشِفِ الْغُمَّةِ يَوْمَ الْقِياَمَةِ سِراَجِ الْعاَلَمِينَ.

اَللّٰهُ عاَصِمُهُ وَ جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ خاَدِمُهُ وَالْبُرَاقُ مَرْكَبُهُ وَقاَبُ قَوْسَيْنِ مَقاَمُهُ وَالْمَعْبُودُ مَقْصُودُهُ شَمْسُ الضُّحَى بَدْرُ الدُّجَى نُورِ الْهُدَى خَيْرِالْوَرَى اِماَمِ الْمُتَّقِينَ اَصْفَى اْلاَصْفِيَآءِ مُحَمَّدِنِ الْمُصْطَفَى صَلَّى اللّٰهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ قِبْلَةِ الْعاَرِفِينَ وَكَعْبَةِ الطَّآئِفِينَ وَحَبِيبِ رَبِّ الْعاَلَمِينَ وَعَلَى اَلِهِ وَاَصْحاَبِهِ وَ عِتْرَتِهِ الطَّيِّبِينَ الطَّاهِرِينَ وَسَلِّمْ تَسْلِيماً كَثِيراً ياَ رَبَّ الْعاَلَمِينَ اَمِينَ.

İnsanlar kıyamette nasıl haşr olunur. İmam-i Tirmizinin süneninde erbab-ı tefsir bisureti

Ben-i İsrail’de bildirildiğine göre bir hadis-i şerifte, kıyamet günü insanlar üç sınıf olarak haşr olunur. Kıyamet günü insanlar üç sınıf olarak haşr olunur. Bir kısmı ayakları ile yürürler. Bunlar amelleri ve ilimleri az olanlardır.

İkinci kısım binerek gidenlerdir. Bunlar; ehl-i saadet, ehl-i rıza, ehl-i takva, ehl-i ihsan ve ikram olanlardır. Binekli, binekli. Yaya gitmiyorlar da binmiş olarak gidiyorlar.

İkinci kısım binerek gidenlerdir. Bunlar ehl-i saadet, ehl-i rıza, ehl-i takva, ehl-i ihsan ve ikram olunanlardır. Hz. Ali keremallahu veçhe ve radiyallahu anh bu hususta “Benim ruhum kabza-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki; müttakiler kabirlerinden çıktıklarında, beyaz develer ve binekler karşı gelip, o develerin kanatları vardır, altından eyerleri vardır. O müttakiler kemal-i izzet ve ikramdan dolayı yayan yürümeyip Arasat’a böyle giderler.” buyurmuştur.

Üçünü kısım; insanlar yüzleri üzerine sürünerek mahşer yerine giderler. Ve rezilane bir şekilde haşr olunurlar. Bunlar kâfirlerdir. Nitekim Cenab-ı Hak, Kur’anı Kerimde de kâfirleri yüzleri üzerine haşr ederiz, buyurmuştur.

Şöyle dedi; Arapların ne zaman helak olacaklarını biliyor, kendisine soruldu. Ne zaman? Cevap verdi. Kalplerinde İslamiyet takvası, cahiliyet keremi bulunmayan kimseler, aralarına karıştığı zaman. Arapların arasına İslamiyet takvası ve cahiliyet keremi bulunmayan kimseler aralarına karıştığı zaman.

Ne olur? Arapların helak olacağı olur.

Bu günün takviminde; Sultan 4. Mehmet Han 1693. Akif Paşa 1893. Muhaddis İbn-il abban vefat ettiler. Said Halim Paşa’yı Ermeniler katlettiler, 1921 de!

Bu da tarihi havadis.

“Allah katında insanların en üstünü; hakkı müdafaa eden, doğruyu söyleyen, isabetli görüşleri ile zihinleri çözen kimselerdir.” İbn-i Mukaffa

Allah katında insanların en üstünü; hakkı müdafaa eden, doğruyu söyleyen, isabetli görüşleri ile zihinleri çözen kimselerdir.

Şimdi soruyor; nolacak nolacak nolacak kim çözebilir? İşte bunlar olursa Allah katında insanların en üstünü onlardan sorulur. Burada bu kadar havadis varmış. İhsan Hoca, Üstün hoca geldiler mi?

-: Onlar yukardalar.

Hulusi Bey: Öylemi? Buyur! Haydi!

-:

Her zaman her işinde gönülden söyle Allah

Her hayrın başı odur bende derim Bismillah.

O mübarek kelime İslam’ın nişanıdır.

Zerrelerin, güneşin hem vird-i zebanıdır.

Bismillah bitmez kuvvet. Onda ne bereket var.

Ondan mahrum olana, ne müthiş felaket var.

Bir zaman iki adam çıkmışlar seyahate.

Birisi ne bedbaht ki işleri hep pürhata.

Biri pek mütevazı, diğeri de mağrurmuş.

Mağruru azap işler belalar çekmiş durmuş.

Bir reisin ismini almadan geziyormuş.

Zelil hem rezil olup hayattan beziyormuş.

Mütevazı mümini reisin ismiyle

Hep selametle gezmiş sahrayı ilden ile.

Adi bir adam değil paşa imiş o nam ile.

Hürmet görmüş her yerde, yaşamış o nam ile.

İşte ey mağrur nefsim! Aczin düşmanın çoktur.

İhtiyacın fakrın çok! Hem de kudretin yoktur.

Öyle ise Onu tanı! İsmini al Onu bul.

Havadiste boğulma! Vahşetten, havftan kurtul.

Aczini hem fakrını gideren malikin var.

Her ihtiyacın veren bir Samed halikın var.

Devlete intisapla bir nefer neler eder.

Evet devlet namına bir Şahı esir eder.

İşte bismillah diyen, devlet erine benzer.

Devletin namınadır, her yerde serbest gezer.

Her şey Allah namına özelde harekâtta.

Ağaçlar meyve verir, hem sarılı pakette.

Dağ gibi yükler taşır, zerre gibi tohumlar.

İçlerinde ne yok ki! Şeker gibi lokumlar.

Hepsi bismillah diyor. Alıyor dolduruyor.

Hazine-i rahmetten meyveler olduruyor.

Hem zehirli bir böcek, daldan dala konuyor.

Şifalı tatlı balı Bismillah’la sunuyor.

Güller ile çiçekler o isimle kokuyor.

Elsiz ayaksız böcek ipekleri dokuyor.

Ağaçlar ve bitkiler şiddetli hararette.

İpek gibi damarlar şiddetli sühunette.

Donmadan ve yanmadan, düşün nasıl kalıyor.

Nazik o ince kökler, taşları parçalıyor.

Her çeşit taam verir. Kazan olur bostanlar.

İnek,  koyun, keçiler ne mübarek hayvanlar.

Basit, adi otlardan doluyor süt memesi.

Bize Rezzak namına oluyor süt çeşmesi.

Vasıtalar tablacı, düşün hikmetlerini.

Her şey, Allah namına onun nimetlerini.

Bismillah ile alır, Ondan bize getirir.

Mülk sahibi, O’dur der, Allah namına verir.

Sen insansın ibret al, böyle gaflete dalma!

Al bismillah diyenden, sakın gafilden alma!

-:

İHLAS HAKKINDA

(Onyedinci Lem’anın Onyedinci Notasının yedi mes’elesinden, beş noktadan ibaret olan ikinci mes’elesinin birinci noktası iken, ehemmiyetine binaen Yirminci Lem’a oldu.)

 

Hulusi Bey: Bu Lem’a lâakal her onbeş günde bir defa okunmalı.

-: Burda almamış o ikinci kısımda efendim:

-: Bu Lem’a lâakal her onbeş günde bir defa okunmalı.

Hulusi Bey: Biz altı ayda ancak bir defa okuyoruz.

-: Ey âhiret kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur’aniyede arkadaşlarım!

Hulusi Bey: Ayetleri okumayacak mısın?

اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

وَلاَ تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ ٭ وَ قُومُوا لِلّٰهِ قَانِتِينَ ٭ قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكَّيهَا وَ قَدْ خَابَ مَنْ دَسَّيهَا ٭ وَلاَ تَشْتَرُوا بِآيَاتِى ثَمَنًا قَلِيلاً

صَدَقَ اللّٰهُ رَبُّناَ اْلأَعْلٰى

Bir, iki, üç, dört, beş ayet. Beş ayet tam değil, muhtelif yerlerden alınmış. İhlasla münasebetli ayetler.

-: Ey âhiret kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur’aniyede arkadaşlarım!

Hulusi Bey: Ey âhiret kardeşlerim! Yani; Dünya itibariyle belki kardeş değilim amma, kardeş değiliz amma, çünkü kardeş dünyada bir anadan bir babadan yahut ana bir baba ayrı, baba bir ana ayrı olanlara kardeş deniliyor. Fakat ahiret kardeşlerim yani; iman kardeşi iman. İmanda beraberliğimiz var, İslamiyet’te beraberliğimiz var. Şu halde manevi bir kardeşliktir. Maddi değil. Mesela buyur kardeşim! Dedin, evet onun manası ne oluyor? Yani anamız bir babamız bir değil. Kur’an kardeşliği iman kardeşliği o ne demek?

اَسْتَع۪يذُ بِااللّٰهِ٭ Kur’an ne buyuruluyor;

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ

Yani; Müminler biribirinin kardeşidirler. İşte ahiret kardeşi bunlar. Müminler. Mümin olmayan ikisininde anası babası bir olsa, biri mümin biri kafir olsa, onlar bu şeye dahil değiller. Mademki davamız imandır, maksadımız Kur’an’dır, mesleğimiz İslamiyet’tir. Şu halde biz yalnız burada değil. Burada, bu imanın, Kur’anın kardeşliği altında, onun ışığı altında toplanıyoruz. O imanın tamamıyla tenvir edeceği bize her türlü saadetin verileceği yer ahirettir. Cenab-ı Hak ehl-i imanı orada ebedi saadetlendirecek, ebedi mes’ud edecektir. Hiç ele geçecek, paha biçilmesine imkân olmayan, Cemal-i ba kemal-ı ilahisini müşahade ancak ahiret kardaşlığı ile mümkündür. Öyle ise bunu küçük görmeyelim. Çok ehemmiyetlidir. Onun için Cenab-ı Peygamber aleyhisselatu vesselam bir hadis-i şerifinde “Ve kunu ibadallahu ihvana” “Ey Allahın kulları! Ey Allah’ın kulları Allah’ın emri veçhi ile kardeş olunuz.” 

Yani; اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ nin o fermanın sizden istediği kardeşliği kabul ediniz. Bunu kendinize büyük bir lütuf olarak tanıyınız. Bu kardaşlığa sıkı sarılınız. Çünkü Kur’andan geliyor. Evet, Kur’an kardaşlığı demek şu Ferman-ı İlahi ile intisab etmek demektir. Nedir o?

اَسْتَع۪يذُ بِااللّٰهِ٭ وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعًا وَلاَ تَفَرَّقُواۖ

Hablil metin-i ilahi olan Kur’anın ahkâmına sımsıkı sarılın!

وَلاَ تَفَرَّقُواۖ asla birbirinizden ayrılmayınız! Evet, işte mesele burada, yoksa şu okunan ayetleri bilmek, birleşmiş kardeşiz, demek kâfi değil. Hiç ayrılık da olmayacak. Bunun en ileri mertebesi nedir? Mümin, o hale gelecek ki dünyanın uzak bir köşesinde bir tek mümine ile bir zalim tarafından eza edildiğini duydu. Evvela duydudan başlayalım. Duyarsa onda içinde bir teessür hissedecek. Eğer böyle bir teessürü duymuyorsa, onun ahiret kardeşliği, iman kardeşliği, Kur’an kardeşliği, kuru bir davadan ibarettir.

Bir de var ki duymayı böyle radyo diliyle, radyo diliyle, gazetenin yazısı ile herhangi habercinin haberi ile duymak ciheti ile değil de manen hissetmek. Ne demek manen hissetmek? Ben tarifini edeyim. Bilsen mümin. Mümin müminin ayinesidir. Efendim Hind’de bir mümin buradaki mümin o müminin ayinesi midir? Evet. Onun ayine-i ruhunda, ruhunun ayinesinde bir elem bir ıstırap hisseder. Keşf edemez. Fakat bu işe idmanlı ise, bu işi zevken, manen hissetmişse, o zaman diyecek ki bilmiyorum yerini ama bir din kardeşim, bir imanlı kardeşim ya bir zalimin zulmüne uğramış yahut büyük bir haksızlığa hedef olmuş. Bu ileri bir derecedir. Bu işin özü zahiri kardeşliğin şeysinde bir talim var. Kendimizi hazırlamakla buraya terakki etmemiz lazım. Onun için

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ

Öyle bileceğiz ki; müminler kardeştir. Ana-baba bir kardeşliğinden daha da ileridir, hiç kıyas kabul edilmez. Haa peki, öbür tarafı büsbütün kapattık değil ha! O mana ile söylemiyorum. Kardaşlığımızın sebebi imandır. Öyle ise daire-i imanda bulunursa ana baba da bir, hepsi de iman davasında, Kur’an davasında sadakatle devam ederlerse, elbette bunların nesilleri de diğerlerinden daha âtık bir derecede bu hissi kendilerinde duyarlar.

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ

Bizi Cenab-ı Hak, şurda burda arattırmadan, şu sıcak yuvamızda, mümin mümine Ana babadan bizleri bir araya getirdi. Bu fırsatı bize hazırladı, bir birimizin hem burada kardaşımız, anamız, babamız bir, hem de inşaallah ahirette de ayrılık yoktur bize. İşte şu his ile şu ali his ile o aile yuvasındaki saadet uhrevi bir saadet olur. Yalnız dünyaya ait, geçici bir saadet değil. Onu temin eden görülüyor ki imandır, Kur’andır. İmanla, Kur’an’la ne kadar münasebetimiz kuvvetli olursa, bu kardeşlik fikri de o nisbette bizde parlar. Evet, bu mübarek söz ile bize bunu ihsan  etmek istiyor. Ey âhiret kardeşlerim ey!

-: hizmet-i Kur’aniyede arkadaşlarım!

PDF Dosyasını İndirmek İçin Tıklayınız!

 

Bir önceki yazımız olan 58) YİRMİBEŞİNCİ LEM’A (HASTALAR RİSALESİ) DERS 2 başlıklı makalemizde 25.lema ve yirmibeşincilema hakkında bilgiler verilmektedir.