119) ONYEDİNCİ SÖZ – DERS -3

ADAD

Hulusi Bey

ONYEDİNCİ SÖZ – DERS -3

Hulusi Bey: Cenab-ı Hakkı tesbih ediyorlar mı?

-: Ediyorlar.

Hulusi Bey: Ediyorlar. Bunları biz anlayabiliyor muyuz?

وَلٰكِنْ لاَ تَفْقَهُونَ تَسْب۪يحَهُمْۜ

Ha. Peki, anlayan yok mu? Var, melaike ve ruhaniler anlarlar. Demek ki o âlemdekiler bu tesbihatı, demek ki onların hayata gelmelerini ve tesbihatını görüp de işte dünya hayata kavuşmuş. Otu da Allah diyor, ağacı da Allah diyor, hayvanı da Allah diyor, taşı da Allah diyor, denizi de Allah diyor, güneşi de Allah diyor, yıldızları da Allah diyor hepsi tesbihte. İşte onlar bu manevi cepheyi görüyorlar, duyuyorlar biz duymuyoruz. Şimdi bilmiyoruz bizim vücudumuzun bütün zerratı Cenab-ı Hakkı tesbih ediyor. Bu iki kere iki dört ha. Mademki cisimdir. Zerrattan terekküp etmişiz bu şeye gelmek için herhalde bir zerrat terekküp etmiş. Evet, bir bina oldu. Birden bire apartmana oluyor mu? Hatta bi tavuklarına bir kümes yaptırmak için epeyi. Ey erenler.

-: Bizim o zerratın tesbihatından haberimiz olmasına ne lazım gelir, ne yapmak lazım?

Hulusi Bey: Ne yapmak lazım ki haberimiz ola he. İşte

تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَاْلاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهِنَّۜ وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪ وَلٰكِنْ لاَ تَفْقَهُونَ تَسْب۪يحَهُمْۜ

Bunu Kur’anda kendisi söyledikten sonra, haa demek ki ben bir vücud sahibiyim, bu vücudu ben bir pazardan mı aldım?

-: Halıkımız vermiş.

Hulusi Bey: Demek ki bunu terkip eden, ama iş değişiyor. İşte o rahmi mader yolu ile gelecek, çeşitli gıdalarla beslenecek, kâh hasta olacak, kâh müptela olacak, gâh çetin çetin imtihanlardan geçe geçe nihayet yaşadığı kadar yaşayıp ondan sonra gidecek. Yaşadığı müddetçe bu vücudun bütün zerratı Cenab-ı Hakkı tesbih ediyor mu? Ediyor. Niye haberimiz yok diyor Hacı. Kur’an bize haber veriyor, bilmezsiniz diyor. Öyle ise biz zikir eden, bütün zerratımız zikrediyor ya biz ne ediyoruz? Bizde Cenab-ı Hakkı elimizden geldiği kadar, kulağımızı tıkayarak bu zikirhaneden nereye kaçacağız? Ve kaçarsak bize akıllı denilse yakıştı mı bu iş? Ya ne yapalım? Şimdi ruhumuz var mı? Bu ceset ruhlu mudur şimdi? Ceset ruhla beraber, hayatta olduğumuz konuşmamızla, elimizi, ayağımızı, gözümüzü, oynatmamızla, yememizle, içmemizle hayatta olduğumuzu gösteriyoruz. Peki, belki o lokmalar bile zikrediyor. O zerrat-ı taamiye giderken nebati olsun, hayvani olsun hayatlarını zayi ediyorlar fakat hayat mertebelerinde terakki ediyorlar. Memnunane bu zikir haneye giriyorlar. Bir insan vücuduna giriyorlar ki oooo bir velvele-i içerisinde, her taraftan zikir sedaları geliyor. Şimdi biz böyle bu vaziyeti bu surette düşünsek. İşte bir zikirhane-i rahman. Dünya bir zikirhane-i rahman. Ya, sen ne dersin? Sen de, ben de böyle bir zikirhane içerisindeyiz. Bundan istifade etmek mümkün mü?

-: Evet.

Hulusi Bey: Ne ile? İman ile şuur ile. Bundan istifade edebiliriz, sahip çıkabiliriz. İmanın varsa zikirden ne faidesi var? Bütün azası, bütün azasını terkip eden zerratı Allah diyor. Yine bir hatıradır. Merhum Hacı Tevfik Efendini defter arkasında bir yazı görmüştüm bazen söylerim işte. Akla geldi yine söylüyorum.

Tersa nakusla meşgul, nakus ya kuddus diyor. O kiliseye gelmemişsin. Zangoç derler, zangoç. Zangoç işte o çanı ne yapıyor? Dan, dan, dan dan diye ne yapıyor? Çan çalıyor. Ha. Onun vazifesidir, muayyen aylığı var o çanı çalacak. La teşbih, la teşbih bizim müezzinin Allahu Ekber demesi. Kıyas kabul eder mi?

-: Etmez.

Hulusi Bey: Ama çan ne diyor ya? Ya Kuddus diyor. Ne demek Kuddus? Pak. “Pak, efkâr-ı batıladan pak ve münezzehsin ya Rabbi” diyor. Ya Kuddus, ya Allah. Ama nasıl Allah? Paksın, münezzehsin ne kadar batıl fikirler varsa. Sen ondan münezzehsin. Onun vazifesi odur. Dan, dan, dan. Cenab-ı Hak cansız görünen şeyleri de bazen ne yapıyor? Konuşturuyor. Şimdi o kadar şeye gitmeyelim incesine. Yağmurun yağdığını fark ediyor muyuz?

-: Evet.

Hulusi Bey: Neyinden?

-: Şıpırtısından.

Hulusi Bey: İşte biz şıpırtı anlıyoruz Hacı. Onların o yere değmesinden çıktığı ses. Kısmet nereye ise onlar hiç yolda birleşmiyorlar ha. O yağmur katrelerinin birleştiği yok. Nereye mukadderse oraya düşecek. Vazifeyi yaptım diyor, lisanıyla elhamdülillah ya Rabbi. Beni nereye murat buyurmuşsan, takdir buyurmuşsan sema âleminden yerdeki yerime yetiştim. Bu her şey Cenab-ı Haktan gafil değil. Biz akıllıyız gafil olalım, yakışır mı? Elhamdulillah yok, yok bu iman dersi alan şu mübarek zümre için böyle bir şeyi düşünmek bile yanlıştır, hatadır. Artık biz biliyoruz ki her şey Cenab-ı Hakkı tesbih ediyor. Bizim bilmemize mütevakkıf değil. Bilsek de, bilmesek de zaten bilemezsiniz diyor. Fakat derslerimiz bizi biraz uyandırmış.

-: Elhamdulillah

Hulusi Bey: Peki, bu zahiri şeksiz görünen, dilleri anlaşılmayan, bu çeşitli zakirlerin zikirlerini bilmek için bize bir ders sunulmuş, ikram edilmiş. Buna karşı şükür nedir? Buna karşı şükür ya Rabbi şükür demek mi?

-: Tam ve sadakatle

Hulusi Bey: İşte buna bütün himmetimizi buraya toplayıp tasarruf ettiğimiz zamandan yahut boş vaktimizi işte “İğtenim hamsen kable hamsin” in bir tanesi de nedir? “ferâgake kable şugulike” hadisin bir şeyside bu. Yani boş vaktin kıymetini bilin meşgale gelip çatmazdan evvel. Öyle ise boş vaktimizi kıymete verelim. Bize bilmediğimiz en ince şeyleri bile öğreten daha neler, daha neler. Bu mübarek derslere, bu Kur’ani derslere karşı bizdeki bağlılık nasıl olmalıdır? Nam, nam ham humla değil. Bir fiil, bir fiil. İşte iktisad ettiğimiz zamandan istifade edip, iki üç kişi bir araya gelip ahval, vaziyet ne kadar çetin, ne kadar üzücü olursa olsun hiçbir fırsatı kaçırmayacağız. Yahu faidemiz var. Sonra öyle bir şey ki; menba-ı Kur’an bir şey ki Kur’andan safi zülal ola, safi. Zerre kadar kusur yok, kir yok. Mutlaka menfaati var. Böyle bir çeşmeye karşı susamamak nasıl? Tuzlu yemişsen suyu getir. Böyle karşı ervah ve ruhanilerin rağbet ettiği bu teşhirğaha karşı. Ya biz ruhlu değil miyiz? Ve içinde bulunuyoruz. İçinde bulunduğumuz halde bu teşhirğahtan ibret nazarı ile bakıp istifade etmek, bu kitapları okumak. Bir bahçede bir kitap, onun içerisindeki bir ağaç, bir evet meyveli ağaç o belki bir sahife onun içerisindeki meyveleri bilmem nesi. Onların her birisi ayrı ayrı satır, hurufat, kelimat. Bu noktaları böyle düşünerek. Hayatımız bunların içerisinde geçiyor biz elhamdülillah bunların hiç birisini bilmezken şu mübarek dersler vasıtasıyla anladık ki herşey bizim dinimize imanımıza kuvvet verecek manaları ifade ediyorlar, ifaza ediyorlar. Eee, buna karşı şükür, elhamdülillah kâfimi?

-: Kâfi gelmez efendim.

Hulusi Bey: Kâfi, idare edeceğiz ne yapalım, yatmakta lazım. Allah sana insaf verede ki bize yat deyip bir paydos çalasında gidip yine yatalım.

-: Takviye kuvveti de lazım.

Hulusi Bey: Takviye kuvveti de lazım! Kavurma tuzlu olsun. Ondan sonra suyu bol olsun, şeyden buzdolabından gelsin. Daha şimdi şey yok. Hacı sende bende alafranga olduk galiba söz aramızda kimse duymasın. Eeee, yakıştık. Buyur.

-: Efendim gâvurların vücud zerreleri acaba ibadet ediyorlar mı?

Hulusi Bey: Ne?

-: Ehli küfrün vücudları da vücudların zerratlarıda zikreder mi?

Hulusi Bey: İstifade etmek için ne dedik? İman lazım, şuur lazım. İmanı yok ki bilsin. Ondan bir faide gelemezler. Peki diyor, onlar bazı soruyorlar bu zerratın ne günahı var diyor. Sahibini, sahibini cehenneme götürdü. Yani onun kazancı hep seyyiat, seyyiat yığıldı dağlar gibi oldu, sırattan yuvarlandı, cehennemi boyladı. Evvela bak şimdi hatıra geliyor şu zamanda. Elhamdülillah Cenab-ı Hakkın lütfuna, ihsanına, bu hayattaki vaziyeti zerrati, ahiretteki zerrat değil. Yeniden inşa var. Değil mi?

-: Evet

Hulusi Bey: Yani ahiret âlemine ne kazanmışsak, o zaman ya cennete ehil bir vaziyete gelmişizdir ona göre bir yaratılışımız olacak ve yahut Allah muhafaza buyursun, bütün din kardaşlarımızı da yalnız biz değil. Bütün sevdiklerimizi ve kendilerine merhamet edip acıdıklarımızı küfür delaletinden kurtarsın. Âmin. Ayaklarını kaydırmasın. Evet, o zaman orda o dünyadaki zerratlıyla haşr olmaz. Cehenneme ehil olacak bir vaziyete gelir. Öyle bir ehliyet ki dünyada insanın cesedini yakarlar, mesela gâvurlar kıymetli adamlarını ne yapıyorlar, bazıları? Fırına veriyorlar, güzelce yakıp külünü bir torbaya koyuyor bir tarafa koyuyor. Orada cesed yanınca kül olacak vaziyeti olmayacak. Cesed baştan nihayete cayır, cayır yanacaaak ahan bitti dediğin zaman tekrar cesed libası tekrar inşa. Mütamadiyen, mütemadiyen bu hal. Yanıp bitti bide baktın yine. Orada öyle değil. Oradaki şey, bu her zaman hatıra gelmez ha. Bu şimdi hatırıma Cenab-ı Hak getirdi bunu. Böyle sualler oluyor. Zerratın ne günahı var diyor. Bana sorulmuş bu sual. Bu tarzda cevap aklıma gelmemiş ahan şimdi geldi. Beğenmezseniz almayın.

-: Efendim şu hatırıma geldi.

Şu dünyada cism-i insanî ve hayvanî, zerrat için güya bir misafirhane, bir kışla, bir mekteb hükmündedir ki; camid zerreler burada âlem-i bekaya liyakat kesbedmek için,

Hulusi Bey: Oraya göre hazırlanıyorlar değil mi?

-: Evet.

Hulusi Bey: Fakat istihale geçiriyor. İstihale geçiriyor, Cennete ehil olmak burdaki gibi olsa, bu vücud da olsa, şurdaki gibi et, kemik bu vaziyetinden ibaret olsa insan orda her zaman o teravetini muhafaza edemez. Burada şunu düşün yeme içme var, Cennette de yeme içme var mı?

-: Var.

Hulusi Bey: Mütenevvi. Burada mide fesadı var, orada mide fesadı olacak mı ehli cennete göre, ne olacak ya? Burada affedersiniz def-i hacet var, değil mi? İnsan yediğini çıkarmasa bir şey yiyemez ki. Fakat orada var mı?

-: Yok

Hulusi Bey: Yok. Böyle şey olur mu? Niye burada o kadar su içiyorlar, o ağaçların hiçbir kazuratı yok. Havayı da yutuyor, suyu da içiyor fakat pisliği yok. Cenab-ı Hak orada da bir nevi ağaç vaziyetinde yani şu bedeni o vaziyete getiriyor. Demek ki dünyada ki zerrat, ahiretteki zerrelere vazifelerini ne yapıyorlar? Kazançlarını oraya devrediyorlar. Burda talim gördü ya. Orada geçiyor. Şimdi fennen zerrat-ı vücudiyye yedi senede bir bütün zerreler değişmiyor mu?

-: Evet, değişiyor.

Hulusi Bey: Fennin bulduğu bir şey. Yedi sene değil bu, ebedi hayat. Şu halde Cenab-ı Hak ebedi hayata layık bir vaziyette yeniden inşa edecek. Buradaki âlemde uyanık geçirdi, amel-i salih işledi.

اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُۜ

Oldu. Amel-i salih işledi, kelime-i tayyibe, kelime-i şahadet. Evet, daha tehlil, tekbir. Evet, bu kelimeler kendisinden böyle zuhur etti. Cenab-ı Hakkı tesbih etti, takdis etti, tahmid etti, Hazreti peygamber üzerine selavat getirdi. Hele bir selavat getirelim.

Esselatü vesselâmü aleyke ya Resulullah

Esselatü vesselâmü aleyke ya Habiballah

Esselatü vesselâmü aleyke ya hayre halkıllah.

Elhamdülillah ki mümin, muhavvid, Müslüman Oh, oh, oh. Ne lütuf. Cenab-ı Hakkın ne büyük ihsanına mazharız. Ya, nasıl neşe-i ruhani var mı?

-: Elhamdulillah.

Hulusi Bey: Ya, Hadi bakalım.

-: Efendim müminin zerreleri nurlanmıyor mu? Kâfirler mümin arasında ki fark. Mesela onların yüzlerinde secde izleri bellidir diyor.

Hulusi Bey: Olur.

-: Demek ki bir fark var ki müminle kâfir

Hulusi Bey: Müzahir. Burda belli, burda tanınır. Orada bu vaziyette mi?

-: İmanlı, imansız burda belli yüzünden.

Hulusi Bey: Burdaki neş’e, ikinci neş’e, birinci neş’eyi tutmaaaz ha. O zaman ki neş’e bu zaman ki, amma ehli saadet evet tanınacak gibi bu Hasan’dır, bu Hüseyin’dir, bu Ali’dir, bu Veli’dir. Ehli küfür, ehli dalalet onlar da tanınacak ki bu şeydir. İşte o âlemde mesela Allah korusun ailece küfür yolundalar. O zaman bakacak ki karısı da yanında, kızı da yanında, oğlu da yanında büyük kardaşı, küçük kardaşı, amcası, dayısı, soyu, sopu hepsi cehennemde o azab içindeler. Şimdi ben akla hitap ediyorum. Cenab-ı Hakkın fermanı hep böyledir. Yani aynı cesed burdaki gibi olsa tekrar dirilir mi? Cenab-ı Hak orda azab veriyor yakıyor, fakat cesed yeniden çünkü azabı daimi olacak. “Muhalled finnar” tekrar hayat veriyor, taa eski vaziyete geldim derken, sanki su içecek, içecekleri suyu söyledi. Bağırsaklarını parçalayacak gibi o su.

PDF Dosyasını İndirmek İçin Tıklayınız!

 

Bir önceki yazımız olan 118) ONYEDİNCİ SÖZ - DERS - 2 başlıklı makalemizde 17.söz hakkında bilgiler verilmektedir.