
Hulusi Bey
EBU-S-SUUD EFENDİNİN MÜNACAAT-I VE MÜBAREK GECELERİN EHEMMİYETİ – 1
Hulusi Bey: “Ey birader tû hemân endîşeî. Mâ-bakâ tû üstühân u rîşeî.” Ey birader sen hemen düşüncenden niyetinden ibaretsin. Üst tarafı et, kemik, kıl.
Şimdi acıkmışım, müşteri de nefesimi kesti. Evden de hammal yemeği getirdi, Cemal da yok. Hemen kaşığı aldım yarısı dışarıya, yarısı içeriye başladım yemeğe. Bismillah nereden aklıma gelecek diyeceksin değil mi? Gelmiyor mu?
-: Daha nereden gelecek.
Hulusi Bey: Gelsin.
-: Dua buyurun inşâallah gelsin.
Hulusi Bey: Müşteriyi avlamak için Allah hatırına gelmiyor mu?
-: O öyle bir şey yok
Hulusi Bey: O yok, gördün mü? Şimdi o neşe ile müşteriyi ne ise gereği kadar yoluna koyduktan, onu yumuşattıktan, parasını çektikten sonra şimdi iştahın açıldı. Yemek de, Allah nerede kaldı. Elbet Allah’ı düşünemeyeceksin.
-: Efendim şimdi ben kendi üzerime konuşuyorum, arkadaşlar
Hulusi Bey: Tabi canım senden istifade. Sen usta adamsın usta.
-: Eğer bi Allah unutmamak zamanım varsa, sizin sohbetinizde cemaatınız da bulunduğum zaman tamam. Ufak ufak bazı yaşlar da tökülür.
Hulusi Bey: Tökülür.
-: Evde ne ediyorum bir türlü gelmiyor. Evde hiçbir şey yok.
Hulusi Bey: Bilmem senin bedelci (asker) arkadaşın müşkülünü halleder inşâallah.
-: Haydi Ruhi Bey, bir ruh ver bakak hele. Bunlar hepsi ilaç istiyoruz, ilaç.
Hulusi Bey: Rabbinle huzur eyle diyor. Rabbımızın huzurunda mıyız?
-: Elhamdulillah
Hulusi Bey: Şimdi kaybettiğimiz iş odur. Yani dünyevi meşgaleler bizi Rabbimizin huzurundan dışarıya çıkarıyor. Ya sevilmek, ya darılmak gibi şeylerle Rabbımızın şeysini bırakıyoruz. Hâlbuki müessiri hakiki O. Daima O’nun huzurundayız. Evet,
تَفَكُّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ سَنَةٍ
denildiği gibi, biz bu tefekkür işinde ne kadar ilerlersek o kadar buyurduğunuz şeye yakınlaşırız. Tefekküre ehemmiyet vermiyoruz. Hâlbuki Risale-i Nur denilen derslerimiz, tefekkür-i imani dersidir. Baştan nihayete kadar. Düşündürücü, akla yatıcı, hepsi güzel, menfaatli derslerdir. Ama üzerinde biraz düşünmek lazım. Yani şurada bir şey okunuyor, bu okunan şey faideli midir, değil midir? Bir kere dava ediyoruz ki biz, okunan her şey büyük, küçük hepsi faidelidir. Siz de aynı zamanda münekkidsiniz, tenkit edeceksiniz. Bakayım denildiği gibi midir acaba? Yoksa benim anlayışıma göre olmuyor da onun için mi? Ben bunu anlayamıyorum diye bir şey lazım. Şimdi dava Risale-i Nur Kur’andan alınmıştır. Kur’an manalı mıdır?
-: Evet.
Hulusi Bey: Kur’anın sırrı i’cazı da Risale-i Nur’dur deniliyor. Şu zamanda izhar edilmiş. Bir lütuf ve rahmet eseri olarak bizim kulaklarımıza giriyor. Onun için bu manalı sözleri anlamak hevesi olmalı bizde. E fakat çorabın söküğüne giderse Hacı Ağanın aklı. Şimdi Hacı Hanım gelirse ben bu çorabı nasıl dil dökeyim ki bu çorabın söküğünü tamir etsin. Akıl bundan meşgul olursa ne alırsın. Şimdi buradaki dersin hikmeti gider. Elhasıl, kafamızdaki ağırlığı atmak lazım. Bizi dünyevi meşgaleler, bizi diyorum yani. Zat-i alinizi değil, zaten sen bizi uyandırmak için söylüyorsun.
-: Siz himmet buyurunuz da bu işler de görülsün.
Hulusi Bey: Ne ise şimdi. Himmeti cemaatten bekle.
-: Bilmiyorum, sen mi ediyorsun, cemaat mı ediyor ne eder serseniz edin.
Hulusi Bey: Ne ederseniz edin Hacı Ağa,
-: Bu davamı halledin de.
Hulusi Bey: Hacı Ağaya tefekkür-i imani dersini verin.
-: Bu davamı halledin. Efendimiz mi hallediyor cemaati mi hallediyor, ne ederseniz edin. Kapınıza gelmişim.
Hulusi Bey: Şimdi kardeşim bak. Peygamber Efendimiz, yokuş çıkarken ne diyor? Ne diyor?
-: Allahu Ekber.
Hulusi Bey: Allahu Ekber. İniş inerken? Subhanallah. Orta yerini de biz koyduk, tamam olsun diye. Düzde de Elhamdulillah, yahut salavat. Tamam. Şimdi yalnız dilin söylemesi değil. Allahu Ekber de. Evet, çok büyük olan Allah’tan bahsediyorsun. Allahu Ekber. Yani yokuş çıkıyorsun, bu yokuş bir kuvvet sarfıyla olur. Yokuşa enerji sarf edeceksin, kuvvet sarf edeceksin. Sana kuvvet ve kudreti veren kim?
-: Allah
Hulusi Bey: Ha. Sen eğer, kuvvetini keserse oraya çoç edersin. Yorulmuşam, ya araba getirin, ya at getirin ki bineyim de bu yokuşu çıkayım. Hacı Ağa şimdi araba istedi.
-: He bir araba versinler gidem.
Hulusi Bey: Şimdi iniş aşağı inerken asab, müteessir olur, asab. Sende doktor dikkat et yanlış söyledim mi parmağını kaldır ha. O zaman da asab müteessir olur. Ne yapacaksın? Subhanallah, Subhanallah, Subhanallah. Evet, yine Allah’ı düşünerek söylüyorsun, Allah’ı tesbih ediyorsun. Kaldı ortası, düze çıktın mı? Elhamdulillah. Yahut Allahümme salli ala Muhammed. Evet, şimdi bizim kafamıza bir şey takılırsa, bizi huzurda, huzura tamamıyla götürecek vesile en çok nerede var? Namazda. Hâlbuki en çok bizi meşgul edip, namaza nasıl girdik, nasıl çıktık. Bilemeyecek halde bulunduğumuz da nedir, namazdır.
-: Dünyanın bütün meşgalesi geliyor.
Hulusi Bey: Tamam orada, bitirmesen de olmaz. O meşgaleyi her halde,
-: Ne yapacaksın?
Hulusi Bey: Bitireceksin. İşte velhasıl idman talimimiz eksik Hacı Ağa. Sen bilirsin. Çocuklara nasıl talim ederdik. Biz öyle gördük, biz öyle de yaptırdık ama sonu getirmedik o başka. “Rabbi yessir velâ tuassir Rabbi temmim bi’l-hayr” Sonra? Ya Fettah, Ya Rezzak, Ya Âlim, Ya Allah. Ta kalkar kalkmaz, yavrulara bunu talim ediyorduk. Şimdi ne diyorlar? Şimdi kalkanlara ne öğretiyorlar?
-: Günaydın, tünaydın ne bilem.
Hulusi Bey: Yok canım. Sen hele söylemezsin, yaptığını söyle. Beni de kandırmaya çalışmayın. Herhalde siz İslami terbiye üzerini götürüyorsunuz çocuklarınızı, yaptığınız şeyi söyleyiniz.
-: Bismillah, Ya Allah.
-: Onların başını yesin yaptıkları.
Hulusi Bey: Baba hepsine birden şümulle bir söz söyledin öyle ettin ki. Bak başımızın her tarafından kan akıyor şimdi Hacı Efendi.
-: O gayede olanlar.
Hulusi Bey: Hı.
-: Elhamdulillah, Bismillahirrahmanirrahim ve yahut Allahu Ekber deyip
Hulusi Bey: Yataktan öyle kalkılır.
-: Evet.
Hulusi Bey: Ha şimdi geldi Hacı Ağa bismillahı unutmazsın değil mi?
-: Buyur.
Hulusi Bey: Şimdi bismillahı unutmazsın?
-: İnşaallah unutmam, bu dakka unutmam canım.
-: Fiyatını verelim, fiyatını.
Hulusi Bey: Haaa, Hacı Ağa da uykudan uyandı. Hacı Ağa iftarlığın aldın mı? Hiç kimse yok. Yanında bir bahçe var, meyveleri olgunlaşmış. Nefis zorladı, “Ne olacak şuradan bir tanesini alda ye. Sahibi de görünmüyor.” Ama sahibi görünmüyor ama, Allah nerede?
-: ”Eynallah”
Hulusi Bey: Haa. İşte o sırada bizi nefsimiz önüne katıp, zagutlan o tarafa doğru sürdüğü vakitte, biz nefsimize diyeceğiz ki; ”Eynallah” Allah nerede? Ha diye bildik mi, yakayı kurtardık. Diyemezsek, bizi zagutluya, zagutluya götürür. Ondan sonra bakarsın ki yatan bahçıvan görememiştin onu. Başını kaldırır, eeeyy, böyle bağırdı mı sen oraya. Efendim bu kere dil dökeceksin.
“Kusura bakma kimseyi göremedim de.”
“Hiç seslendin mi, bahçe sahibi dedin mi?”
Sekizinci sözde okuyoruz temsili hikâyede ne diyor? O kuyunun içerisine düşen, o incir ağacında hesapsız ağaçların meyvelerini gören “Ey bunların hepsinin halıkı, seni arıyorum. Seni istiyorum” dedi, Cenab-ı Hak da ona kapıyı açtı. Arslanı gönderdi ona binek yaptı. Ötekine de mağara gibi yaptı ejderhayı da. İnsan nerde araya da bulmaya canım. Nerde araya da bulmaya. Meşhurdur; Derler ki ne ararsan onu bulursun. Nerede ararsan orada bulursun. Kimi arıyoruz? Arayan bulur, neyi arıyor? Onu da haşa huzurdan ne diyorlar Allah’ı isteyen Allah’ı bulur, belayı isteyen belayı bulur. Biz neyi istiyoruz?
: Allah’ı istiyoruz.
Hulusi Bey: İstersek çok misaller var Risale-i Nur’da. Mesela diyor ki; “Bir çobanın bir koyununun ayağı incinse ya ilaç ya baytar gönderir.” O mahlûku ya. Onun ayağı incinirse ona merhamet edecek kim var? Çoban ne ede merhamet ede? Üstünde bir yırtık, pırtık bir entarisi var. Onun neresini kese de bunun ayağını sara, bilmem ne ede. Fakat Cenab-ı Hak o koyunun bacağı incindiği için ne yapar ona ilacı da gönderen O olur. Ama Efendim vasıtalar bizim kafamızı doldurmuş. Ben Ağa’ya söylerim. Ağa da şehre gidene tembih eder, o da gider orada ağanın tanıdıklarından istediğimiz şeyi alır gelir. Canım kimden getirirse getirsin. Asıl malın sahibi kim?
-: Allah Celle Celalühü
Hulusi Bey: Ha. Hey hoca efendi!
– : Burada iki cümle kaldı.
Hulusi Bey: İki cümlesini de oku!
-: Ve bazan da kavî bir esbaba rast gelir. Onun muhabbetini mana-yı ismiyle tamamen cezbeder, helâkete sebeb olur.
(Mesnevi-i Nuriye Shf: 73 )
PDF Dosyasını Okumak İçin Tıklayınız!
Bir önceki yazımız olan 208) YİRMİİKİNCİ SÖZ'ÜN İKİNCİ MAKAMI/ALTINCI LEM’A DERS- 3 başlıklı makalemizde YİRMİİKİNCİ SÖZ'ÜN İKİNCİ MAKAMI/ALTINCI LEM'A hakkında bilgiler verilmektedir.
