
Hulusi Bey
CAMİDE İMAMIN ARKASINDA NAMAZ KILMIYORLAR.
-: Camiye gelip namaz kılmıyorlar imamın arkasında. Müftüye ileri geri laf söylediler. Sen hükümetten maaş alıyorsun. Hükümet şarap satıyor, rakı satıyor efendim. Senin aldığın haramdır, senin verdiğin fetva şöyle böyle, hücum ediyorlar. Cuma namazını ayrı kılıyorlar. Kendileri imam tesbit etmişler, gelip camide kılmıyorlar. Bir tanesi de bizim damadın kardeşi. Dedim bizim, Sizi söyledim. Dedim ki, böyle böyle; bizim Elâzığ’da var, böyle hiçbir şey yok. Her vakit, beş vakit namazını camide kılıyor, risaleyi ders okuyorlar, böyle hiç bir şey sizin ki gibi böyle millete biz şeriatı meydana getireceğiz, hükümeti böyle edeceğiz diye, böyle bir şey söylediği yok dedim. Nasıl olur siz böyle şey yapıyorsunuz. Biz yapacağız diyorlar. Şey dersi yazı yazıyorlar cam üzerinde elektrikle. Hiç camiye gelmiyorlar. Yani, kendilerinin camisi …. …
Hulusi Bey: Hele imana karşı gelenler var, Kur’an’a karşı gelenler var. Biz şimdi, bunların tesiri altına giriyor millet. Onlar böyle ahmakçasına bu şekilde hareket edeceklerine asıl vazife olan imanı kurtarmak çaresine baksınlar.
-: Evet.
Hulusi Bey: Bu gençler evlad-ı vatan değil mi? Bunları kurtarmak vazife değil mi? Ne söyleyelim ki? İşte bunlar imanlarını kuvvetleştirecek eserlerdir. Bunları vereceğiz ki bu her tarafı kirli, berbat bir vaziyette olan cemiyet içerisinde bunlar kuvvetli bir imana sahip olsunlar ki dayanabileler. Yoksa dayanılacak bir vaziyet kalmamış. Bir de öbür tarafta hiç yoktan başka bir mesele üzerinde uğraş dur. Şimdi de derler ki; bu kadar filan vardı, bu kadar İslam büyükleri yetişmiş oradan, bunlar beylik. Hiç ne ordu var, ne bir şey var beylik. Herkes emniyette. Ruslar casus gönderiyor bakıyor ki müdafaa etmek için hiçbir şeysi yok. Talim eder gibi ordusu ile yürüyerek gidiyor. Hoca efendileri medreselerde burada vav olacaktı olmayacaktı, onlan meşgul. Sanki okudukları Kur’anda
اَسْتَع۪يذُ بِااللّٰهِ٭وَاَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ
Fermanı yokmuş.
وَجَاهِدُوا بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ
Malınızla, nefislerinizle mücahade ediniz. Düşmanları alt edecek silahlar hazırlayınız. Böyle bir şey İslamlıkta yok. Bunların yerine ibarede burada vav fazla olmuş, vav eksik olmuş. Şimdi bizim bu sofular da bir şeye saplanmışlar. Bu yazıyı yazmak güzel, çirkin diyen yok. Fakat ona buna dil uzatmak senin aldığın haramdır demek. Sen peki ne yapacaksın, Müftü efendiye? Müftü efendi bir aile sahibi bunu meslek ittihaz etmiş, okumuş o vazifeye tayin edilmiş. Dini işlere bakacak. Cenab ı Hak’ta, O da… Bu demek ki okunan neticesinde senin dediğin gibi olsa müftü efendi, imam efendi milletin kesesine baksın, eline baksın ki millet ona baka. Harman gele ki, harman çıka, ondan sonra biraz ölçek buğday vere, arpa vere hoca efendi işte al git işte görüyorsun ki bu sene az çıktı. Bu idare eder etmez yok. Neyse bu iş onlar için iyi oldu. O eskiden öyleydi. Eskiden ücret yoktu. Fakat sonunda ücrete fetva verilmiş. Şimdi memur oldular, bu memuriyetlerini doğru dürüst yapsınlar. İşin ehli olacak vaziyette bulunsunlar. Millette onu da vermekten çekinmez. Memleket gidiyor, biz kanuna, bir nizama bağlandı. Şimdi de bizim o sofularımız, onun dışında bir yol aramışlar. Onda bir kulp bulalım gitmeyelim diye. Şimdi bir zaman burada valişor vardı. Tevfik Gür. Bu zaten kaç tane camisi var? Bir Saray Camii var. İmamları topladı. İşte o ölene şeylere, devrimlerine, inkılaplarına sadakatten ayrılmayacaklarına dair bunlara yemin ettirdi. Bu da etrafa yayıldım mı? Yalnız Allah rahmet etsin, Tiryaki o gün hasta mıymış, neymiş gitmemiş. Tiryaki gitmemiş diye, yalnız onun arkasında namaz kılınıyor, diğer camiler ihmal edilmeye başladı. Bizim burada Fethi Bey var, Han köylü. Biz de bunu duyduk, bizim de canımız sıkıldı. Daha camiye gitmeyelim dedik, öyleyse. Daha onların arkasında namaz kılınmaz, Biz de, ha bak, kapıldık. Birkaç gün sonra, baktım çok fena iş. Zaten bekliyorlar ki, üç tane cami var, onları da depo yapsınlar, bilmem ne yapsınlar. Sevkiyat diye oraya doldursunlar. Görüştük, Allah rahmet etsin Fethi Bey’len. Dedik bu iş olmaz böyle. Biz camiye devam edelim. Biz gitmezsek, ahali derler ki bunlar devam etmiyorlar, demek bunda bir hakikat var. Camileri bırakırlar, aklı başında olanlar, ondan sonra bakarlar ki camilerin müşterisi az. Yukarısı da zaten onu vali onun için yapmışlar. Ondan sorarlar. Şu cami cemaatsız kalmıştır diye, hemen kapatırlar, orayı depo olarak kullanırlar. Onun üzerine, onun üzerine biz vazgeçtik. Biz başladık o üç camiye, hangisine rast gelirse gitmeye. Halkta ehemmiyet vermedi, yavaş yavaş o hal def oldu gitti. Yani şimdi böyle her şeye bir kulp takarsak halkı mescidinden, camisinden, cemaatinden mahrum mu edelim? Nasıl olacak, buna nasıl olacak. Hem bir zümre olmak, bölünmek var. Bölünürsek kuvvetten düşeriz. Herkes de Müslüman amma ayrı bir fikir, ayrı kanaat. Biz siyasi bir partimiyiz yahu? Kur’an’ın tilmizleriyiz. Siyasetle iştigal edenler istedikleri gibi oynasınlar. Bizim ne işimiz var onlarla? Şimdi bir her gördüğünüzü, her duyduğunuzu şeriat mizanıyla tartacaksınız. Makul görürseniz evet, makul görmezseniz yüz çevir. Sizi anlamayan olursa, tek tek siz bunu niye böyle yapıyorsunuz? Evet. Eğer ikna edebilirseniz ikna edersiniz. İkna edemezseniz vazgeçersiniz. Onlarda öyle ihmal edilir gider.
PDF Dosyasını Okumak İçin Tıklayınız!
Bir önceki yazımız olan 233) OTUZÜÇÜNCÜ SÖZ/OTUZBİRİNCİ PENCERE (İNSAN PENCERESİ) DERS - 3 başlıklı makalemizde 33.söz 31. pencere, insan penceresi ve otuzbirinci pencere hakkında bilgiler verilmektedir.
