237) ONUNCU SÖZ MUKADDİME DERS-1

237) ONUNCU SÖZ MUKADDİME DERS-1

ADAD

Hulusi Bey

                                                     ONUNCU SÖZ MUKADDİME DERS-1

Hulusi Bey:

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ عَيْنِ الْعِناَيَةِ كَنْز ِالْهِداَيَةِ اِماَمِ الْحَضْرَةِ اَمِينِ الْمَمْلَكَةِ طِراَزِ الْحُلَلِ ناَصِرِالْمِلَلِ تاَجِ الشَّرِيعَةِ سُلْطاَنِ الطَّرِيقَةِ بُرْهاَنِ الْحَقِيقَةِ زَيْنِ الْقِياَمَةِ شَمْسِ الشَّرِيعَةِ شَفِيعِ اْلاُمَّةِ عاَلِى الْهِمَّةِ كاَشِفِ الْغُمَّةِ يَوْمَ الْقِياَمَةِ سِراَجِ الْعاَلَمِينَ.

اَللّٰهُ عاَصِمُهُ وَ جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ خاَدِمُهُ وَالْبُرَاقُ مَرْكَبُهُ وَقاَبُ قَوْسَيْنِ مَقاَمُهُ وَالْمَعْبُودُ مَقْصُودُهُ شَمْسُ الضُّحَى بَدْرُ الدُّجَى نُورِ الْهُدَى خَيْرِالْوَرَى اِماَمِ الْمُتَّقِينَ اَصْفَى اْلاَصْفِيَآءِ مُحَمَّدِنِ الْمُصْطَفَى صَلَّى اللّٰهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ قِبْلَةِ الْعاَرِفِينَ وَكَعْبَةِ الطَّآئِفِينَ وَحَبِيبِ رَبِّ الْعاَلَمِينَ وَعَلَى اَلِهِ وَاَصْحاَبِهِ وَ عِتْرَتِهِ الطَّيِّبِينَ الطَّاهِرِينَ وَسَلِّمْ تَسْلِيماً كَثِيراً ياَ رَبَّ الْعاَلَمِينَ اَمِينَ.  

-: Câbir ibn Abdillah (R.A)’den rivayet edildiğine göre peygamber aleyhisselam şöyle demiştir. “ Her kul ne gibi amel üzere ölürse o amel üzerine dirilir.

Hulusi Bey:  يُبْعَثُ كُلُّ عَبْدٍ عَلَى مَا مَاتَ عَلَيْهِ   Arapçası da öyle. Ne diyor. Bir daha oku.

-: Her kul ne gibi amel üzere ölürse o amel üzerine dirilir.

Hulusi Bey: Ne anladın?

-: Her kul öldüğü amel üzerine dirilirmiş.

Hulusi Bey: Nasıl oldu o? Nasıl olur? Neyle meşgul olursak o haliyle diriliriz. Şimdi neyle meşgul olalım? Bir şeyle meşgul olalım ki Yani uykudan uyandırıldığımız zaman yine o hal üzerinde uyanalım. Zikrin mertebeleri buradan da çıkıyor. Çok sevilen her halde sevildiği için onun ismi, mübarek ismi çok söylenir. Şimdi herkes kendisini düşünsün, en çok sevdiğini sırası geldiği zamanda onu ismini hatırına getirir, getirir söyler. İşte biz de elhamdülillah her hakikatı öğrendiğimiz, her vesile ile yâd ediyoruz. Mesele üzerine hikâye söylemiştim. Bir meşhur hikâyede odur ki; Bağdat’ta bir zat, son nefes vermekle meşgul iken ihtizar halinde demeti bir kuruş, demeti bir kuruş, demeti bir kuruş diye bağırıyor. Etrafındakiler ona “La ilahe illallah Muhammeden resulullah” hiç tesiri yok. Ya, demeti bir kuruş. Şimdi birde İsrafil’in borusuyla uyandığımız vakitte demeti bir kuruş mu diyeceğiz?  Yoksa başka bir şey dememiz lazım gelir?

-: La ilahe illah

Hulusi Bey: Ben onu takdirinize bırakıyorum. Sözünü biliyoruz yapmasını bilmiyoruz. Efdalil zikr  فَاعْلَمْ اَنَّهُ لآَ اِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهُ Zikrin efdali nedir?  لآَ اِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهُ

Eğer elinden geliyorsa, dilin dönebiliyorsa ne yap?  لآَ اِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهُ deyip. Çünkü zikrin en üstünü odur. Namaz da zikir manasınadır. İbadet olarak da namazı ihtiyar et. Çünkü o da Cenab-ı Hakkı zikirdir. Onda da tekbir, tesbih, tahmid her hareketinde vardır. Tekbiri içerisine alan bir ibadettir. En muntazam, en güzel, en ulvi neticeleri içerisine toplamış bir namazımız var. Ama gel gelelim, bizim namazımıza. Allah namazımızı namaz kılsın.

-: Âmin.

Hulusi Bey: Yani nimet büyük fakat kadrini bilmek maalesef çok gerideyiz, çok gerideyiz. E şimdi sen kendini söylüyorsun dersin. Bizim namazımız öylemi yani, bir Allahu Ekber deyince iki cihandan geçiyoruz. Allah mübarek ede. İstemiyenin gözü çıksın. Keşke hepimizde böyle olsa da yalnız kusur bende kalsa da siz maşallah, barekallah öyle hakikaten dediğiniz gibi tekbiri alır almaz masivadan, hepsinden, Allah’ın gayrısını hepsini atıyorsun. İnşallah böyledir. Ne mutlu sizlere, ne kadar yazık oldu bana veyahut lütfen benim gibi düşünenlere. Ahh! Peki dersimiz nerede kalmış? Biraz okuyalım. Bu gün Hacı Sabri yok mu?

-: Buradayım efendim!

Hulusi Bey: Göremedim de onun için. Desene sağına bak. Nasıl demeti bir kuruş mu diyelim Hacı Sabri!

-: Yok efendi.

Hulusi Bey: Ya ne diyelim?

-: La ilahe illallah diyelim.

-:

Mukaddime

            Birkaç işaretle

Hulusi Bey: Nedir ne okuyacaksın?

-: Onuncu sözün mukaddimesi efendim!

Hulusi Bey: Başında mıyız?

-: suretlerden sonra.

Hulusi Bey: Evet.  Suretler bitti. Hakikatlere mi geçiyoruz?

-: Mukaddimeden sonra.

Hulusi Bey: Mukaddimeden sonra mı geçecek. İşaretleri var. Peki, peki oku.

 -:

Mukaddime

            Birkaç işaretle başka yerlerde yani Yirmiikinci, Ondokuzuncu, Yirmialtıncı Sözlerde izah edilen birkaç mes’eleye işaret ederiz.

        BİRİNCİ İŞARET: Hikâyedeki sersem adamın o emin arkadaşıyla, üç hakikatları var. Birincisi

Hulusi Bey: Ne demek istiyorsun? Başında bir hikâyeyi temsiliye açmıştı. Neydi?

-: İki kişi vardı efendim! Biri

 Hulusi Bey: İki kişi birisi

-: Allahı tanıyan. Hikâyedeki sersem adamın o emin arkadaşı ile üç hakikatı

Hulusi Bey: Biri emin, diğeri haain, sersem, kafasız, beyinsiz evet onunla emin kardaşın kaç şeyi varmış?

-: üç hakikatleri.

Hulusi Bey: Hakikatleri. Peki söyle.

-: Birincisi: Nefs-i emmarem ile kalbimdir.

Hulusi Bey: Kendisine diyor. Aman bize dokunmasın. Bizim nefsimiz tertemiz.

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙ ۖ

sırrına mazhar olmuşuz. Maşallah!     Allah mübarek etsin.

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙ ۖ

Öylemi şeyh efendi? Öyle olduk inşâallah canım. Eyne’s-sera mine’s-süreyya. Evet.

-: İkincisi: Felsefe şakirdleriyle, Kur’an-ı Hakîm tilmizleridir.

    Üçüncüsü: Ümmet-i İslâmiye ile millet-i küfriyedir.

Hulusi Bey: Orayı bir daha. Şimdi başta sersem ve emin iki arkadaş. Birisi sersem akılsız, diğeri emin. Ona her şey emniyet edilebilir. Evet ikincisi.

-: İkincisi: Felsefe şakirdleriyle, Kur’an-ı Hakîm tilmizleridir.

Hulusi Bey: Felsefe şakirdleriyle. Felsefe deyince, tabiat dersinde çok …… edenler mi acaba?  Felsefe nedir felsefe? Şimdi biz barışığız dediği felsefe var, üstadın. Onunla şeyimiz yok bizim. Yani medeniyetin mehasini ile alakadar, güzellikleri ile alakadar felsefe ile barışık ondan sual yok. Fakat hangi felsefe ile barışmamışız?

-: Batıl felsefesi ile

Hulusi Bey: Ne ile ne ile?

-: Mimsiz medeniyet.

Hulusi Bey: Ha korkma, korkma söyle. Mimsiz medeniyyetin. Evet, aldatıcı, aldatıcı şeyleriyle bizi oyalayıp, bizi gaflette bulunduran. Bizim kendimize göre ders arkadaşlarımızla bulduğumuz ve söylediğimiz gafil kime derler?

-: Allah’ı ve ahireti unutana.

Hulusi Bey: Ha Allah’ı ve ölümü unutmak şeysi olan. Ey gafil adam, ey gafil nefsim dediği zaman da nefsini yani sen Allah’ı bilmiyorsun veya düşünmüyorsun, Allah’tan korkmuyorsun, Allah’ı sevmiyorsun. Evet, yahut ölüm aklına gelmiyor, ahirete inanmıyorsun. İman-ı billah’ın lüzumu ne derece bizim ayrılmaz inancımızı teşkil ediyorsa. İman-ı bil ahire de o derecede bizden ayrılmaz itikadımızdan seçip bi tarafa atılacak şey değildir. İman-ı billah, iman-ı bil ahire. Evet, bu iki rükün altı rükün içerisinde ehemmiyetle daima nazara alınacak iki imani düsturdur. Allah’a iman, ahirete iman. İşte bizim Kur’an’da açıkça beyan edilen bir düşmanımız var, onu tanıyor musunuz? Kimdir?

-: Şeytan

Hulusi Bey: Şeytan, şeytan.  عَدُوٌّ مُب۪ينٌۙ diye. Apaçık bizim düşmanımız kimdir?  Şeytandır. Yahu şeytandan ders alan bizim koynumuzda yaşattığımız, her emrine baş üstüne dediğimiz bir şey var oda nedir?

-: Nefis

Hulusi Bey: O da nefistir. Nefis ne yapar? Nefis bizi nereye sürükler.

 اِنَّ النَّفْسَ َلاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ Yani gerisi dursun hele. Demek o ne ile emreder bize? Kötülükle emreder. Onun emrini tuta tuta gideceğimiz yer neresi olur?

-: Cehennemin alt tabakası.

Hulusi Bey: Ama söylemesi kolay. Söylemesi kolay. Onun emrini tutmamak yahut onun mekrinden emin olmak, ne kadar ehemmiyetli olduğu meydana çıktı. Evet, böyle konuşma tarzında yapıyoruz. Benim halim vaktim müsait değil. Onun için sizinle daha eski neşeli zamanım gibi konuşamıyorum. En ziyade açık konuştuğum zamanlarda da temas ettiğimiz bu dersler şimdi biraz yavan, yavan. Biraz farkındayım yavan söylüyorum amma fakat siz evvelkilerinden elbette bir şeyler muhafaza etmişsinizdir. İnşâallah bırakmazsınız. O vaziyet, şimdikiyle karıştırmayın. Her vaziyet, her hal bir olmuyor. Demek ki koynumuzda bir şey var. O hasmımız olan apaçık hasmımız olan, düşmanımız olan şeytandan ne alıyor? Ders alıyor. Onun dershanesi neresi acaba? Onun dershanesi neresi? Haşa bu dershane onun dershanesi midir?

-: Haşa

Hulusi Bey: Haşa kaydı ile söylüyorum. Burada oturanlar şeytani dersleri mi alıyorlar yoksa rahmani dersleri mi dinliyorlar? Öyle ise Cenab-ı Hak bize hidayet mi etmiş yoksa bizi delalette mi bırakmış?

-: Hidayet etmiş.

Hulusi Bey: Elhamdülillahi haza min fadli Rabbi! Düşmanımızı tanıyalım. Hariçte aramaya lüzum yok. Evvela nefsimizi yola getirelim. Ondan sonra hariçte eğer vakit bulabilirsek harici meseleleri o zaman müzakere edebiliriz. Şimdi maalesef harici meseleler tepede. Hep nazarlar oraya çevrilmiş. Bizim Halık’ımızla ilgili olan münasebetimiz bizi ya yükseltecek yahut yerin dibine sokacak bir düşmanımız var ki nerde yaşıyor? Biz onunla münasebetimizi nasıl devam ettiriyoruz? Emirlerini dinlememekle mi, yoksa an geçirmeden emrini yerine getirmekle mi? Sizleri ittiham etmek istemiyorum. Fakat biraz düşündürmek istiyorum. Niçin düşündürmek istiyorsun? Derslerimiz seyrekleşti, onun için bu gibi derslerin çok tekrarı lazımken şimdi ilahi medet, bizi biraz sükûta mecbur etti. Evvela kendi nefsini düşün. Kendi kusurlarını gider. Ondan sonra başkalarına söyle. Onun için temastan ziyade sizi Cenab-ı Hakk’ın kaderi ile biraz sukuta götürdük. Şimdi herkes aldığı dersin, iyilerini müzakere etsin. Biz nefsimizi tanıyalım, nefsimizi tanıyalım. Ne diyor büyük zevat? “Men arefe nefsehu, fekad arefe Rabbehu” yani nefsini bilen, Rabbini bildi. Bu nefis o nefis değil. Bu nefis, burda Allah diyerek tercüme etmek lazım. Kim ki kendisini bildi, Allah’ını bildi. Ben senin dostunum senin için her şeyi fedaya hazırım ya! Şimdi onun bu mekrine aldanmak mı lazım? Onun bu sözlerine inanmak mı lazım? Bu sözlerinde samimidir, yoksa samimi mi yoksa başka türlü mü? Bir teneffüse ihtiyacımız var mı? Buyurun bir kelime-i şahadetle teneffüs edelim.

اَشْهَدُ اَنْ لآَاِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَ رَسُولُهُ

Hadi bakalım dersimize devam edelim.

-:         Üçüncüsü: Ümmet-i İslâmiye ile millet-i küfriyedir.

Hulusi Bey: Ha!

PDF Dosyasını Okumak İçin Tıklayınız!

Bir önceki yazımız olan 236) DÖRDÜNCÜ ŞUA VE MÜNAZARAT’TAN DERS-2 başlıklı makalemizde dördüncü şua ve MÜNAZARAT hakkında bilgiler verilmektedir.