61) 21. LEM’A (İHLAS HAKKINDA) VE DUA DERS – 3

61) 21. LEM’A (İHLAS HAKKINDA) VE DUA DERS – 3

ADAD

Hulusi Bey

21. LEM’A (İHLAS HAKKINDA) VE DUA DERS – 3

-: Elhamdülillah Allah onun için sizi yaşatmış. Ümmet-i Muhammed’e faydalı olduğunuz için.

Hulusi Bey: Bilmiyorum. İyilik Ondan. İyilik Ondan. Şimdi faide, faide diyorsun kardeşim hepiniz. Ayırt etme, genci ihtiyarı. Cenab-ı Hak bize büyük ikramda bulunmuş. Büyük bir ihsanda. O da şöyle bir zamanda hakaik-i imaniye ve Kur’an-iye namını verdiğimiz Kur’ani dersleri, imani hakikatleri kolaylıkla anlayabileceğimiz, senelerce dirsek çürütmeye hacet kalmayıp, kapı kapı dolaştırmadan, ayağımıza kadar getirmiş, kulağımıza kadar sokuyor. Ne Erhamurrahimindir canım. Buyurun bir kelime-i şahadet

اَشْهَدُ اَنْ لآَاِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ

Kelimesiyle Rabbim cümlemizi hitamlar nasib-i müyesser eylesin. Hayatımızı iman nuru ışığı altında geçirmek vefatımızda, kabrimizde, ba’simiz de

لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَهُمْ يَحْزَنُونَ

tebşiratıyla tebşir edilecekler zümresine ilhak buyura inşallah.

-: Bilirsiniz ve biliniz: Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçı, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarîk-ı hakikat, en makbul bir dua-yı manevî, en kerametli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en safi bir ubudiyet: İhlastır.

Hulusi Bey: Bir daha

-: Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, İhlastır.

Hulusi Bey: Temel. Kardeşler biliyor. En az onbeş günde bir defa okuyunuz diyor. İhlas. İhlasın manasını Ebu’l Hasan Harakani Hazretleri şöyle tarif ediyor. “İçinde halk bulunmayan.” İçinde halk bulunmayan şey nedir? İhlastır.

Riya nedir diyorlar. “İçinde halk bulunan şey riyadır.” Bu kadar.

Bizim anlayışımıza göre dersimizin ifade şekli de şudur. Yalnız rıza-i ilahi. Amelimiz de esas Allah’ın rızası. Yalnız kuvvete ihtiyacı var mı? Kuvvetin en değerlisi maddi silahlarla mücehhez olmak mıdır yoksa manevi bir kuvvetli vaziyetine girmek midir?

-: Manevi

Hulusi Bey: Peki, izah eder misin? Edeyim. İsraillilerle Mısırlıların altmış yedi senesinde ki muharebeleri. Tayyareleri vardı, topları vardı, her türlü yeni modern silahları vardı fakat bunu kullanacak insanlarında, insanların kalplerinde ölürsem şehit, yaşarsam gazi olarak yaşarım kaygusu yoktu. Yani imanın iktizası olan bir vasıf yoktu demek. Demek ki silahlar ne kadar yeni ve zamana uygun tesirli olursa olsun ne kadar çeşitli, bol vesaiti harbiye bulunursa bulunsun, onu kullanacak insanların ihlaslı tutumları olmazsa, birbirilerine bağlı olmazlarsa, kuvvetleri hiçe iniyor. Gazze’deki yirmibeş bin adamın başında ki kumandan, “ben size hitap ediyorum!” diye o zaman ki radyoların seslerini dinledik değil mi. “Bila kayd-u şart teslim olacaksınız.”  Feyasubhanellah. Feyasubhanellah. Ama bu hakikate Cenab-ı Peygamber aleyhisselatu vesselam şimdi metni hatırımda değil. Evet, bir hadis-i şerifinde işaret buyuruyor. Diyor ki siz. “Eğer cihat vazifesini terk eder, yalnız dünyayı kazanmak için. -tabiride gayet ağırdır- öküzün kuyruğuna sarılır, çiftçilikle yani tama-i dünya içerisinde yaşarsanız Cenab-ı Hak sizi sürüm sürüm süründürür. Taaa eski dininize dönünceye kadar sukut ettirir.” Biz yine diyoruz ki; iman birliğimiz var. Cenab-ı Hak, bunlar mademki imandan çıkmış telakki etmiyoruz. Cenab-ı Hak bunların kalplerine iman-ı tahkiki hakikatini, nurunu yerleştirsin. Cenab-ı Peygamber aleyhisselatu vesselamın şu tehditkarane hadis-i şerifine muvafık vaziyetinde bulundurmasın. Tam mücahit, vatan perver, kuvvetli din ve imana sahip ve salik kılsın. Âmin… Onları daha vahim, daha elim vaziyete düşürmeden manen uyandırsın. Bu hakikatin ışığına girmek her halde Kur’anın nuru altında toplanmak, onun evamirine imtisal etmek, bilhassa cihad için fisebilillah mücahede için bütün varlıklarını orada teksif etmek nasip etsin. Amin..

-: En makbul bir şefaatçı, ihlastır.

Hulusi Bey: En makbul şefaatçıyı da şöyle bir misal söylemiştim, yine sırası gelince söylemek mecburiyeti var. İhlaslı iki mümin kardaştan birisi herhalde birbirine müsavi olmaz ya! Muvazene, muhasebe gününde birinin a’mal-i hasenesi, güzel amelleri az. O Cehenneme gidecek, vaziyete geliyor. Diğeri Cennete gidecek. Ama dünyada vazifeleri ihlaslı bir hizmettir. Bunun gibi, mesela şu hizmette bulunan iki kardeş gibi. Birisi amelleri muhasebe ediliyor, tartılıyor, kötü ameller fazla, iyi ameller az. Cenab-ı Hak ferman ediyor bu gitsin Cehenneme. Ötekinin amelleri, güzel amelleri var öbürünü de gönderin Cennete.

İşte orada bu dünyada ki Kur’an ve iman kardaşlığı orada geçecek, şefaatcı olacak.  O zaman o Cennete gidecek kardeş diyecek ki; “Ya Erhamerrahimin! Biz sence biliniyor, senin rızan için dünyada kardaşlık yaptık. Şimdi o Cehenneme gidiyor, ben Cennete gidiyorum, beni de ondan beraber Cehenneme göndermeni senden istirham ediyorum. Biz çünkü dünyada iken senin rızan için kardeş idik. Bizi birimizde ayırma. Mademki onu Cehenneme gönderiyorsun beni de ondan ayırma beni de Cehenneme gönder.

Cenab-ı Hak hitap ediyor. Diyor ki; “Ey kulum sen şu zaif halinle Cennete gitmeyi hak ettiğin halde, benim rızam için kardaşlığına mükâfat olarak, bir hakikati göstermediğinden dolayı burada göremediğim için doğrusu beni senin rızan için kardaşlık ettiğim şeyden, şu kardaşımdan beni ayırma, ben Cehenneme gitmeye razıyım.”

Evet, şunun manasını ben anlayamıyordum. Ben birkaç defa mübarek ağzından işitmişim. ”Sizler şahit olunuz ki bir tek müminin imanını kurtarmasına bedel ben cehenneme girmeye razıyım” demesi demek ki şöyle bir hakikat var. Bir tek müminin imanını kurtarmasına bedel ben cehenneme girmeye razıyım. Bu ne fedakârlık. Haa bu öyle lafla olacak iş değil. Buradayken söylüyor. Demek ki gayemiz nedir? Hizmetten gayemiz, ehl-i imanı, imansızlık tehlikesinden, ebedi hüsrandan, ebedi zarardan kurtarmak. Allah rızası için amel etmek.

Cenab-ı Hak bu niyetimizle yapacağımız hizmetten razı olmaz mı? 

-: Olur

Hulusi Bey: Bizi Cehenneme koymaz merak etme. Birbirimizden de ayırmaz. Fakat bu şefaat kısmını da yabana atma.  Evet, şu katiyen bir hakikattir, sarsılmaz bir hakikattir ki insan ameli ile Cennete giremez, hadis-i nebevi var yanımda yok şimdi. Mümin ameli ile Cennete giremez ya lütuf, fadlı ilahi ile Cennete girer. Soruyorlar sahebe-i kiram Ya Resulullah sizde mi öyle. Evet, bende öyle. Fakat ben fadlı ilahi ile Cennete gireceğim. Fadlı ilahi ile. Şimdi buradan alacağımız ders amelimize mağrur olamayalım. Hem bizim amelimiz ne canım. Eğer bu şefaat hakikatı olmazsa, Cenab-ı Hak bizim günahlarımıza bir af çekip bir Settar ismiyle orada setr etmezse, ayıplarımızı mahv etmezse, günahlarımızı yok etmezse, kim bize yardım edecek? Herkes derdine düşmüş. Kıyamet bir alamet ki, alamet ki Allah yardımcımız olsun.

-: Amin

Hulusi Bey: İşte biz bak öyle bir esaslı noktadan girişiyor ki; bize gayeniz yalnız Allah’ın rızası olsun. Ya kurnaz dervişte öyle diyor. Ne diyor? Allah benden razı olsun da isterse Cehenneme koysun. Hiç razı olduktan sonra cehenneme kor mu? O da işte kurnazlık gösteriyor. Cenab-ı Hak cümlemizi şu mübarek eserlerin bizden istediği ihlas-ı etemme muvaffak kılsın. Âmin.. Tam sırf Allah rızası için amma hiç dünya kaygusu yok, başka hiçbir şeyin endişesi olmasın.

-: En metin bir nokta-i istinad, İhlasdır.

 Hulusi Bey: En metin bir nokta-i istinad, dayanacak evet işte bu kalpler birleşirse kuvvetli olur. Şimdi daha ilerisi var gelecek. Üç kişi var, üç tane mümin. Fakat hepsinin gayesi ben Allah’ın rızasına, Allah’ın likasına cennetine nail olayım diye amel-i salihi işleyip gidiyor. İkincisi de öyle üçüncüsü de öyle, birleşemiyorlar bir yerde. Bunlar muhterem adamlar, Müslüman adamlar, muttaki adamlar fakat bir kuvvet teşkil edemezler. Mümin ne zaman kuvvetli olur? Din kardaşlarıyla kalp birliğine, mana birliğine. Bizi canım çok şeyler birleştirmiş. Hepimizin Allah’ı bir, Peygamberi bir, Kur’anı bir, imanı bir, kıblemiz bir. Peki, bu bir birler bizi tevhide götürmek, birleştirmek tefrikaya mahal bırakmamak lazım gelirken nasıl oluyor ki hem müminiz, hem muhavvidiz hem de her birimiz ayrı telden çalar. Sen ne teli çalarsan çal. Fakat gayede birleşmek hizmette birleşmek kuvvet istiyor. Üç kişi bak üç tane bir gelecek üç tane bir ayrı ayrı olsa her birisi bir köşede oturursa orada üç tane adam olur. Hepsinin de niyeti halis. Ama ben diyor.

سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَليمُ الْحَكيمُ

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ * وَسَلاَمٌ عَلَى الْمُرْسَلينَ * وَسَلاَمَةٌ عَلَى الْحَاضِرِينَ اِلى يَوْمِ الدّينِ * وَالْحَمْدُ للهِ رَبِّ الْعَالَمينَ

Cenab-ı Hak ve Feyyâz-ı Mutlak Hazretleri, yaptığımız, bu sohbeti imaniyyeyi dergâh-ı izzetinde kabule karin eyleye! hasıl olan sevab hürmetine ehl-i imanın bütün hastalarına, gerek bundan evvel müfredatıyla söylenenlerin gerekse umumen ehl-i imanın hastalarına acil şifalar, bütün dertlilere acil devalar, borçlulara ve musibetzedelere o elemlerden kurtulmalar, yolculara selametler, cümlemize dareynde selametler ve saadetler nasib-i müyesser eyleye, cümlemizin ahir-i akıbetimizi hayır eyleye. Burada Kur’anın nuru altında lutfuyla toplayan O Rahmânur-Rahîm-i Kerim olan Allah’ımız, ahirette de, ruzu-u haşirde de, Habib-i Ekrem (S.A.V.)’in livayı hamd adıyla müsemma sancağı altında eksiksiz hepimizi yani ehl-i tevhid, ehl-i iman, ehl-i İslam bütün din kardeşlerimizi, bilhassa Risale-i Nur şakirtlerini inşallah hiçbir tefrikaya uğratmadan, oradan da parçalatmadan hepsini beraber o haşri azamda toplar, bizi nihayetsiz rahmeti ile taltif eder. Şefaatı uzmaya bizi müstehak edecek bir halde bulundurur. Rahmet-i ilahiyeden ümit varız, bizi burda toplattığı gibi orda da inşaalah toplattırır, burda hesapsız kusurlarımızı nazar-ı müsamaha ile af ile karşıladığı gibi orada da bütün kusurlarımızdan bizi sıyırır,

“ يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّاَتِهِمْ حَسَناَتٍ  ”

sırrına mazhar eder. Rahmetiyle hakkımız da muamele eder. Ya Erhemerrahimin lütfuna muhtacız affına muhtacız bizi mağfurin zümresine ilhak eyle. Orada, burada görmek imkanını bize vermediğin, fakat hasretini çektiğimiz hem Cennetini, hem rızanı, hem likanı, üçünü birden istiyoruz. Bu ihsanını da ikmal et, hakkımızda ki nimetlerini itmam et Ya Rabbi!

Amin

وَسَلاَمٌ عَلَى الْمُرْسَلينَ وَسَلاَمَةٌ عَلَى الْحَاضِرينَ اِلى يَوْمِ الدّينِ

٭وَالْحَمْدُلِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ اَلْفَاتِحَة مَعَ الصَّلَوَاةُ٭

PDF Dosyasını İndirmek İçin Tıklayınız!

 

Bir önceki yazımız olan 60) 21. LEM’A VE GAZİLİK HATIRASI DERS -2 başlıklı makalemizde gazilik hatırası hakkında bilgiler verilmektedir.