71) ELHAMDÜLİLLAHİ RABBİL ALEMİN’İN İZAHI  DERS-2

71) ELHAMDÜLİLLAHİ RABBİL ALEMİN’İN İZAHI DERS-2

ADAD

Hulusi Bey

 

 ELHAMDÜLİLLAH’IN İZAHI DERS-2

-: İşte insanın mezkûr vazifeler gibi çok mühim hizmetleri var. Cemal-i bâkiye âyinedir,

Hulusi Bey: Cemal-i bâkiye

-: âyinedir,

Hulusi Bey: Baki bir cemal sahibinin ayinesidir. Nasıl ayine ne demek? Çünkü insanoğlu fanidir. Bunda da bir güzellik var. Bazı evsaf var. Bazı güzel vasıflar, sıfatlar var, fakat devamlı mı? Fanidir, zaildir, geçicidir. Fakat Cenab-ı Hakkın cemal’ı, cemalı nedir? bakidir. O devam eder. İnsan buna ayine. Baki olan cemale ayine, nesi ile? Fenasıyla, ben faniyim diyor. Anlayarak diyor. Yani Ona birisi sorsa dese ki sen fanisin, bu âlem fani, senin gibi olanların hepsi fani, ya baki yok mu? Ne diyecek? Baki Allah. Allah var. Demek ki işte biz neymişiz bu şeyle? Biz fenamızla, fani olmaklığımızla neye ayine oluyoruz? Cenab-ı Hakkın baki isminin ayinesi oluyoruz.  Evet devam et.

-: kemal-i sermedîye dellâl-ı mazhardır

Hulusi Bey: Hem o cemal’ı ilan eder, hem de ona mazhardır. Bilerek diyor; beni kendisi baki olan bir tek Allah var etmiştir. Bende gördüğünüz bütün evsaf, bütün güzellikler hep onun güzel esmasının benim üzerimdeki nakışlarından ibarettir. Mesela insana işitmek vermiş, bir vasıtası var mı, insan neyi ile işitir? Kulak denilen şeyle. Bununla Cenab-ı Hakkın da işitmesi vardır amma.  Benim gibi, senin gibi kulak ile değildir. Bize görmek şeysi olan Cenab-ı Hak her şeyi görür mu? Her şeyi gizli, aşikâr her şeyi görür mü? Görür fakat bizim gibi göze muhtaç değildir. Her şeyi görür fakat göze muhtaç değildir. Bize niye gözü vermiş. Yarattıklarını görelim, üzerlerinde kimin nakışı var, kimin ismi var onu okuyalım diye. İnsanı görsek, bu insan, peki nedir?  Mahlûktur. Halıkı kim? Benim halıkım kim ise onun halıkı da o. Bu nedir? Böcektir. Böcek mahlûk mudur? Mahlûktur. Halıkı kimdir?

-: Allah.

Hulusi Bey: Suda yüzen bir hayvan nedir? Allah’ın bir mahlûkudur. Onu da o tarzda gösterir. Bunu böyle halk eden. “Ol mahiler ki, derya içredir deryayı bilmezler. “ suda gezerler fakat suda olmalı. Senden bende soyunup gezebilir miyiz, yüzgeç kabiliyetimiz ne kadardır? Ne kadar kabiliyetimiz varsa o dur, ondan fazla dibine gideriz, o balıkların yemi olur. Hulasa yarattıklarının hepsinin üzerinde bir mahlukiyyet var. Daha başka bir san’at eseri olarak görüyoruz. Bir mükemmel bir insan. Her şey yerli yerince konmuş. Gözü, kulağı nicesi, hepsi. Peki, bu mahlûku bu kadar güzel bir surette yaratan kim? Allah. Yani halık O dur. Fakat bir san’at esiridir öyle ise bu masnudur, sani-i var. Sani-i kimdir? Cenab-ı Allah. Rızka muhtaç olarak yaratılmış. Rızkınıda kendisine, mülk aczi ve zaafı içerisinde yetiştiren yine kendisi.

Demek ki bunun üzerinde hangi ismin tecellisi var? Rahman isminin tecellisi var. Peki, bu kadar mahlûk var karada, denizde her birisi ayrı rızık istiyor. Bunların rızıklarını veren kim? Hepsinin yine o rahman olan tek Allah. Hulasa içinler, yani şeyin sırası geldi söyleyeyim. Rahmaniyyet arşı diyor mesela. Rahmaniyyet arşı. Rızka muhtaçların hepsini rızk bekleyecek vaziyette bulunduğunu tasavvur edelim. Denizdekini, karadakini, irisini, ufağını, gözle görüneni, çok büyük cisimleri olanların bütün bunlara nafiz olan nedir? Bunların muhtaç olduğu herhalde o hayatlarını devam ettirecek rızıktır. Hangi isim burda onların şeyi üzerine tulu ediyor.

-: Rezzak

Hulusi Bey: Rezzak. Bir şey daha vardır ya. Onu da bulursanız. Oda bununla münasiptir. Mesela Rezzak ismi. Rahman ismi Rezzak burcunda, Rahim ismi Şefkat burcunda. O da biraz âlemi bir gonca gül vaziyetinde tasavvur ederek. 

-:

… اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ

âyet-i pür-envârının çok envâr-ı esrarından bir nurunu, Ramazan-ı Şerif’te bir halet-i ruhaniyede hissettim,

(Mektubat Shf: 409 )

Hulusi Bey: Halet-i ruhaniyede hissettim diyor. Bizim hissettiğimiz gibi hissetmişler. Ruhani. İnkişaf edecek ki hissede. Nerde. Bizim merakımız bunun üzerine değil ki. Biz aynen böyle ha. Bu nedir? Şahadet parmağı. Bu nedir? Küçük parmak. Bu nedir? Göz. Bu nedir? Burun ha. Biz bunları güzel anlıyoruz maşaallah. Fakat daha ilerisine gidemiyoruz. Maneviyatımız zaif. Maneviyatı da geliştirmek lazım. Evvela maneviyatın vücuduna inanmak lazım. İnsan yalnız maddeden ibaret midir dersek. Hayır. Manevi ciheti de vardır nelerdir? Ne bileyim canım bir şeyler söylüyorlar işte. Yani buraları çalıştırmıyoruz. Bakın Risale-i Nurun birçok yerlerinde, parça parça icap ettikçe bahsi geçmiş. Şimdi dinleyeceğimiz şeye de bakalım. Buyur.

-: Ramazan-ı Şerif’te bir halet-i ruhaniyede hissettim, hayal-meyal gördüm. Şöyle ki:

            Üveys-i Karanî’nin:

اِلهِى اَنْتَ رَبِّى وَ اَنَا الْعَبْدُ ٭ وَ اَنْتَ الْخَالِقُ وَ اَنَا الْمَخْلُوقُ ٭ وَ اَنْتَ الرَّزَّاقُ وَ اَنَا الْمَرْزُوقُ ٭ الخ

münacat-ı meşhuresi nev’inden, bütün mevcudat-ı zevilhayat, Cenab-ı Hakk’a karşı aynı münacatı ettiklerini ve onsekiz bin âlemin herbirinin ışığı, birer ism-i İlahî olduğunu bana kanaat verecek

Hulusi Bey: onsekiz bin âlemin

-: onsekiz bin âlemin herbirinin ışığı, birer ism-i İlahî olduğunu bana kanaat verecek

bir vakıa-ı kalbiye-i hayaliyeyi gördüm. Şöyle ki:

Hulusi Bey: vakıa-ı kalbiye-i hayaliyeyi

-: gördüm. Şöyle ki: Birbirine sarılı çok yapraklı bir gül goncası gibi,

Hulusi Bey: Bir daha söyle.

-: Birbirine sarılı çok yapraklı bir gül goncası gibi,

Hulusi Bey: Gonca malum, Açılmamış güle ne derler? Gonca derler. Yaprakları daha biri birine yapışık gibi duran. Evet.

-: şu âlem binler perde perde içinde sarılı,

Birbirine sarılı çok yapraklı bir gül goncası gibi, şu âlem binler perde perde içinde sarılı, birbiri altında saklı âlemleri bu âlem içinde gördüm. Herbir perde açıldıkça, diğer bir âlemi görüyordum. O âlem ise, âyet-i Nur’un arkasındaki

اَوْ كَظُلُمَاتٍ فِى بَحْرٍ لُجِّىٍّ يَغْشَيهُ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِهِ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِهِ سَحَابٌ ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ اِذَا اَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرَيهَا وَمَنْ لَمْ يَجْعَلِ اللّٰهُ لَهُ نُورًا فَمَا لَهُ مِنْ نُورٍ

âyeti tasvir ettiği gibi; bir zulümat, bir vahşet, bir dehşet karanlığı içinde bana görünüyordu. Birden bir ism-i İlahînin cilvesi, bir nur-u azîm gibi görünüp ışıklandırıyordu. Hangi perde akla karşı açılmışsa, hayale karşı başka bir âlem fakat gafletle karanlıklı bir âlem görünüyorken, güneş gibi bir ism-i İlahî tecelli eder, baştanbaşa o âlemi tenvir eder ve hâkeza… Bu seyr-i kalbî ve seyahat-ı hayaliye

Hulusi Bey: اَوْ كَظُلُمَاتٍ değil mi?

-: Evet.

Hulusi Bey:

كَظُلُمَاتٍ فِى بَحْرٍ لُجِّىٍّ يَغْشَيهُ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِهِ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِهِ سَحَابٌ ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ اِذَا اَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرَيهَا وَمَنْ لَمْ يَجْعَلِ اللّٰهُ لَهُ نُورًا فَمَا لَهُ مِنْ نُورٍ

Evet.

-: Hangi perde akla karşı açılmışsa, hayale karşı başka bir âlem fakat gafletle karanlıklı bir âlem görünüyorken, güneş gibi bir ism-i İlahî tecelli eder, baştanbaşa o âlemi tenvir eder ve hâkeza…

Hulusi Bey: Şimdi mesela mesela

-: Bu seyr-i kalbî ve seyahat-ı hayaliye çok devam etti. Ezcümle:

Hayvanat âlemini gördüğüm vakit, hadsiz ihtiyacat ve şiddetli açlıklarıyla beraber za’f ve aczleri, o âlemi bana çok karanlıklı ve hazîn gösterdi.

Hulusi Bey: Şimdi onsekiz bin âlem diyor. Onsekiz bin âlemi, bir çeşit bizi seyhat ettiriyor.  Seyhat-ı kalbiyeyi hayaliyeyi maneviye. Ha git bakalım. Şimdi hayvanat âlemine gir. Bizde düşünebiliriz. Bu kadar çeşitli hayvanlar var, insanları bir tarafa ayır. Yalnız hayvanlara bak. Şunların her birisi ayrı rızık ister mi?  Ayrı rızık ister. Rezzakları bir mi? Aynı zamanda biri et ister, biri ot ister. Muhtacına eti, ötekine otu veren, aynı değil mi? Elbette bunda bir ismin tecellisi lazım. İşte Rahman ismi. Buyur şimdi.

-: Hayvanat âlemini gördüğüm vakit, hadsiz ihtiyacat ve şiddetli açlıklarıyla beraber za’f ve aczleri, o âlemi bana çok karanlıklı ve hazîn gösterdi. Birden Rahman ismi, Rezzak burcunda (yani manasında) bir şems-i tâban gibi tulû’ etti; o âlemi baştanbaşa rahmet ziyasıyla yaldızladı.

            Sonra o âlem-i hayvanat içinde, etfal ve yavruların za’f ve acz ve ihtiyaç içinde çırpındıkları, hazîn ve herkesi rikkate getirecek bir karanlık içinde diğer bir âlemi gördüm.

Hulusi Bey: Şimdi hayvanat âlemi içerisinde yavruların vaziyetini görüyor. Etfalın faziyetini görüyor. Onların âlemi de karanlık. Hem zaafları var, hem acizleri var. Kendi iktidarlarıyla muhtaç olduğu şeyleri tedarik etmek imkânları yok. Evet, karanlıklı görüntü var. Buna da bir ismi ilahinin tecellisi lazım. Neymiş?

-: Sonra o âlem-i hayvanat içinde, etfal ve yavruların za’f ve acz ve ihtiyaç içinde çırpındıkları, hazîn ve herkesi rikkate getirecek bir karanlık içinde diğer bir âlemi gördüm.

 Birden Rahîm ismi şefkat burcunda tulû’ etti,

Hulusi Bey: Rahîm ismi, şefkat burcunda tulu’ etti.

PDF Dosyasını İndirmek İçin Tıklayınız!

 

 

 

 

 

Bir önceki yazımız olan 70) ELHAMDÜLİLLAHİ RABBİL ALEMİN'İN İZAHI DERS-1 başlıklı makalemizde elhamdülillahi rabbil aleminin izahı hakkında bilgiler verilmektedir.