7)MUALLİM CUDİ’NİN KASİDESİ VE SAHABE ZEYLİ  HATIRASI

7)MUALLİM CUDİ’NİN KASİDESİ VE SAHABE ZEYLİ HATIRASI

 

MUALLİM CUDİ’NİN KASİDESİ VE SAHABE ZEYLİ  HATIRASI

-: Hadisi şerif midir?

Hulusi Bey: Bu? Yok, yok

وَ مَا مَدَحْتُ مُحَمَّدًا بِمَقَالَتِى ٭ وَ لكِنْ مَدَحْتُ مَقَالَتِى بِمُحَمَّدٍ ع.ص.م

Evet, bu söz güzeldir. Fakat onu güzelleştiren, güzellerin güzeli olan evsaf-ı Muhammediyedir.

“On dört Reşehat”ı tazammun eden On dördüncü Lem’adır.

BİRİNCİ REŞHA

Sözler ( S:234 – 235 )

 Bir iki reşhayı teberrüken okuruz. Ondan sonra Hacı biraz, biraz enseni böyle kaşı biraz.

 

-: Efendi o şeyi biraz izah buyurun.

Hulusi Bey: Neyi?

-: Vema medahtu Muhammedun

Hulusi Bey: Vema medahtu Muhammedun var izahı. Bunun oraya geçmesinin sebebi de var. Şeyde 1336 senesinde, 1336 senesinde yani 1920 senesinde Tasvir-i efkâr olacak ya Tevhid-i efkâr. Tevhid-i efkâr gazetesi çıkıyordu o zaman. Bizim bir askeri imamımız vardı. Elâzığ’da da bulunmuştur. Hafız Necip Efendi. O, bazı askere nasihat etmişti hoşuna gitmiş de ona o tevhid-i efkârda çıkan bir manzum yazıyı vermişti. Manzum yazıda şeyden “Muallim Cudi” adlı bir zatın. Muallim Cudi de eski hocalardan. Anadolu’da doğmuş, yurdun her tarafında Anadolu’da, Rumeli’de birçok yerler de hocalık etmiş. Bu zata, Yahya Kemal’e yazıyor. Yahya Kemal da “Ezansız Semtler” isminde, lakabıyla bir yazı yazıyor. Ona şeyi diyor bir yazınızı gördüm ezansız semtler adlı ezansız semtler adlı bir yazınızı okudum bundan çok müteessir oldum. Bir hediye olmak üzere, bir mukabil olmak üzere, şu yazımı gönderiyorum diyor. O Muallim Cudi’nin yazısını ben arkadaşlara yazdırmıştım. Bilirler, Muallim Cudi sende var mı?

Hacı Muhammed nerde?

-: Buradayım Efendim

Hulusi Bey: Muallim Cudi’nin yazısı sende var mı?

-: Hayır.

Hulusi Bey: Niye hayır? Bekir Bey sizde yok mu?

-: Yazdım efendim

Hulusi Bey: Yazdın tamam. İşte O zatın yazısında. Bende bunu tuttum 1929 senesi Üstada gönderdim. Yazdım el yazımla, Üstada gönderdim. O da cevabında dedi ki: “Muallim Cudi’nin yazısı güzel, görmemiştim gönderdiğine memnun oldum.” Ben gönderdikten sonra işte bu

وَ مَا مَدَحْتُ مُحَمَّدًا بِمَقَالَتِى ٭ وَ لكِنْ مَدَحْتُ مَقَالَتِى بِمُحَمَّدٍ ع.ص.م

Dediği gibi onun yazısı güzel Fakat o Kur’an’ı güzelleştirmedi. Çünkü başlık böyle

Hazreti Muhammed (ASM) ve Kur’an’ı Kerim.(x)

Öyle de başlar.

Ümmi i âlimdir Muhammed

İman ederim ana müebbed

Allame-i mekteb-i ledünni

Hayrette bıraktı ins-ü cinni

İla ahir gider. Uzun bir manzumdur yazı.

-: İmamın ismi neydi Askeri imamın? Hafız Necip?

Hulusi Bey: Yahya Kemal’e yazıyor.

-: Hafız Necip mi yazıyor?

Hulusi Bey: Yok yok Hafız Necibe şey fırka kumandanımız, kendisinin eline geçmiş o Tevfik-i efkâr gazetesinin o manzumeyi çıkarmış, ona göndermiş, bende Hafız Necip’ten kendim aldım. Yani bir suretini ondan yazdım. 1920 senesinde oluyor hadise. 1920 de.

-: Okuyayım mı efendim?

Hulusi Bey: Onu okumak için değil yalnız o kısmını okumak için arıyorum. Bize lazım olan yeri. Yani bu meselenin bir mevzu olmasının sebebini söylüyorum.

Onun üzerine ben üstada. Şimdi işi karıştırdık galiba, şimdi gazetedeki yazı Muallim Cudi’nin. Muallim Cudi’de bunu Yahya Kemale yazıyor. Diyor ki “Senin, gazetede Ezansız Semtler adlı bir makaleni gördüm bundan müteessir oldum, size bir hediye olmak üzere bu yazımı gönderiyorum.” Bunu da bizim fırka kumandanı Naci Tinaz Rahmetüllahi Aleyh bizim Hafız Necip dediğimiz alay imamına verdi. Alay imamı ile ben iyi görüşüyorum. Ondan onun suretini almıştım, o gitti. Bundan dokuz sene sonra biz bundan bir suret çıkarıp Üstad hazretlerine gönderiyorum gidenle. Onun üzerine diyor ki; “Muallim Cudi’nin kasidesi güzel esas buradan geliyor orda ki şey. Fakat Kur’an’ın güzelliği onu güzelleştirmiş. Yoksa o Kur’an’ı güzelleştirmemiştir. Küçücük kalbinin ayinesinden, daire-i imanından tecelli eden O Şems-i hakaike karşı derece-i zihnine göre bir parça güzelliğini görmüş, inşallah feyzine de mazhar olmuştur.”

-: Dua etmiş kendisine. Üstad dua etmiş kendisine.

Hulusi Bey: Ve bu vesile ile on dokuzuncu sözün başına da böyle geçmiştir. Bu hadise dolayısı ile. Nitekim sahabe zeyli de, bizim

يَا رَسُولَ اللّٰهِ چِه بَاشَدْ چُونْ سَگِ اَصْحَابِ كَهْفْ

دَاخِلِ جَنَّتْ شَوَمْ دَرْ زُمْرَهءِ اَصْحَابِ تُو

اُو رَوَدْ دَرْ جَنَّتْ مَنْ دَرْ جَهَنَّمْ كَىْ رَوَاسْتْ

اُو سَگِ اَصْحَابِ كَهْفْ مَنْ سَگِ اَصْحَابِ تُو

Sözler ( S:488 )

Bu da 1932 senesi. 1932 senesinde şeyin Kerküklü Şeyh Rıza’nın damadından aldım. Gele gele bir gün bu yazıyı Üstad’a yazdım. Bak bunlar tesadüf işi değil, tevafuk işi. İşte o yazı “Sahabelerin Zeyli” yazısına vesile oldu. Onu da onun başına getirdi. Fakat ben şeyin biliyordum zannediyordum ki Şeyh Rızanındır bu, hâlbuki Şeyh rızanın değilmiş. Onu da Üstad’dan öğrendik. Yanına gittiğim zaman söyledi. “Şeyh Rıza’nın değildir bu Molla Cami’nindir.” Mevlana Cami Hazretlerinin. Ve o meyanda onu da söyledi ki; “Molla Cami, Mevlana Celalettin-i Rumi, Ahmed-i Cezir-i bunlar bir seviyededir. Üçü de bir seviyededir, manen. Bir seviyededir.” Mevlana Celaleddin-i Rumi ile Ahmed-i Cezir-i muasır. Aynı asırda yaşamış. Fakat Molla Cami ondan çok sonra.

-: Biz bunu şey diye işitmiştim ben Kaside-i Burde’nin bir beyti diye.

Hulusi Bey: Hangisi? Yok yok. Bir hakikatli şair böyle demiş belki de odur. Onda var mı böyle bir şey? Kaside-i Bürde de var mı bilmiyorum. Belki senin işittiğin doğrudur. Fakat Üstad’dan aldığım yazı budur.

-: Molla Cami’nindir.

Hulusi Bey: Başla.

-:

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

BİRİNCİ REŞHA;

Hulusi Bey: Nasıl vahi gelmeye başladı mı? Ya ilham? İlhamı da mı gönderiyorsun. İlham gelir yav, ilham gelir.

-: Hocam Molla caminin değil mi efendim?

Hulusi Bey: Hangisi? Vema medahtü

-: Evet

Hulusi Bey: Bu Üstad Hazretleri bize yazmıştı. Fakat bir hakikatli şair diyor. O hakikatli şairden bahis etmiyor kim olduğunu.

-: Kimin olduğu belli değil mi Efendim?

Hulusi Bey: Bilmiyorum. Bilmediğime biliyorum diyemem fakat bu zatın sözü ehemmiyetli. Eğer Delailiniz varsa, yani Delail-ü Hayrat. Oraya bakabiliriz çar-çabuk. Bende Delail-ü Hayrat var ama yanımda değil. Delail-ü Hayratı üzerinde olan varsa versin bakayım Kaside-i Bürde’ye. O Delail değil, Delail-i Nurda değil. Delail-ü Hayrat, Muhammed bin Süleymanü Cezur-i Hazretlerinin. Mamafih bakayım, belki bu akşam bile bakarım, çünkü kolay. Şöyle gözümle Kur’an hattı olduktan sonra..

-: Kaside-i Bürde de bu yok efendim.

Hulusi Bey: Hakikatli şair belli değil. Bir hakikatli şair diyor kimdir onu bilmiyorum. Ben bilmiyorum.

-: Emir ettiğin gibi Molla Caminindir.

Hulusi Bey: Molla Caminin de diyemem. Yok. Bir hakikatli şair diyor Üstad. Böyle demiş.

-: …….

Hulusi Bey: Molla Cami işi ayrı.

-: Demin ki anlattığınız mevzu vardı. Molla Cami, Mevlana

Hulusi Bey: Mevlana  Celaleddin-i Rum-i, Molla Cezir-i  bunlar onların değil.

-: Ashab-ı Kehf şiiri vardı ya o şiiri bu kardeşimiz şey yapıyor. Kimin diyor.

Hulusi Bey: Ashab-ı Kehf-i

-: Evet o şirin geçtiği

-: يَا رَسُولَ اللّٰهِ چِه بَاشَدْ

Hulusi Bey: Sahabenin zeylindeki onu mu diyorsunuz?

-: O şiir kimin.

Hulusi Bey: Bu Molla Cami’nin.

يَا رَسُولَ اللّٰهِ چِه بَاشَدْ چُونْ سَگِ اَصْحَابِ كَهْفْ

دَاخِلِ جَنَّتْ شَوَمْ دَرْ زُمْرَهءِ اَصْحَابِ تُو

اُو رَوَدْ دَرْ جَنَّتْ مَنْ دَرْ جَهَنَّمْ كَىْ رَوَاسْتْ

اُو سَگِ اَصْحَابِ كَهْفْ مَنْ سَگِ اَصْحَابِ تُو

Diyor. Yani sahabenin kadrine işareten.

Ya Resul Allah nasıl olur, reva mıdır, Layık mıdır ki Ashab-ı Kehf’in köpeği senin Ashabınlan cennete girsin ben Cehenneme gireyim. Mevlana Cami Hazretleri bu kadar kendisini aşağı görüyor.

(x)

Muallim Cudi’nin Kasidesi güzel, fakat Kur’anın güzelliği onu güzelleştirmiş. Küçücük kalbinin ayinesinde, daire-i imanından tecelli eden O şemsi hakaike karşı derece-i zihnine göre bir parça güzelliğini görmüş, İnşaallah feyzine de mazhar olur.

 Kur’an-ı Kerim ve Hazret-i Muhammet (A.S.V.)

1-Ümmi âlimdir Muhammed. İman ederim ona müebbed.

2- Allame-i mekteb-i ledünni. Hayrette bıraktı ins ü cinni.

3-Tebliğde ebleğul beyandır. Divan-ı kıdemde tercümandır.

4- Cibril-i Emin enisi ruhu. Kur’ân’ı mübin lübb ü sünuhu.

5- Kur’ân ki kitab-ı kibriyadır. Vareste-i şevbe-i riyadır.

6- İhlas-ı beyan, lisanı masum. Manasını bilmesen de mefhum.

7-Bir zikr-i mübarek-i mukaddes. Bir ünsü latif ruh-u emles

8- Yok gıll u gış anda safi kevser Vechinde lika-yı Hak gülümser.

9- Bir nazm-ı beliğ ve nesr-i enfes. Ervaha tilaveti safares.

10-Kur’an okunurken eyle dikkat. Kalbinde eser nesim-i rikkat.

11-Mafevki beyan o tarz-ı tebyin Eyler hacer olsa kalbi telyin.

12-Nur-u azametlerin sedası. İlân-ı kemal kibriyası.

13-Bir heybet-i Halikane mahsus. Her âyet-i hilyedar-ı namus

14-Üslub-u beyanın en rezini Âdâb-ı kelamın en güzini.

15-Her dilde tekellüm etti. Cibril Kim etti tekellüm öyle bir dil.

16-Üslub-u Arab yok ol revişte. Bir harikuladelik var işte

17-İ’cazına itiraf bahir Kafir ona derse kavl-i sahir.

18-Bir mucizdir, lisan-ı Haktır. Hakkaki inanmaya ehakdır.

19-Olmuş ki nücum-ı vahy-i havi. Denmiş ona tuhfe-i semavî.

20-Her kevkebi müstakil Zişan. Her âyeti başka başka rehşan.

21-Her sehle-i mümtenide peyda. Bin dürlü serair-i mezaya.

22-Bakıldıkça olur nigaha rûşen. Hiç gülleri solmayan o gülşen.

23-Tebşir-i sefanuma-yı cennet. İnzarı verir cehime heybet.

24-Müşriklere harb-i asumandır. İmansıza karşı biemandır.

25-Müminlere şirki sildiren o. Tevhidi tamam bildiren o

26-Bir kıssayı eylese hikaye .Tevhid-i Hüdâdır anda gaye.

27-Ezkar-ı Hüdayı etmez ihmal. Esma-yı şerife zeyni ezyal.

28-Ahkam-ı münifine gelince. Tayin-i vazaif emri dince.

29-Allah’a nasıl ise ibadet. Ol vecihle eyledi imamet.

30-Ebdana taharet etti talim. Ervaha nezahet etti tefhim.

31-Fahşayı, kumarı, hamiri tahrim. Etmekle buyurdu aklı takvim.

32-Olmaz hele mümine meâkil. Hınzır-ı zebiha-i heyakil.

33-Men eyledi zulmü, adli kurdu. Her yareye kafi merhem urdu.

34-İnsaniyet neye ise muhtaç. Hep kuvveden fiile etti ihraç.

35-Namusuna dendi kudsi ekber. Namusa numunedir müttehar.

36-Mürsellere verdi sıdk u ismet. Tebliğ, fetanet ve emanet.

37-Ettikçe menakibi tekerrür. Ezhan-ı beşer eder tenevvür.

38-İlmi, ulemayı etti tekrim. Cehli, cühelayı kıldı tecrim.

39-Terdifi rical eder inası. Hakkı ile verir hukuk-u nâsı.

40-Eshab-ı cinana vasf-ı ibcal. İman ile salihat-ı âmâl.

41-Bir hikmete mebni emr-i nehyi. Zannetme heva, lisanı vahyi.

42-Bir kul o lisana kadir olmaz. Kadir dahi olsa câsir olmaz.

43-Mahluk-u Hüda demez, halaknâ. Muhtac-ı gıda demez rezaknâ

44-Kalbinde olan mehafetullah Eyler mi hiç iftira alallah.

45-Teyihid-i hüda ile müeyyed. Tasdik-i nübüvvet-i Muhammed (S.A.V.).

46- Hakkiyle O seyyidül beşerdir. Peygamber-i müteber-i haberdir.

47-Davası şuhud ile müberhen. Seyf-i zaferi, cidâli ahsen.

48-Bir hasım ile eylese tebarüz. Namusuna eylemez tecavüz.

49-Haysiyetine riayet eyler. Teklif-i rah-ı hidayet eyler.

50-Piş-i nazara serer semay.ı Arzeder ukula kibriyayı.

51-Ağmaya basar verir ziyası. Masmu’ sağırlara sedası.

52-Esnamı kırar, kulubü kırmaz. İnsanı fena yola çağırmaz.

53-Fikr ile cemmadı eyler intak. Zikr ile meâdi eyler işrak.

54-Dünyada zuhuru mahz-ı nimet. Fahr etsin anınla zat-ı hilkat.

55-Dürdane-i lübbüdür vücudun. Fevvare-i hubbudur şuhudun.

56-Hak sevdi onu, o sevdi Hakkı. Hubbun o hakiki müstehakkı.

57-Akvama muhabbeti aş etti. Bir sofraya koydu kardeş etti.

58-Cem etti kabail-i şuubu. Bir kıbleye bağladı kulûbu.

59-Mevlaya muhabbeti müsellem. Sallallahü Aleyhi Vesellem.

Muallim Cudi

Orijinal Belgeyi İndir Oku

Bir önceki yazımız olan 6)BARLA LAHİKASININ YAZILMASI VE DİĞER HATIRALAR başlıklı makalemizde barlalahikası hakkında bilgiler verilmektedir.