82) ONUNCU SÖZ/ZEYLİN BİRİNCİ PARÇASI DERS – 3

82) ONUNCU SÖZ/ZEYLİN BİRİNCİ PARÇASI DERS – 3

 

ADAD

Hulusi Bey

ONUNCU SÖZ/ZEYLİN BİRİNCİ PARÇASI DERS – 3

Hulusi Bey: Oradaki zevk, oradaki hakikati tarif imkânı var mı?

-: Yok

Hulusi Bey: İnsan kendisinin nail olacağı lütuf ve merhamet ve inayeti dünyadakine nisbeten takdir edeceği bir cihazı var mı? Eğer olsaydı, ne göz görmüş, ne akıl his etmiş, ne de kalb-i beşere hutur etmiş bir derecede Cenab-ı Hak insanları ne yapacak? Taltif edecek. Ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne kalb-i beşerden geçmiş şöyle olur. Onun için onun tarifi yok. Yalnız bu sözler gösteriyor ki; acaib, ebedi çok güzel şeyler, lütuflar bizi bekliyor. Ona göre de azablar da terbiye dışına çıkanların edebledirilmesi için, ama edeblenmek var değil mi? Hak ettikleri cezayı görecek yerleri de o surette, dehşetli bir surette hiç tasavvur edilemez. Hiç tasavvur edilemez. İman nimetini Cenab-ı Hak bize lütuf ettiğinden dolayı asıl orda ya.

 اَسْتَع۪يذُ بِااللّٰهِ٭ وَس۪يقَ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ اِلَى الْجَنَّةِ زُمَرًۜا حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫هَا وَفُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلاَمٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِد۪ينَ

O zaman ne denilecek

وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى صَدَقَنَا وَعْدَهُ وَاَوْرَثَنَا اْلاَرْضَ نَتَبَوَّ۬اُ مِنَ الْجَنَّةِ حَيْثُ نَشَٓاءُۚ فَنِعْمَ اَجْرُ الْعَامِل۪ينَ

Evet, o zaman elhamdülillah va’d ettiği çıktı denecek. Cenab-ı Hak va’d etmiş. Eyy Kur’ani hakikatler.

-: Efendim burda bir noktaya işaret. Şimdi ne gözler görmüş, ne kulaklar işitmiş, ne akla gelmiş. Hâlbuki dünyadaki nimetlerinde numuneler olduğu beyan ediliyor. Dolayısı ile dünyadakiler bir numune olmaması gerekir yalnız o zaman.

Hulusi Bey: Bizim şimdi o nimetlerden faidelenmemiz, nasıl faideleneceğiz o nimetler? O vitrindekiler içerdekiler, fakat buradakiyle oradaki kıyas kabul etmez. Burada numuneleri var, orada asılları var.

-: Gölgeleri diyor.

Hulusi Bey: Burada gölgeleri var, orda asılları var.

Hafız Abdullah Nazırlı:

أَعْدَدْتُ لِعِبَادِيَ الصَّالِحِينَ مَا لاَ عَيْنٌ رَأَتْ، وَلا أُذُن سَمِعَتْ، وَلاَ خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ

Hulusi Bey: Tamam o Arapçası.

Hafız Abdullah Nazırlı: Şimdi bunu tarif imkânsız olur.

Hulusi Bey: İmkânı yok. Onu tarife imkânı yok. Bizim sözümüzden diyor ki şu dünya bir vitrin gibidir dedik te. Vitrinde numune olur. Fakat burdaki asılları değil. Burdaki numunelerdir. Şimdi burada ki meyve ile orada ki meyve bir mi?

-: Hayır.

Hulusi Bey: Bak Cennetin meyvesiyle, dünyanım meyvesinin sana şu kadar farkını anlatayım. Elma burda hangi ağaçta olur? Elma ağacında, orda hangi ağaçtan istesen elma, bana elma ver desen eğilir, sanki ağzına girecek vaziyette eğilir elini uzatır alırsın. Koparır koparmaz yerine aynı elma biter. Burdaki elma taamı boğazdan geçtikten sonra tadı gitti. Orada ki elmanın tadı devam eder. Hiçbir şeyi dünyadakilerle kıyas edilmez.

Hafız Abdullah Nazırlı:

اَسْتَع۪يذُ بِااللّٰهِ٭ لاَ مَقْطُوعَةٍ وَلاَ مَمْنُوعَةٍۙ٭وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍۜ٭

وَف۪يهَا مَاتَشْتَه۪يهِ اْلاَنْفُسُ وَتَلَذُّ اْلاَعْيُنُۚ

Hulusi Bey: Cenab-ı Hak bütün aza ve cevarihin telezzüzü için her şeyi verecek. Yalnız o şeyde evlad sevgisinde وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ o surette tefsir ediyor. Orada orası tenasül mahalli olmadığı için, neslin çoğalması yeri olmadığı için evlad muhabbeti yoktur, işte kabl-el büluğ evladı vefat eden müminlere müjde diyor. Cenab-ı Hak onlara, orada o evlatlarını ebedi çocuk olarak onların kucaklarına rahmet-i ilahiye verecek.

وَف۪يهَا مَاتَشْتَه۪يهِ اْلاَنْفُسُ وَتَلَذُّ اْلاَعْيُنُۚ

-: Efendim. Her fennin bu kâinat nedir sualine cevabı var burda. Müsaade ederseniz okuyayım. 

Hulusi Bey: Neyin?

-: Her fennin bu kâinat nedir, bu arz nedir sorusuna cevabı var. Mesela fennin

Hulusi Bey: Biraz yakına geleceksin.

-: Yüzer fenlerden herbir fen, Hakem isminin, bir nevide bir cilvesini tarif ediyor. Meselâ Tıb Fenninden sual olsa: “Bu kâinat nedir?”

Hulusi Bey:  Neden sorulsa?

-: Tıb Fenninden

-:”Bu kâinat nedir?” Elbette diyecek ki: “Gayet muntazam ve mükemmel bir eczahane-i kübradır. İçinde herbir ilâç güzelce ihzar ve istif edilmiştir.”

-: Hazırlanmış ve yığılmıştır.

Hulusi Bey: Doktor bey de iyi yerini açtı.

-: Mevzumuz efendim.

-: Fenn-i Kimya’dan sorulsa: “Bu Küre-i Arz nedir?” Diyecek: “Gayet muntazam ve mükemmel bir kimyahanedir.”

            Fenn-i Makine diyecek: “Hiçbir kusuru olmayan gayet mükemmel bir fabrikadır.”

Hulusi Bey: Mekanik dediğimiz şey mekanik, şimdiki tabirle. Evet.

-: Fenn-i Ziraat diyecek: “Nihayet derecede mahsuldar, her nevi hububu vaktinde yetiştiren muntazam bir tarladır ve mükemmel bir bahçedir.”

            Fenn-i Ticaret diyecek: “Gayet muntazam bir sergi

-: Meşher yeri işte deminki.

-: Gayet muntazam bir sergi ve çok intizamlı bir pazar ve malları çok san’atlı bir dükkândır.”

            Fenn-i İaşe diyecek: “Gayet muntazam, bütün erzakın enva’ını câmi’ bir anbardır.”

            Fenn-i Rızık diyecek: “Yüzbinler leziz taamlar beraber kemal-i intizam ile içinde pişirilen bir matbah-ı Rabbanî ve bir kazan-ı Rahmanîdir.”

            Fenn-i Askeriye diyecek ki: “Arz bir ordugâhtır. Her bahar mevsiminde yeni taht-ı silâha alınmış ve zemin yüzünde çadırları kurulmuş dörtyüz bin muhtelif milletler o orduda bulunduğu halde; ayrı ayrı erzakları, ayrı ayrı libasları, silâhları, ayrı ayrı talimatları, terhisatları kemal-i intizamla hiçbirini unutmayarak ve şaşırmayarak, birtek Kumandan-ı A’zam’ın emriyle, kuvvetiyle, merhametiyle, hazinesiyle gayet muntazam yapılıp, idare ediliyor.”

-: Amenna ve saddakna.

-: Senin Allahına kurban.

-: Ve Fenn-i Elektrik’ten sorulsa, elbette diyecek: “Bu muhteşem saray-ı kâinatın damı, gayet intizamlı, mizanlı hadsiz elektrik lâmbalarıyla tezyin edilmiştir. Fakat o kadar hârika bir intizam ve mizan iledir ki: Başta Güneş olarak Küre-i Arz’dan bin defa büyük o semavî lâmbalar, mütemadiyen yandıkları halde müvazenelerini bozmuyorlar, patlak vermiyorlar, yangın çıkarmıyorlar. Sarfiyatları hadsiz olduğu halde, vâridatları ve gazyağları ve madde-i iştialleri nereden geliyor? Neden tükenmiyor? Neden yanmak müvazenesi bozulmuyor? Küçük bir lâmba dahi muntazam bakılmazsa, söner. Kozmoğrafyaca Küre-i Arz’dan bir milyondan ziyade büyük ve bir milyon seneden ziyade yaşayan Güneş’i kömürsüz, yağsız yandıran; söndürmeyen Hakîm-i Zülcelal’in hikmetine, kudretine bak. “Sübhanallah” de.

Hulusi Bey: Aferin doktor aferin. Sanki senin sözün.

-: Güneş’in müddet-i ömründe geçen dakikalarının âşiratı adedince “Mâşâallah, Bârekâllah, Lâilahe İllâ Hu” söyle.

            Demek bu semavî lâmbalarda gayet hârika bir intizam var ve onlara çok dikkatle bakılıyor. Güya o pek büyük ve pekçok kitle-i nariyelerin ve gayet çok kanadil-i nuriyelerin buhar kazanı ise, harareti tükenmez bir Cehennem’dir ki, onlara nursuz hararet veriyor. Ve o elektrik lâmbalarının makinesi ve merkezî fabrikası, daimî bir Cennet’tir ki, onlara nur ve ışık veriyor.

Hulusi Bey: O kısmı bir daha tekrar et. Yani cennet cehennem kısmını

-: Demek bu semavî lâmbalarda gayet hârika bir intizam var ve onlara çok dikkatle bakılıyor. Güya o pek büyük ve pek çok kitle-i nariyelerin ve gayet çok kanadil-i nuriyelerin buhar kazanı ise, harareti tükenmez bir Cehennem’dir ki, onlara nursuz hararet veriyor.

Hulusi Bey: Nursuz hararet veriyor. Evet.

-: Ve o elektrik lâmbalarının makinesi ve merkezî fabrikası, daimî bir Cennet’tir ki, onlara nur ve ışık veriyor.

Hulusi Bey: Nur ve ışık cennetten, hadsiz hararet de cehennemden veriyor. Veriyor ha, kendi kendine gelmiyor. Mülkün sahibi, cehennemin de sahibi, güneşin de sahibi o nucumun da sahibi olan zat, Onların nurunu, hararetini. Harareti cehennemden, nurunu cennetten veriyor.

-: İsm-i Hakem ve Hakîm’in cilve-i a’zamıyla, intizamla yanmakları devam ediyor. Ve hâkeza…

            Bunlara kıyasen yüzer fennin herbirisinin kat’î şehadetiyle, noksansız bir intizam-ı ekmel içinde hadsiz hikmetler, maslahatlarla bu kâinat tezyin edilmiştir. Ve o hârika ve ihatalı hikmetle, mecmu-u kâinata verdiği intizam ve hikmetleri, en küçük bir zîhayat ve bir çekirdekte küçük bir mikyasta dercetmiştir.

Hulusi Bey: Yeter. İşte onun sesini duyuyoruz. Onun sesini duyuyoruz ki O aramızda yaşıyor. Ben ne diyeyim artık.

Hafız Abdullah Nazırlı: Allah ebeden razı olsun.

Hulusi Bey: Desem ki El-Hac, Vel-Hafız vel-muhterem hıtamuhu misk bir şey et. Çok kendini de yorma. Çok kendini yorma.

Hafız Abdullah Nazırlı:

AŞR-I ŞERİF

اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ ٭ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِۜ مَثَلُ نُورِه۪ كَمِشْكٰوةٍ ف۪يهَا مِصْبَاحٌۜ اَلْمِصْبَاحُ ف۪ى زُجَاجَةٍۜ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّىٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لاَ شَرْقِيَّةٍ وَلاَ غَرْبِيَّةٍۙ يَكَادُ زَيْتُهَا يُض۪ٓىءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌۜ نُورٌ عَلٰى نُورٍۜ يَهْدِى اللّٰهُ لِنُورِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ اْلاَمْثَالَلِلنَّاسِۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَل۪يمٌۙ٭ف۪ى بُيُوتٍ اَذِنَ اللّٰهُ اَنْ تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ ف۪يهَااسْمُهُۙ يُسَبِّحُ لَهُ ف۪يهَا بِالْغُدُوِّ وَاْلاٰصَالِۙ٭

صَدَقَ اللّٰهُ العَظ۪يمُ٭

Hulusi Bey:

DUA

Cenab-ı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri, okunan bu mübarek kelamullah hürmetine. Bizi buraya hangi ismin muktezasıyla toplamışsa o esma-i mübarekenin hürmetine. Şu meclislerimizin hayatta bulunduğumuz müddetçe gönül hoşluğu ile devamını temin buyursun. Bütün hastalarımıza acil şifalar ihsan eylesin. Âmin. Cümlemizin ahir-ü akıbetini hayr eylesin. Şu fani âlemde bizi şu sofra-yı nimetten kolaylıkla istifade etmeyi nasib-i müyesser eyleyen Allahımız hayatımızın sonuna kadar bu nimetini bizden kesmesin devam ettirsin. Âmin. Bizi emanette emin eylesin. Kusurumuzu af eylesin. Darüsselama gidinceye kadar bu gemide bir fitne, fesada mahal vermesin. Fitne ve fesada say edenleri Cenab-ı Hak ıslah eylesin. Islahları kabil değilse şerlerini şu ümmetten uzak eylesin. Mülkümüzü vesair İslam memalikini her türlü afat-ı arziye ve semaviyeden Hafiz ismi hürmetine muhafaza eylesin. Bütün geçmişlerimize bahusus derslerinden daima şakirane istifade etmekte olduğumuz, mübarek Üstadımızdan ebediyyen razı olsun. Bütün geçmişlerimize rahmeti ile muamele eylesin. Nerde varsa ehli iman, “ Bize dua eden yok mu, ah bir dua edenim bulunsa da bana bir dua etse” diyor. Biz bilmiyoruz, rahmet-i ilahiye biliyor ya. Ya Rabbi böyle dua bekleyen ne kadar imanlı zevat varsa ahiret intikal etmiş olanların ruhlarını şad eyle. Azapta olanların azaplarını ref’ eyle. Kendilerini mesrur eyle. Hâsıl olan sevabı şefiimiz Hazreti Muhammed Mustafa sallahu aleyhi ve sellemin ruhu saadetine isal eyle. Bütün enbiyanın da ruhlarına isal eyle. Ehli imanın ruhlarına da ikram eyle. Hulasa-i kelam bizi bu hizmette daim eyle. İman dairesinde daim bulundur, emin sıfatını gaip ettirme.  Hainlerden eyleme. Vaktaki hayatımız sona erdi o zaman da o kelime-i münciye-i ki buyrun.

 اَشْهَدُ اَنْ  لآَ اِلٰهَ اِلاّٰ اللّٰهُ وَ اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدٌ عَبْدُهُ وَ رَسُولُهُ

Diyerekten huzuruna girenlerden eyle. Amin.

Lillahil Fatiha.

PDF Dosyası İndirmek İçin Tıklayınız!

 

Bir önceki yazımız olan 81) ONUNCU SÖZ/ZEYLİN BİRİNCİ PARÇASI DERS - 2 başlıklı makalemizde onuncu söz zeylin 1.parçası hakkında bilgiler verilmektedir.