89) YİRMİNCİ MEKTUB 8. KELİME VE DUA DERS-3

89) YİRMİNCİ MEKTUB 8. KELİME VE DUA DERS-3

ADAD

Hulusi Bey

YİRMİNCİ MEKTUB 8. KELİME VE DUA DERS-3

Hulusi Bey: Birisi dudağını kıpırdattığında ne konuşuyorsun derse, aklıma bir şey geldi. Cenab-ı Hak gizli aşikâr her sesi duyar mı?

-: Duyar.

Hulusi Bey: Öyle ise herkese duyurmaya ihtiyaç yoktur. O duysun yeter. O duysun yeter. Hadi bakalım.

-: Çok cihetlerle zıddiyet noktasında âyinedarlık ederler.

Hulusi Bey: Şu ayine meselesini anladık ya ayine. Şimdi ayine deyince cebindeki ayineyi göster. O, o değil. Mevcudat Halık’a ayinedarlık ediyor. Var edilenler diyorlar ki biz birinin, bir tek ilahınız. O’nun masnuuyuz, O’nun memluküyüz, O’nun mahlûkuyuz. Bu ayinadar sözü budur. Yani o şeyi gördüğün zaman, şeyin Halık’ı hatırına gelir.  اَللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ Cenab-ı Hak her şeyin nesidir? Halıkı’dır, yapanıdır. Yani sana buna bak dediği zaman da sende baktığın vakitte diyeceksin ki Allah’ın, bu Rabbımın bir mahlûkudur, bir masnuudur, bir memlüküdür. Başka bir şey değil. Dilimiz, evvela dilimizi alıştıralım, sonra hakikatini dersten öğrenelim. İşimiz bu işlere böyle iyice girersek o zaman Cenab-ı Hak bizim kusurlarımızı af eder. Kendisine layık bir kul olacak vasfı bize layık görür. “Ey kulum” der. O’nun kulum demesi bize bir hitaptır, güzel bir iltifattır. Cenab-ı Hakka kul olduğunu bilen bir adam, kime kul olacak daha? Şimdi aciz bi insanlara halıkıyet atfetmek ne kadar acınacak bir durumdur. “Bu adam beni yarattı” diyor “Bu adam”. Bu hamakatın bu derecesine ne denir? Sıkıştığı zaman ibriği zor yetiştiriyorsun. Bu adama rab olabilir mi? Feya sübhanallah, Feya sübhanallah. Evet.

-: Meselâ: Nasıl ki mevcudat acziyle kudret-i Sâni’a âyinedarlık eder,

Hulusi Bey: Bak daha başka bir şekilde mütalaa ediyor. Biz aciz miyiz? Aczi olmayan biri var mı tanıdığınız? Hiçbir şeyden aciz olmayan bir zat var mı, kimdir? Allah. Öyle ise sana aciz demek bu tevazu değildir. Nedir? Sen diyorsun ki ben acizim. Fakat bu aczin içerisinde bir izzet var. Çünkü aziz olan zata intisabım var o benim Rabbimdir. Aczimizin içerisinde bir izzet var, izzet. Yani bizi yaratanın adaletine atfediyoruz. Biz aciziz ama bizi yaratan, bizi yaratan nedir? Nedir? Ha. Nedir? O kudreti yeter, her şeye yeter. Bizim kudretimiz yetmez. Fakat ona intisabımız var. Biliyoruz ki her şeye gücü yeten, şimdi başı dara geldi mi وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ der ama mana düşünmek yok. Sen artık o çare bu çere baktın ki olmuyor. وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ diyor, güya can sıkıntısını defedecek. Hâlbuki onun manası: ben üzerime yığılan şu zahmetli işlerin içerisinden kendimi kurtaramadım, kalkamadım ama birden وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ aklıma geldi. Ben acizim amma Rabbim aciz değildir. O’nun gücü her şeye yeter. وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ ağzımızdan çıkanı biraz mülahaza edelim. Öyle derle ki burası dokuz kert midir nedir? Bir şey söylerler. Yani mütefekkir olmak lazım mütefekkir, düşünceli.  وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ Onun kudretinin nihayetsizliği, biz acizliğimizle iftihar ediyoruz. Biz aczimizle ona ayine oluyoruz. Ben acizim amma benim üzerimde şu intisab dolayısı ile Rabbıma intisab dolayısı ile üzerimde bir izzet var. O izzet benim değil. Benim Halıkımındır. O’na intisab etmekle O’nu tanımakla, O’nun kudretine itimat etmekle kendi aczimin ondan gelen kudretle hiç olduğunu görüyorum. Beni böyle yaratmasaydı, daha birini arayacaktım. Benim bu işe aklım ermedi, bu işe gücüm yetmedi. Kime gideyim, kimi bulayım. Emeksiz sırf  اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ İhdina ile hidayet temennisi ile Cenab-ı Hak bize güzel bir cevap vermiş. “Ey kulum ben senin Rab’ınım benim her şeye kudretim yeter. Bana intisabın bana ayine olmaklığın yetmiyor mu sana? Merak etme! Her musibete dayan. Seni her korktuğundan emin edecek, her umduğuna nail edecek benim.” Böyle bir Rabb-ı Rahimimiz var. Öyle ise ne mutlu mü’minim, muvahhidim diyene. Mutlu o işte. Yoksa ne mutlu kürküm diyene. Sen kürkünü giyin ondan sonra ne mutlu ki Hacıağa kürkünü giymiş. Ne mutlu o kürkü giyene. Yaa yağma vardı. Hacı Sabri’yi kandırmak zordur böyle şeyde.

-: O kürkten gaflete gidiyor, şeye götürmez.

-: Nasılki mevcudat acziyle kudret-i Sâni’a âyinedarlık eder, fakrıyla gınasına âyinedar olur. Öyle de,

Hulusi Bey: Fakrıyla, ihtiyacı ile ihtiyacını temin edemedi, dünyevi uhrevi ihtiyacını temin edemedi. Hangi kapıya ihtiyaç duyacaksın? Onun hazinesinden senin ihtiyacın temin edecek şey kimde varsa onun kapısına gideceksin ki. Cenab-ı Hak bak وَاللّٰهُ الْغَنِىُّ وَاَنْتُمُ الْفُقَرَٓاءُۚ diyor. Sizler fakirsiniz, ihtiyaç içerisindesiniz amma ben mutlak ganiyim. Beni Rab tanıyan, benim ğınamdan da istifade edebilir. Fakirliği, ihtiyacı kalır mı artık?

-: Öyle de, fenasıyla bekasına âyinedarlık eder. Evet zeminin yüzü ve yüzündeki eşcarın kıştaki vaziyet-i fakiraneleri ve baharda şaşaa-paş olan

Hulusi Bey: Şaşaa-paş

-: Servet ve gınaları gayet kat’î bir surette, bir Kadîr-i Mutlak ve Ganiyy-i Alelıtlak’ın

Hulusi Bey: Alelıtlak

 -: Kudret ve rahmetine âyinedarlık eder. Evet bütün mevcudat, güya lisan-ı hal ile, Veysel Karanî gibi şöyle münacat ederler; derler ki:

Hulusi Bey: Allah, Allah

-: Derler ki:

            “Yâ İlahenâ! Rabbimiz sensin! Çünki biz abdiz. Nefsimizin terbiyesinden âciziz. Demek bizi terbiye eden sensin!.. Hem sensin Hâlık! Çünki biz mahlûkuz, yapılıyoruz. Hem Rezzak sensin! Çünki biz rızka muhtacız, elimiz yetişmiyor. Demek bizi yapan ve rızkımızı veren sensin. Hem sensin Mâlik! Çünki biz memluküz. Bizden başkası bizde tasarruf ediyor. Demek mâlikimiz sensin. Hem sen Aziz’sin, izzet ve azamet sahibisin! Biz zilletimize bakıyoruz, üstümüzde bir izzet cilveleri var.

Hulusi Bey: Biz zilletimize bakıyoruz, üstümüzde bir izzet nesi var?

-: Cilveleri

Hulusi Bey: İzzet cilveleri var. Şimdi sen nesin yahut Müslüman mısın derseler ne deriz? O zaman böyle yere mi bakarız? Ne deriz? Elhamdülillah Müslümanım, mü’minim, muvahhidim, ehl-i sünnet vel cemaattenim. Bak bu izzet nerden geldi? Cenab-ı Hak bizi himaye etti işte. O Azizdir. Artık biz bunu söylerken “Elhamdülillah Müslümanım.” Yahut “İnşâallah Müslümanım” denir mi? “İnşâallah Allah murad ederse Müslümanım.” Şüpheli misin yani hala?

-: Bazısı öyle söylüyor ama cehlinden söylüyorlar.

Hulusi Bey: Neyse.  Tabi herkes senin gibi âlim mi olacak.

-: Demek senin izzetinin âyinesiyiz. Hem sensin Ganiyy-i Mutlak! Çünki biz fakiriz. Fakrımızın eline yetişmediği bir gına veriliyor. Demek gani sensin, veren sensin. Hem sen Hayy-ı Bâki’sin! Çünki biz ölüyoruz. Ölmemizde ve dirilmemizde, bir daimî hayat verici cilvesini görüyoruz. Hem sen Bâki’sin! Çünki biz, fena ve zevalimizde senin devam ve bekanı görüyoruz. Hem cevab veren, atiyye veren sensin! Çünki biz umum mevcudat, kalî ve hâlî dillerimizle daimî bağırıp istiyoruz, niyaz edip yalvarıyoruz. Arzularımız yerlerine geliyor,

Hulusi Bey: Gençlerimizden bir hafızımız var mı? Gençlerimizden bir hafızımız var mı? Yok mu?

-: Hiç ses çıkmıyor.

Hulusi Bey: Ne yapayım gençleri getirmiyorlar. Hadi oku.

-: Maksudlarımız veriliyor. Demek bize cevab veren sensin. Ve hâkeza…”

            Bütün mevcudatın, küllî ve cüz’î herbirisi birer Veysel Karanî gibi, bir münacat-ı maneviye suretinde bir âyinedarlıkları var. Acz ve fakr ve kusurlarıyla, kudret ve kemal-i İlahîyi ilân ediyorlar.

Hulusi Bey:

Amin

اَلْحَمْدُلِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّق۪ينَ

وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلٰى رَسُولِناَ مُحَمَّدٍ وَ اَلِهِ وَ اَصْحَبِهِ اَجْمَع۪ينَ

اَللّٰهُمَّ بِحَقِّ الْقُرْاٰنِ وَ بِحَقِّ مَنْ اُنْزِلَ عَلَيْهِ الْقُرْاٰنُ نَوِّرْ قُلُوبَنَا بِنُورِ الْقُرْاٰنِ ٭ وَ اجْعَلِ الْقُرْاٰنَ شِفَٓاءً لَنَا مِنْ كُلِّ دَٓاءٍ وَ مُونِسًا لَنَا ف۪ى حَيَاتِنَا وَ بَعْدَ مَمَاتِنَا وَ اجْعَلْهُ لَنَا فِى الدُّنْيَا قَر۪ينًا وَ فِى الْقَبْرِ مُونِسًا وَ فِى الْقِيَامَةِ شَف۪يعًا وَ عَلَى الصِّرَاطِ نُورًا وَ مِنَ النَّارِ سِتْرًا وَ حِجَابًا وَ اِلَى الْجَنَّةِ رَف۪يقًا وَ اِلَى الْخَيْرَاتِ كُلِّهَا دَل۪يلاً وَ اِمَامًا بِفَضْلِكَ وَ جُودِكَ وَ كَرَمِكَ وَ اِحْسَانِكَ وَ رَحْمَتِكَ يَٓا اَكْرَمَ اْلاَكْرَم۪ينَ وَ يَٓا اَرْحَمَ الرَّاحِم۪ينَ ٭

Allah’ım, bizi masiyetten alıkoyacak kadar haşyetinden bize hisse ver. Bize Cennete ulaştıracak kadar taat nasip et. Dünya musibetlerini, kolay gösterecek kadar kuvvetli iman ver. Bizi hayatta bıraktığın müddet göz ve kulak nimetinden mahrum etme ve onları ölümümüze kadar devam ettir. Bize zulmedenlerden intikamımızı sen al Ya Rabbi. Düşmanlık edenlere karşı bize yardım et Ya Rabbi. Bizi dinde musibete uğratma. Bizi dinde musibete uğratma. Bizi dinde musibete uğratma. Dünyayı en büyük düşüncemiz ve ilmimizin nihayeti kılma. Bize acımayanları bize musallat etme Ya Rabbi.

Âmin

PDF Dosyasını İndirmek İçin Tıklayınız!

Bir önceki yazımız olan 88) YİRMİNCİ MEKTUB 7. VE 8. KELİMELER DERS-2 başlıklı makalemizde yirminci mektub yedinci kelime hakkında bilgiler verilmektedir.