90) YİRMİBİRİNCİ LEM’A  İHLAS HAKKINDA (EHEMMİYETLİ) DERS – 1

90) YİRMİBİRİNCİ LEM’A İHLAS HAKKINDA (EHEMMİYETLİ) DERS – 1

ADAD

Hulusi Bey

7/Şubat/1978 Gece Dersi

YİRMİBİRİNCİ LEM’A

İHLAS HAKKINDA (EHEMMİYETLİ) DERS – 1

Hulusi Bey:

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ عَيْنِ الْعِناَيَةِ كَنْز ِالْهِداَيَةِ اِماَمِ الْحَضْرَةِ اَمِينِ الْمَمْلَكَةِ طِراَزِ الْحُلَلِ ناَصِرِالْمِلَلِ تاَجِ الشَّرِيعَةِ سُلْطاَنِ الطَّرِيقَةِ بُرْهاَنِ الْحَقِيقَةِ زَيْنِ الْقِياَمَةِ شَمْسِ الشَّرِيعَةِ شَفِيعِ اْلاُمَّةِ عاَلِى الْهِمَّةِ كاَشِفِ الْغُمَّةِ يَوْمَ الْقِياَمَةِ سِراَجِ الْعاَلَمِينَ.

اَللّٰهُ عاَصِمُهُ وَ جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ خاَدِمُهُ وَالْبُرَاقُ مَرْكَبُهُ وَقاَبُ قَوْسَيْنِ مَقاَمُهُ وَالْمَعْبُودُ مَقْصُودُهُ شَمْسُ الضُّحَى بَدْرُ الدُّجَى نُورِ الْهُدَى خَيْرِالْوَرَى اِماَمِ الْمُتَّقِينَ اَصْفَى اْلاَصْفِيَآءِ مُحَمَّدِنِ الْمُصْطَفَى صَلَّى اللّٰهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ قِبْلَةِ الْعاَرِفِينَ وَكَعْبَةِ الطَّآئِفِينَ وَحَبِيبِ رَبِّ الْعاَلَمِينَ وَعَلَى اَلِهِ وَاَصْحاَبِهِ وَ عِتْرَتِهِ الطَّيِّبِينَ الطَّاهِرِينَ وَسَلِّمْ تَسْلِيماً كَثِيراً ياَ رَبَّ الْعاَلَمِينَ اَمِينَ.  

 

قال الله تعالى : اِنَّ اْلاَبْرَارَ لَف۪ى نَع۪يمٍۙ*عَلَى اْلاَرَٓائِكِ يَنْظُرُونَۙ*تَعْرِفُ ف۪ى وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّع۪يمِۚ*يُسْقَوْنَ مِنْ رَح۪يقٍ مَخْتُومٍۙ*خِتَامُهُ مِسْكٌۜ وَف۪ى ذٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَۜ* وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْن۪يمٍۙ*عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَۜ*

  صَدَقَ اللّٰهُ العَظ۪يمُ٭

Allahu Tealâ buyuruyor: “Şübhe yok ki iyi kişiler Cennet ni‘metleri içindedirler. Süslü tahtlar üstünde oturup mazhar oldukları ni‘metleri temaşâ ederler. Yüzlerinde Cennet ni‘metlerinin parlaklığını görür, tanırsın. Onlara mühürlü, halis bir şarâb sunulur içirilir ki içiminin sonu pek hoştur. İçenlere bıkkınlık vermez. İşte nefâset arzû edenler bunu istesinler. Bu yolda yarışsınlar. O şarâba tesnîm ırmağının suyu da karıştırılmıştır. Bu öyle bir pınardır ki, ondan ancak Allah’a yaklaşanlar, rızasına erenler içer.

( Mutaffifîn Sûresi: 22-28 )

وَعَنْ جَابِرٍ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: قالَ رَسُولُ الله صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَأْكُلُ أَهْلُ الجَنَّةِ فِيهَا، وَيَشْرَبُونَ، وَلا يَتَغَوَّطُونَ، وَلا يَمْتَخطُونَ، وَلا يَبُولُونَ، ولكِنْ طَعَامُهُمْ ذلِكَ جُشاءٌ كَرَشْحِ المِسْكِ، يُلهَمُونَ التَّسْبِيحَ وَالتكْبِيرَ، كَمَا يُلْهَمُونَ النَّفَسَ. إلٰى آخر

Câbir (r.a.)’den rivayete göre, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Cennetlikler, Cennet’te ihtiyâçtan dolayı değil, sırf daimi bir zevk içinde yerler ve içerler. Lâkin bunlar abdeste çıkmazlar. Aksırıp, sümkürmezler. Ağızlarından ve burunlarından istikrâh edilecek şeyler çıkmaz. Onların taamları vücudlarından ter halinde çıkar. Terleri de misk gibidir. Onlar külfetsiz Cennet’lerde kaldıkları gibi, sabah akşam Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ve kemâl sıfatlarıyla tavsif etmekten zevk alırlar.

Allahümme yessirlena Âmin.

-:

وَعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ الله صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: قال الله تعالى: أَعْدَدْتُ لِعِبَادِيَ الصَّالِحِينَ مَا لاَ عَيْنٌ رَأَتْ، وَلا أُذُن سَمِعَتْ، وَلاَ خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ، وَاقْرَؤُوا إنْ شِئْتُمْ:  فَلاَ تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ٭ متفق عليه  

Ebû Hureyre (r.a.)’den; Resûl-i Ekrem (s.a.v.) ’in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur. Allahu Tealâ; “Salih kullarım için cennette hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir beşerin gönlünden geçirmediği bir takım ni‘metler hazırladım.” buyurdu.

Bundan sonra Ebû Hureyre (r.a.), “İsterseniz şu âyeti de okuyunuz” demiştir:

Meâl-i âlisi şöyledir: “Mü’minlerin işledikleri hayır ve ibâdetlerinin mükâfâtı olarak Allah’ın hazinesinde saklanmış olan o göz aydınlığı ni‘metleri kimse bilmez.”

Hulusi Bey:  Âyetin nerde olduğunu söylemiyor mu?

-: Buna ait secde onyedi. Secde sûresi 17. âyet.

Hulusi Bey: Secde suresi ayet onyedi. Neyse onun lüzumu yok şimdi kalsın, secdeye götürmeyelim milleti

-: Devam edelim mi?

Hulusi Bey: Tamam, taman. Devam.

-: Yine Ebû Hureyre (r.a.)’den Resûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: Cennet’e ilk giren bir cemâatin yüzleri ayın on dördüncü gecesindeki sûreti gibi parlaktır. Onların peşi sıra girenler de en kuvvetli ziyâ neşreden yıldızlar gibidir. Bunlar Cennet’te ne küçük, ne de büyük abdest bozarlar ve ne de aksırıp sümkürürler. Onlar böyle ağızlarından, burunlarından ve vücûdlarının sâir kısımlarından istikrâhı mûcib hâllerden bir şey çıkarmazlar. Onların tarakları safi altındandır. Buhurdanlıklarındaki ud, Cennet’in ud ağacıdır. Zevceleri de huri’l-indir. Onlar, babaları Hz. Âdem (a.s.) sûretinde yaratılmış bir kimse gibidir. Boyları altmış zira’ dır.

Hulusi Bey: Kaç?

:- Altmış zira’ dır

Hulusi Bey:  Oo Hacı Ağa nereye gideceksin altmış zira‘la? Orda korkarım o boya yorgan bulmak zor ola! Yatmak yok ki, yorgan ola desene. Neler neler, neler neler.  Hacı Ağalara neler hazırlamış Allah, ha? Evet,

-: Buhari ve Müslim’in bir rivâyetinde: “Onların Cennet’teki kapları hep altın ve gümüştür. Onların teri misktir.”

Hulusi Bey: Burada haramdır, orada helâldir.

-: “Ehl-i Cennet’ten her birinin iki kadını vardır ki, vücudlarının güzellik ve letafetinden dolayı her birinin baldırındaki kemiğin iliği etinin üstünden görünür.”

Hulusi Bey:  28. Söz’de Cennet’in latif şeylerinden misâllerini getirirken diyor ki: Huriler yetmiş kat Cennet libası giydikleri hâlde, kemiklerinin içinde ilikleri görülecektir. Yetmiş kat Cennet libası giyecek, kemiklerinin içindeki ilikleri görünecek. Ne oldu, aklına yatmadı mı?

-:Yatıyor Efendim!

Hulusi Bey:  Yattı mı?

-: Yattı

Hulusi Bey: Peki. Hasan Hüseyin’mi o 

-: Evet

Hulusi Bey: Hoş geldin Hasan Hüseyin Efendi. Hoş geldin sefa geldin yüzün ak olsun. Haydi, git otur.

Hacı Ağa tebessüm ediyor. Cennet ni‘metlerini galiba burda tadıyor. Burada ne kadar tatsan, olmaz. Ne gözler görmüş, ne kulaklar işitmiş, ne de kalbi beşere hutur etmiş! Cenâb-ı Hak öyle ni‘metler verecek. Evet.

-: Onların aralarında ne ihtilâf vardır, ne husumet. Onların kalbleri tek bir adam kalbi üzerine yaratılmıştır. Onlar sabah-akşam Allahu Tealâ’yı tesbih ve takdis ederler.buyurmuştur.

Hulusi Bey: Evet, devam.

-: Muğire bin Şu‘be (r.a.)’den rivâyete göre, Resûlullah (s.a.v.)’ şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur:

Hulusi Bey: Cenneti bırakalım mı? Yoksa hoşunuza gittiyse Cennete devam mı edelim?

-: Cennet bırakılır mı efendim?

Hulusi Bey: Cennetten daha kıymetli bir şey varmı?

-: Evet, Cemal-i İlahi.

Hulusi Bey: Bak nasıl dersi yuvada almış. Allahümme yessirlena

-: Amin

Hulusi Bey: Buyur.

-: Musâ (a.s.), Cenâb-ı Hakk’tan, “Ehl-i Cennet’in en aşağı makamı nasıldır?” diye sordu?

Cenâb-ı Hak şöyle buyurdu: “Bu öyle bir kimsenin menzilidir ki, o ehl-i Cennet, Cennet’e idhal ve iskân olunduktan sonra gelir. Ona, ‘Cennet’e gir!’ denir. O kimse, ‘Ey Rabbim! Herkes kendi yerine yerleştikten ve mükâfatlarını aldıktan sonra benim Cennet’e girmekliğim nasıl müyesser olabilir?’ der.

Cenâb-ı Hak ona: “Dünya padişâhlarından bir padişâhın mülküne benzer bir mülke nâil olmağa razı olur musun?’ diye sorar. O da, ‘Razıyım ya Rab!’ diye cevap verir.

Cenâb-ı Hak, “İşte öyle bir mülk senindir. Razı olduğun şeye ilaveten bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha ihsan edeceğim!’ buyurunca, beşincide, ‘ Artık razı oldum yâ Rab’ der.

Hulusi Bey: Epey zamandır ihlâs dersimizi okumuyoruz. Bu akşam ihlâs dersini okuyacağız. Bir zuhurat olursa bir şeylerde söyleriz, zuhurat olursa, olmazsa, yalnız dinleyeceksiniz. Buyur.

-:

YİRMİBİRİNCİ LEM’A

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Bu Lem’a lâakal her onbeş günde bir defa okunmalı.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

وَلاَ تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ ٭ وَ قُومُوا لِلّٰهِ قَانِتِينَ ٭ قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكَّيهَا وَ قَدْ خَابَ مَنْ دَسَّيهَا ٭ وَلاَ تَشْتَرُوا بِآيَاتِى ثَمَنًا قَلِيلاً

            Ey âhiret kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur’aniyede arkadaşlarım! Bilirsiniz ve biliniz:

Hulusi Bey: Şimdi, “Ey ahiret kardeşlerim” diyor. Yani ahirette, ahirette ona kardeş olmak arzu edilir şey midir?

-: Amennâ…

Hulusi Bey: Ahirette ona kardeş olmak ne sâyede olurdu? Onun eserlerinden Kur’ândan alıp bize verdiği eserlerinden hakkıyla istifade ve istikametle hareket edersek. Eserlerinden hakkıyla istifade etmek için mütefekkirâne okumak lazım. Hakkıyla istifade etmek, o da istifade ettiğimizi bilfiil göstermekle olur.

Ne yapacağız? İstifade edenler, her nasılsa istifade edemeyenlere istifadelerinden bir şey verecekler. Kardeşlik böyle. İstifade ettikleri şeyi hazır olmayan kardeşlerine duyuracaklar.

15 günde Lâekall 15 günde bir def‘a okunması tavsiye ediliyor. Lâekalli bu. En azından. Biz maalesef, biz çok zaman geçirdikten sonra okuyabiliyoruz. Okuduktan sonra da bari dikkat edelimde istifade edelim.

Bir defa değil, yüz defa okusak istifademiz tamam olur mu? Olmaz. Neden olmaz? Çünkü başında bak kaç tane sureden alınmış parça parça âyetler var. Kur’ânın âyetlerinden bahsediliyor. Bunlar birer deniz. Denizden birer katre. Kur’anın ifade ettiği manalar, hasre gelir mi, sayıya gelir mi? Ne kadar okursan oku, yine okumak usandırır mı? Yine istek var mıdır, okumaya, dinlemeye? Binaenaleyh şu küçük dersimiz ki bizim için böyle emir de var üstelik.

“Ey ahiret kardeşlerim” diyor bize hitap ediyor. “Ahirette benim kardeşim olacaksınız” diyor. Size bir düstur bırakıyorum. Bana kardeş olabilmeniz için ahirette Bu düstura, bu talimata göre hareket edeceksiniz.”

İster miyiz Hazreti Üstad’a kardeş olmak ahirette?

-: Elbette isteriz Efendim..

Hulusi Bey: Öyle ise, bu derslere çok dikkat etmemiz lazım geliyor. Bu bir talimattır. İç talimat iç. Risâle-i Nur şâkirdlerinin iç hizmet talimatıdır. Buyur, bakalım.

-: Ey âhiret kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur’aniyede arkadaşlarım! Bilirsiniz ve biliniz: Bu dünyada, hususan uhrevi hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçı, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarîk-ı hakikat, en makbul bir dua-yı manevî, en kerametli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en safi bir ubudiyet: İhlastır.

Hulusi Bey: Bunların tek tek izahını yapmayacağım. Fakat ihlasta bu kadar kuvvetler, bu kadar ince manalar var. Arzu edenler, yalnız bunu böyle toplantı zamanında değil, belki hususi surette de okumalı ve istifadeye çalışmalıdır.

Bu kadar kuvvetler mevcud olan bir şeyde nedir o? İhlasdır. İhlasın manası nedir? İhlas, “içinde halk olmayan”. Yani halk endişesi ister sevgi, ister nefret.

Bir şey yapacağız ki bir şeyler yapmak herhalde iyi şeylerdir. Halk hoşlana. Mesela biri söylese dese ki “Risâle-i Nur şakirdleri maşaallah o kadar tatlı sohbet ediyorlar ki” biz de ondan sevinsek memnun olsak. Tamam, “Allah râzı olsun, bunlar takdir ediyorlar. Öyleyse dikkat edelim ki, bundan sonra halk bizi beğene.  Halkın teveccühünü kırmayalım” oldu mu? Olmaz. Abdest bozuldu, ihlas kaçtı. Buyur.

-: Madem ihlasta mezkûr hâssalar gibi çok nurlar var ve çok kuvvetler var.. ve madem bu müdhiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid’alar, dalaletler içerisinde

Hulusi Bey:  Zaman müdhiş yahu. Bunun dehşeti neresinde? Bu zamanda, fitne-i ahirzamândır. Fitne var. Bu fitne, bizi neden mahrum eder, neden uzaklaştırır? Allah’tan uzaklaştırır, Allah sevgisini kaybettirir. Allah sevgisini kaybettirir. Allah rızasından uzak düşeriz, Allah korkusunu taşımaz oluruz.  Allah sevgisi, Allah korkusu kalbimizden çıkarsa o zaman akıbetimizden korkulur. Allah bizi kendi korkusundan, kendi sevgisinden ayırmasın. Âmin… Evet.

-: Ve madem bu müdhiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde

Hulusi Bey:  Zaman müthiş. Bu tabiri unutmayın. Hala dehşetini muhafaza ediyor mu? Ediyor. Çünkü efendim bu işte imanı ya tahkika ulaştırmak veyâhud büsbütün imanı kaybetmek tehlikesi var. Böyle bir zamana “müdhiş” denilmez de hangi zamana denilir? Buyur.

 -: Madem ihlasta mezkûr hâssalar gibi çok nurlar var ve çok kuvvetler var.. ve madem bu müdhiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid’alar, dalaletler içerisinde bizler gayet az ve zaîf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsi bir vazife-i imaniye

Hulusi Bey:  Şimdi burada hatıra geldi. Farazâ biz desek ki; Biz fakir değiliz. Elhamdülillâh. Cenâb-ı Hak lütfetmiş, bizi fakir etmemiş. Hâlbuki ne kadar zengin olursak olalım, şu âyet muvacehesinde Cenab-ı Hak ne buyuruyor: وَاللّٰهُ الْغَنِىُّ وَاَنْتُمُ الْفُقَرَٓاءُۚ

 “Sizler fakirsiniz. Allah Ğanidir.” Yani, ne kadar “zenginim” derseniz ihtiyaçınızı temin edecek biri lazım. Her ne muhtaç olduğunuz şeyi size yetiştirecek biri var! Ha, O Ğani’dir. Hakiki ğına O’ndadır. Biz mutlaka “ekmek var mı?” diye sordun evde. Ekmeği bitirdiler misafir gelmişti verdik ekmek kalmadı Hoca Efendi hadi bakalım fırına.

-: Bizler gayet az ve zaîf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsi bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur’aniye omuzumuza ihsan-ı İlahi tarafından konulmuş;

Hulusi Bey: Vazifedir, yani vazife.

-: Bir daha oku orayı

-: Bizler gayet az ve zaîf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur’aniye omuzumuza ihsan-ı İlahî tarafından konulmuş; elbette herkesten ziyade bütün kuvvetimizle ihlası kazanmaya mecbur ve mükellefiz

Hulusi Bey:  Bu dersin yazıldığı zamandaki vaziyete göre yazılmıştır. Bugün bu derse yine ihtiyaç var mıdır?

-: Var.

Hulusi Bey: Var. Çünki nasıl ki, fukaralık meselesi mevzubahis oldu. Mesela nisâba mâlik olana şer’an zengin sayar İslam dini. Bunun zekâtı var, fitresi var şuyu var buyu var. Yani, mal sahibidir. Fakat hakiki ğına kime mahsustur? Allah’a… O Allah’a mahsustur.

 Biz وَاللّٰهُ الْغَنِىُّ وَاَنْتُمُ الْفُقَرَٓاءُۚ  muvacehesinde haddimizi bilmeliyiz. Biz fakiriz, zengin Allah’tır.

Şimdi iki sual karşısında kalsa bir mü’min, “Sen şer‘an zenginmisin? “Elhamdülillah, Elhamdülillah nisâba mâlikim, şer‘an zenginim, bana zekât vermek üzerime farzdır”. Fakat böyle demiyor, “şer‘an”demiyor da , “Sen zengin değil misin?, ben zenginim.”

Allah’ın ğınası karşısında, sen zenginmisin? Diye sorsalar. O zaman  “Ene fakir, ene fakir, ben fakirim”. Niçin böyle söylüyorsun.

Çünkü Cenâb-ı Hak , وَاللّٰهُ الْغَنِىُّ وَاَنْتُمُ الْفُقَرَٓاءُۚ   “  “Sizler fakirsiniz, yani sizin ihtiyacınız çoktur. Ben ise hiç bir şeye muhtaç değilim, hiç, bir şeye muhtaç değilim.” Çok zengin, milyonları olan bir adam, fırıncılar grev etse, evde de un olmasa, muhtaç mıdır? Evet.

-: Ve ihlasın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız. Yoksa hem şimdiye kadar kazandığımız hizmet-i kudsiye kısmen zayi’ olur, devam etmez;

Hulusi Bey:  İhlasın sırrını nedir ki içimize yerleştirsek? İhlasın sırrı ne? Şimdi düsturlarda söyleyecek. Rıza-i İlahiden başka hiçbir şey gözetmemek. Yetiştireceğiz, biz hizmet-i imaniyedeyiz fakat mukabilinde Allah’ın rızasından başka bir matlubumuz var mı? Ama işte böyle yavaş söyleme.

PDF Dosyasını İndirmek İçin Tıklayınız!

Bir önceki yazımız olan 89) YİRMİNCİ MEKTUB 8. KELİME VE DUA DERS-3 başlıklı makalemizde YİRMİNCİ MEKTUB 8. KELİME hakkında bilgiler verilmektedir.