11- ENE, İHLAS, İKTİSAD ve HAYAT HAKKINDA

11- ENE, İHLAS, İKTİSAD ve HAYAT HAKKINDA

Sual 1: Katre risalesinde (Mesnevi-i Nuriye’nin) “اِنِّى لَسْتُ مَالِكِى” ile dördüncü kelâmın arasındaki fark nedir ve ene bir kelime iken nasıl kelâm oluyor?

Cevap 1: Birinci kelam ile insan kendisine mâlik değildir. Ancak mevhum mâlikiyeti var. Bununla Mâlik-i Hakiki’nin sıfatlarını ve sıfatların bir derece mahiyet ve hududunu bileyim… Dördüncü kelime doğrudan doğruya eneye bakar. Enenin iki yüzü var. Hem ene yalnız Allah’ın sıfatlarına değil esma ve şuunatına da bakıyor. Tafsilat için 30. söz ene bahsine bakılsın. Birinci kelâmda bir hüküm var. Dördüncü kelâmda enenin insana ne için verildiğini bilmek ve tanımak var. Ene bir kelimedir. Yani: küçük manalı bir sözdür, amma iki yüzü olduğu için kelâm, yani: manalı söz yerinde kullanılmıştır.

Sual 2: İhlas risalesinin sonunda “Evet, eğer mesleğimiz şeyhlik olsa idi, makam bir olurdu veyahut mahdut makamlar bulunurdu.” cümlesinden murad nedir?

Cevap 2: Şeyhlik ile müridlik münasebeti düşünülsün. Şeyh müridini tezkiye-i nefs yolu ile ve kalbini zikr-i İlahi ile işleterek fena fi-ş şeyh mertebesine ulaştırmak ister. Herkesin istidadı bir olmadığından mertebelerde, yani manevi terakkiler de ayrı olur. Nur talebesinde bir vücud haline gelmek kardeşlerinin meziyetleriyle şâkirane iftihar etmek var. Yani; ne rekabet ve ne de gıpta vardır. İki şakird bu bakımdan ayrılırlar. Biri nefsini tercih eder, diğeri kardeşlerinden ayrı bir fikir taşımaz.

Sual 3: İktisada nasıl muvaffak olunur. Ve helâl – haram, günah-sevab ne vasıta ile ayrılabilir ve hangi nur ile bilinebilir?

Cevap 3: İktisat risalesindeki şükürsüzlüğün mizanı olan hırs, israf, hürmetsizlik ve helâl – haram ayırmamaktan sakınmakla iktisada yani; kanaat, iktisat, rıza ve memnuniyete yani; şükre girmekle iktisada muvaffak olunur. Helâl – haram, günah – sevab, şeriat yani; İman ve İslamiyet nuru ile bilinir. Tereddüt edilirse bilenlerden yani; din adamlarından sorulur.

Sual 4: (Lem’alar, Hayat bahsi sahife 310) “Hayat, şu kâinatın en ehemmiyetli gayesi, hem en büyük neticesi, hem en parlak nuru, hem en latif mayesi, hem gayet süzülmüş bir hülâsası, hem en mükemmel meyvesi, hem en yüksek kemâli hem en güzel cemali, hem en güzel zîneti, hem sırr-ı vahdeti, hem rabıta-i ittihadı, hem kemalâtının menşei, hem san’at ve mahiyetçe en hârika bir zîruhu, hem en küçük bir mahluku bir kâinat hükmüne getiren mu’cizekâr bir hakikatı…” Bunların izahı ve aralarındaki fark nedir?

Cevap 4: 

Hayat şu kâinatın en ehemmiyetli gayesi, yani; Hayat demek dirilik demektir. Dirilerin diriltilmesinden gaye; Rablarını tanıyacak ve O’na kulluk edecek insan ve cin nev’inin yaratılmasıdır. Öyle ise biz insan olduğumuza göre hilkatimizin bu gayesine göre hareket edeceğiz.

En büyük neticesi: Bu âlemde ibadet ve itaatle Hâlık’ın rızasını tahsil etmek lütfuna layık olduğumuzu ispat etmektir, aksi hal ebedi hüsrana sebebtir.

En parlak nuru: Yani; hayatı olmayan şeyin vücudu yoktur. Hayat her şeyi karanlıktan kurtarır, aydınlatır demektir.

En latif mayesi: Kâinatın varlığına sebeb, manevî latif sıfat-ı İlahiyenin îcabı demektir.

Gayet süzülmüş bir hülasası: Kâinat dikkatle süzülecek olsa yani; madde ve unsurlar çıkarılsa geriye yalnız hayat kalır demektir.

En mükemmel meyvesi: Kâinat meyveli bir ağaca benzetilirse o ağacın yaratılmasının en mükemmel meyvesi hayattır demektir.

En yüksek kemali: Kâinatı, yani: mümkinatı müstaid olduğu kemâlâta ulaştıracak şey hayatın devamıyladır demektir.

En güzel cemali: Kâinatta görünen güzelliklerin sebebi ve o güzellikleri güzel yapan onların hayata layık görülmeleridir.

En güzel zineti: Kâinata masnuat olarak bakıldığına göre o masnuların süsleri, hayatlı olmalarından öyle ise en güzel zinet ve süs vesilesi hayattır demektir.

Sırr-ı vahdeti: Bütün hayatlıları hayata kavuşturan onları sahipsizlikten kurtaran bir tek Muhyî olduğunu bildiren bir hakikattir.

Rabıta-i ittihadı: Kâinatın umumunu, şuurlulara hayat sıfatı ile birbirilerine bağlayan hayattır demektir.

Kemâlâtın menşei: Kâinatın bidayet-i hilkatinde müstaid oldukları kemâlâta menşeleridir denir. Yani; Hayata layık görülmeselerdi istidatları inkişaf etmeyecekti demektir.

Sanat ve mahiyetçe en harika bir zîruhu: Yani; şu musanna ve bedi kâinatın hüviyet-i hakikiyelerinin tezahür etmesi hayata mazhariyetleriyledir.

En küçük bir mahlûku bir kâinat hükmüne getiren mu’cizekâr bir hakikati: Zerrelerden şemse, arştan ferşe kadar her şeyin her bir zerresine Rab olmak, ancak o zerreleri hayat sıfatı ve Muhyî ismiyle var edip terkip ve teşkil eden mu’cizekâr kudret-i İlahiyye ye hayatları ile şehadet ediyorlar demektir.

NOT: Hayat, Allah’ın en büyük nimetidir. Bu fani âlemde hayat nimetini verdiği bütün mahlûkatından Mün’im-i Hakiki artık geri almaz. Fakat tavırdan tavıra değiştirir.

Karışık bir devre rastladığından, sünuhat olmadığından bu kadar yazılabildi.

Orjinalini indirmek için tıklayınız!

 

Bir önceki yazımız olan 14) ÜSTAD HAZRETLERİNİN VEFATINDAN SONRA TAZİYE VE TESELLİ başlıklı makalemizde hulusiyahyagil, taziye ve üstad hakkında bilgiler verilmektedir.